Admin

Konya'ya Uyanmak...

Admin

Zaman konuşur çiniden,

Devirler başlar yeniden

Aşkın bir mor sürahiden

Dökülür dal dal nakışı...

Nurdur, içtim bakır tastan

Toprak göründü atlastan

Emir verdi Kılıçaslan

Süngüler tuttu alkışı.

Yaşım sarılı dürüde

Düğünler kalmış yarıda

Ağlar, Takkeli’m geride

Mendil etmiş Akyokuş’u.

Yeşilin avcunda Meram

Gözlere düşmüş hâtıram

Bir rüzgârdır buram buram

Eser Mevlâna’ya karşı.

(A. Rıdvan Bülbül)

***

Uzun yıllardır sürdürdüğüm bir alışkanlığım var,  alışkanlık giderek geleneğe  evrildi;

Sabaha oturduğumuz siteye yakın dört ayrı camiden gelen ezan sesleriyle uyanır namaz - niyazdan sonra bilgisayar masası başına geçer yazım çalışmalarına başlarım Bu denli çalışma  süreci ise diğer güncel uğraşlara indekslidir. Sessiz çalışmak, başarılı ve üretken gelir bana. Türbeönü çocuğu Mevlana Türbesine 200 Mt. ötede büyümüş olmakla övünç  durmuşumdur.

Ankara’daki evimizde de ezan sesi  çınlar durur, durmasına da Konya’da  dört camiden birden gece gündüz yankılanması  kişiye ayrı bir dinginlik veriyor.

...

Rauf Denktaş  Caddesi üzerindeki  dört bloktan oluşan sitede oturduğumuz Apartman Dairesi bir tür AVM’ler semti, Ana Caddede karşımızda üç, biraz ileride 2 olmak üzre sayı beşi buluyor, üstelik her türlü ekmek üreten ünlü bir unlu mamüller fırını  davar. Evimizin pencereleri ana ve yan caddeye bakar seyir zevkimizi de sürdürürüz ayrıca.  Yolların kavşak noktası, trafiği yoğun. Çalışma odam iki caddeye de Bakar.  Eczane, saatçi, çiçekçi, tekel bayii, bilgisayarcı, çeşmeci,  pastane terzi. sıralı durur.  Bir iki adım ilerde Ulusal düzeyde  bir AVM daha... Beğen beğen al!

Sitemizin alt katında çıtır simitçi, ünlü bir fotoğraf atölyesi, çorbacı, berber, 2.tekel bayii, 2. çiçekci. Hemen yanımız otopark. Tüm kent olanakları bir arada, özcesi her şeyimiz var.

...

Çalışmalarımın esin kaynaklarından başında geleni kuşkusuz şiirsel, gezinti ve özellikle de Konya’ya ilişkin olanları anımsamak. Sıra “Şiir Defterinin ”  yapraklarını  açmaya geldi.

...

“Aşk u şevkle kurulmuştur binâsı Konya'nın

Anın içûn bâd-ı Cennettir hevâsı Konya'nın

Hıcrile mahbûbunu kılmış müzeyyen âşıkı

Davet etmiş destine almış Hüdâsı, Konya'nın

Hor gezer âdemleri emmâ veli irfân olur

Hafızı gayet çeri, âlimleri umman olur

Hasılı ol katre âbın nüş eden arslan olur

Galiba toprağının bu iktizâsı, Konya'nın.

Açtı candan yâreyi gûş eyledik neyle kudüm

Biz anın dervişiyiz inkârımız yok bil-umüm

Şah-ı kutb'ul ârifin'dir Hazret'i Mollâ-yı Rûm

Şüphesiz makbûl Hak'tır evliyâsı, Konya'nın

Bülbül elhan eylemez bu beldede vakt-ı seher

Zikr-i Mevlâna'ya mâni olmuş ol mürg meğer

Heft-i kişverde hezârân âşık "Ya Hû" çeker

Zümre-i nâdân değildir müptelâsı, Konya'nın

Evliyasın eyleyim dersen bir bir hesab

Eylersem icmal, tafsilin olur bin cilt kitab

Sen de eyla bâb-ı Mevlâna'ya durma intisâb

Ordadır âşıkların açık livâsı, Konya'nın

Konya'da Eflâtun misâli vardır çok ricâl

Gösterir Ayine-i İskenderî'den hûb cemâl

Bulunur civâr-ı Mevlânâ'da erbâb-ı kemâl

Her şebin, rûz eylemiş Şems'in ziyâsı, Konya'nın

Kış olunca donanır ahbâbile vahdet-hâneler

Kurulup Pazar-aşk mamûr olur kâşâneler

Şems'i aşkın yakar pervâz eder pervâneler

Yaz olunca var Meram üzre safâsı, Konya'nın

(Aşık Şem'i)

---

Parlar Orta Anadolu’nun unutulmuş beyazlığı,

Genişler, vatan kadar;

Dağlarla genç,

Ovalarla bahtiyar

Cihan güzellikleri cihan üzre,

Uyumuş Selçukiler, kahraman,

Bir yeni kervan beklemektedir,

Kervansaraylarda zaman.

Asya’dan atlılar inmiş boy boy,

Kuvvet ve adalet kaplamış suları,

Taze bir imanla payidar,

Akmış küffar illerine orduları

Devirler ardında sesin,

Konya mısın, nesin?

Sonra beyler gelmiş, sultanlar gelmiş,Aşka.

Çağırmış ahu bakışları,

Her yön, bambaşka.

Bahçeler, mevsimlerle sarhoş,

Binalar, gecelerle süslü,

Öylesine bakireler, batıdan,

Ceylân yürüyüşlü, turna göğüslü

Duyurmuş ıtrını, Hinde bile,

Goncalarında meçhul açılan saksı,

Yumuşak bedenlerde naz eder,

İlmin raksı,

Nesiller sevgisinde hevesin,

Konya mısın nesin?

Duyulmuş en ulu mertebe,

Vücuzlarla bir olmuş, yer ve gök,

Kesilmiş toprağın üstündeki şey,

Ağrımamış kök!

Öbür dünya uğruna terkedilmiş el ve ayak,

Muhteşem bir varlık duyulmuş tane tane,

Bütün yollar burda birleşmiş,

Perişan ve mestane.

Her yanda rüzgâr ve hikmetler,

Mevlâna doldurmuş her tarafı,

Bir ince yeşil,

Aklın ve bütün insanların affı.

Ahireti mamur olmuş herkesin

Konya mısın nesin?

Sonra bir rahmetle, silkinmiş kişiler,

Siyah göllerden, harap evliyalardan,

Tekrar dönmüş mağarasına,

Bozkurtlar uykusunda kaybolan

Sefaletten buğday getirmiş yüzlence yıl,

Çıplak tabanlarla köylüler,

Çay götürmüşler, şeker götürmüşler, radyo götürmüşler,

Susayan bozkırın köylerine bu sefer

Kuru yapraklardan, kurumuş binalardan

Dibine varmış pişmanlıklarla havuz,

Yine bir ağız vermiş onlara, tuz.

Sonsuzluklar içinde büyümektesin.

Konya mısın nesin

(Fazıl Hüsnü Dağlarca)

---

Yoluna kurban olduğum,

Aziz bildiğim evlattan

Şanın şöhretin dört yana,

Koşa gelmede milâttan...

Dört ufkundan mühür mühür,

Hayaller fışkıran şehir..

Bağrında koca bir nehir

Akadurur, hububattan...

Sen ney, dilinde uhrevi

Mevlâna'nın aşk alevi

Dile getir Keyhüsrevi,

Nağmeler sun, Keykubat'tan.

Toprak görünüşü hice,

Verdiğin zevk yeter içe.

Ey yeşil taşa, kerpiçe,

Destanlar söyleten vatan...

(Feyzi Halıcı)

---

Sabahtan Vardım Konya'ya

Baktım cihana uyanık!

Kimi binik, kimi yaya.

Baktım meydana uyanık

Sabahtan  akşama kadar.

Didinir terler, çabalar.

Uyanık bütün babalar.

Oğul, kız,  ana uyanık.

Karatay,  İnce Minare.

Dolaştım hep birer kere

Her köşeye, her esere

Bakındım râna uyanık.

Baktım tarihe, zamana.

Baktım Alâeddin Han'a

Baktım o büyük insana.

Kılıç Arslan'a uyanık

Şehirde herkes ayakta,

Kepenekler kaldırılmakta

Askeri, mektebi sokakta.

Baktım her yana uyanık.

Konuşursan bir kelime,

Kavuşursun bin selâma.

Lafızda şive var ama,

Fikirde mâna uyanık

Alâeddin Tepesi'ne

Çıktım tarihin sesine

Selçukluların türbesine

Baktım amenna uyanık.

Görünmez bir debdebede,

Gönüllerden bir türbede,

Yeşil üsküflü kubbede,

Uyur Mevlâna uyanık

Tecer'im bu nasıl hülya;

Uyanırken gördüm rüya.

Eski Konya, yeni Konya.

Göründü bana uyanık!

(Ahmet Kudsi Tecer)

---

Her etek tennûredir,

Her satır bir sûredir

Her edâ mânâ demek...

Konya mevlâna demek!

Gel ki yollar boş değil;

Her nefes ney, her yeşil

Kubbe-i Hadrâ demek

Konya Mevlâna demek !

Türk alırken Asya'yı

Mevleviler Konya'yı

Etmiş istilâ demek

Konya Mevlâ demek!

Burda yer, gök ihtizaz

Burda boş dönmez niyaz

Burda yoktur "la" demek...

Konya Mevlâna demek !

Kar döner, rüzgar döner

Yol döner, yollar döner...

Yok bir istisnâ, demek..

Konya Mevlâna demek!

(Arif Nihat Asya)

---

Alev alev yanıp duran içimde

Haşmetindir yâ Hazreti Mevlâna!

Ezer beni her gün başka biçimde

Firkatindir yâ Hazreti Mevlâna!

Gün olur güneşler kaplar cihânı

Bir ilâhi neş'e sarar her ayın

Bulunur her türlü derdin dermânı

Vuslatındır yâ Hazreti Mevlâna

Âşıkların gözyaşını dindiren

Susamış kalblere suyu indiren

Aşkı rûha ışık gibi sindiren

Rahmetindir yâ Hazreti Mevlâna!

Yıllardır kapında bekler bu benden

Keremkâr sultansın, Efendi'msin sen

Eşiğinde bir âciz baş görürsen

Nusre'indir yâ Hazreti Mevlâna!

(Halide Nusret Zorlutuna)

---

Kapısından ağır ağır şehre gir,

Mabetlerde her derdine bul çare.

İçlerinden bir tanesi şehittir

İnce Minare.

Vaktiyle bu şehrin başı dikmiş

Yaşarmış dünyaya emrede ede,

Ney sesleri kubbe kubbe birikmiş;

"Yeşil Türbe"de.

Dert döker gibidir onun her şeyi;

Bizimdir sevinci, bizimdir yası,

Geleneğe inanışın örneği:

"Kızlar Kayası..."

Tarihimizin her sayfasından,

Kucağında doğmuş, ölmüş kaç devir;

Anadolu'nun tam ortasındasın

"Mukaddes Şehir..."

Taşlar konuşuyor, bilmem ki neye,

"Mevlâna'nın sesi gelir her yerden.

"Alâiddin" denen tepe hediye:

"Selçukîler" den...

Her yerin saraydır, her yerin mabet,

Kimler şahit olmuş o saltanata...

Bir iskelet gibi durur nihayet:

"Sahib-i Atâ..."

İnsanların mahzun, evlerin kerpiç

Ama başlıbaşına bir dünyasın;

Tarihsin, sevilmez olur musun hiç

"Sen ki, Konya’sın!”

(Gültekin Samanoğlu)

...

Benim yarim bezden kilim

Dokur Konya`da Konya`da

Bülbül olmuş dertli dilim

Şakır Konya`da Konya`da

Kardeşim kendinden geçmiş

Nur çeşmesinden su içmiş

Hasret kitabını açmış

Okur Konya`da Konya`da

Gurbet ekmek ben katığım

Nişansız düşmüş tetiğim

Yazılmış nüfus kütüğüm

Şükür Konya`da Konya`da

Mevlana`nın sezmediği

Mantıkları çözmediği

Kitapların yazmadığı

Fikir Konya`da Konya`da

Ayrılıktan yemiş tekme

Yakma gurbet onu yakma

Burda gezdiğine bakma

Bekir Konya`da Konya`da.

( Bekir Sıdkı Erdoğan)

...

Saygı değer kadim dostum Prof. Dr.  Saim Sakaoğlu’nun Konya Ticaret Odası yayınları  arasında “Konya Üzerine şiirler” ; 500 sayfayı içine alan emek ürünü  kitabında Konya’ya ilişkin, tüm Şiiler konularına göre ve evre evre düzen içinde yer alıyor.

Atalarımız boşuna dememişler;

“Gez Dünyayı gör Konya’yı...”

...

Nasip oldu bende girdim dergâha

Elimi uzattım manevi şaha

Binali der, nasip olsa bir daha

Gez dünya'yı, gör konya'yı demişler

Konya'da da Mevlana'yı demişler

(Binali Kılıç)

Yazarın Diğer Yazıları