Konya turizmi aldı başını gitti!
Admin
Konya'nın gelmiş geçmiş bütün tarihi değerlerine sahip çıkma konusu bir hayli ilgi çekici. Çok değil bundan on yıl önce, Konya'ya gelenler bir gece bile kalmıyorlar diye ağlayanlar-sızlananlar vardı.
Bacasız fabrika olarak anlatılan, ancak kimsenin fazla itibar etmediği turizm, bu sahada umutsuzca çırpınan ve mücadele veren insanlara hiç yüz vermedi.
Adeta inceldiği yerden kopsun, Mevlana'ya gelen bize yeterde artar deniyordu.
Otelin yok, pansiyonun yok, misafirhanen yok. Lokantaların hasat zamanı geliyor diye ellerini ovuşturmuş bekliyor. Şehre inmeyen bir, inen, dolaşan, gezen bin pişman çekip gidiyordu.
Mevlana Müzesini gezenler, kendilerini bekleyen otobüslere apar-topar bindiriliyor ve soluğu Aksaray Orhan Ağaçlı Tesislerinde alıyorlardı. Sonra da ver elini Nevşehir!
Fahiş fiyat çekme huyumuzdan henüz kurtulabilmiş değiliz.
Fahiş fiyatlarda ısrar edene rest çekemiyoruz, arkadaş ya şehir adına yakışır şekilde davran, yada bu işi yapma, yaparsan sana bu şehirde esnaflık yaptırtmayacağız denemiyor.
İşin başında böyle bir açmazımız var.
Aynı mantık, konaklama da devam ediyor.
Son kalan yataklar karaborsa!
Turizmi geliştirmek, turizme geçit vermek, şehirde kalış günlerini bu şekilde uzatmak mümkün değil!
Şehrin gezilecek ve görülecek yerlerini hem fazlalaştıracak hem de cazip bir hale getireceksiniz!
Oldukça zengin bir tarihe sahip olduğunuzun farkında değilseniz, hala kısa yoldan, kestirmeden, cebimizi ne kadar çok dolduracağımızı düşünüyorsak, işler bu şekilde yürümüyor!
Milletin masasına tepeleme bir kilo, bir buçuk kilo fırın kebap getirirseniz olmuyor, fahiş hesaplar çıkarırsanız olmuyor! O insanlar, dışarıda reklamınızı yapmadıkları gibi, kesinlikle hiç bir şey yemeyin o şehirde deyiveriyorlar!
Üç gün sonra kara yaslar bağlayıp, şehri ağlama duvarına çevirdiğinizde, önce biz ne yaptık diye kendinize bir sorun.
Gelelim turizm politikasına;
Böyle bir politikamızın olup olmadığını net olarak bilmiyoruz.
Birçok fantastik filme platoluk edebilecek antik yerleşim merkezlerine sahipsiniz.
Kapadokya'dan, Ürgüp'ten, Avanos'tan, Ihlara'dan çok daha fazla ilgi çekecek turizm mekanlarına sahipsiniz, lakin, Konya'dan dışarıya çıkmak gibi bir düşünceniz yokmuş gibi davranıyorsunuz!
Konya'nın güney doğusuna doğru bir açılın bakalım neler var?
Bize Mevlana ile Tarım Fuarı yeter, Selçuklu Kongre Merkezi'de hizmete girdi mi, yemin olsun, Konya'dan dışarıya adımımı atmam diyenler var!
Böyle bir turizm anlayışı olabilir mi?
İstenirse bu şehir yılın her döneminde ziyaretçi çekebilir.
Mesela, Bozkır'daki Zengibar kalesine, Hadim'de ki Antik Astra şehrine, Meram sınırları içinde kalan Kilistraya, hemen yanıbaşındaki Lystra'ya, Çumra'daki Çatalhöyük'e, turlar düzenleyip, kalış sürelerini uzatabilirsiniz. Karapınar'daki Meke gölünü yok olmaktan kurtarıp, ziyaretçileri Meke'de soluklandırabilirsiniz!
Konya tarihi şehirler ve medeniyetler açısından tam bir rüya şehir.
Bu şehirde yeni rüyalar gören yok, rüya görene, ufku olana, fikrini söyleyene, destek çıkan olmadığı gibi, neden rüya gördün, neden ufkun açık, senin üzerine vazife mi, uyandırma uyuyanı, rahatımızı bozma babında köstek çıkan çok!
Böyle bir şehirde turizm gelişebilir mi?
Şehrin her köşesi antik şehirler, eserler ve tarih kaynıyor, ben buradayım, bul beni, keşfet beni diye bir bağımadıkları kalıyor.
Tarihe dokunmak gibi bahtsız bir kavrama sahibiz. Tarihe dokunduğumuz an, dokunduğumuz ya yıkılıyor, ya elimizde kalıyor, yada nereden dokunduk diyerek, bu saatten sonra birde tarihle mi uğraşacağız diye yapıyoruz gerekeni!
Turizm aldı başını gidiyor diyenler var. Konya turizmi, aldı başını gitti, kapandı Takkeli dağın kuytusuna. Unutturdu kendini. Arayanı yok, soranı yok, merak edeni yok. Arayan, sorana itibar eden, sen de ne yapıyorsun diyeni yok!