DERSDEN DERS ÇIKKARMAK!
Admin
■ Geçmişten adam hisse kaparmış, ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
"Tarih"i "tekerrür" diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?”
(Mehmet Akif)
***
“Kıssadan Hisse” sıkça yinelediğimiz ve gündeme getirdiğimiz bir kavramdır;
Yaşadığın, gördüğün tanık olduğun her olaydan ders çıkarmaktır.
…
Hint Diyarında hüküm süren bir hükümdar hırsızlığı zanaat olduğuna karar vermiş, bunun tüm inceliklerini, sırlarını öğrenmek istemiş.
Vezirlerinden ülkenin en iyi hırsızını bulup getirmelerini istemiş. Hükümdarın adamları bütün ülkeyi aramış taramış, hapistekilerle, dışarıdakilerle konuşmuşlar ve Hint diyarının en usta hırsızı olarak belirledikleri adamı bulup hükümdarın karşısına getirmişler.
Adam hükümdarın karşısında gözlerinde büyük bir şaşkınlıkla birlikte ağır hakarete uğramış insanın tepkisi okunuyormuş. Hükümdarın konuşmasını bile beklemeden kendisi konuşmaya başlamış:
- Ben mi hırsızlık yapıyormuşum? Ben mi yankesicilik yapıyormuşum? Hükümdarım, bunlar senin gibi yüce kişiyi bile kandırmayı nasıl başarmışlar? Ben yaşamım boyunca hiç hırsızlık, yankesicilik yapmadım! Ama hep düşmanlarımın iftirasına uğradım! Bana dediler ki, hükümdar hırsızlığın sırlarını öğrenmek istiyor. Ben bir şey öğretemem çünkü bilmiyorum.
…
Aynı tempoda kendisini kıskanan, düşmanlık eden komşularından yakınmış, dedikodulardan başına böyle işler geldiğini ağlayarak anlatmış. Arada hükümdara iyice yaklaşıp, elini tutmak için de uzanıyormuş. Sonunda hükümdar ikna olmaya başlamış, salınmasını emretmiş. Adam salondan çıktıktan birkaç dakika sonra az önce parmağında bulunan çok değerli yüzüğünün kaybolduğunu fark etmiş. Hemen emir vermiş, Sarayın kapısından çıkmak üzere olan adamı yakalayıp geri getirmişler, üstü aranmış ama yüzük yok olmuş.Hükümdar, yüzüğü yakında bulunan bir suç ortağına vermiş olabileceğini düşünmüş ve adamın hücreye atılmasını ertesi sabah da kafasının kesilmesini istemiş.Ama içine de kurt düşmüş. Gece, hep ağlamalarını anımsamış. Hücrelerin bulunduğu bölüme inmiş, nöbetçilere de seslerini çıkarmamalarını söylemiş ve dinlemeye koyulmuş. Adam, tıpkı gündüz yaptığı gibi ağlamaya devam ediyor, suçsuz olduğunu, şanssızlığı yüzünden bir kez daha iftiraya uğradığını yenileyip duruyormuş. Hükümdar uzunca dinledikten sonra suçsuz olduğuna karar vermiş, sabah erkenden vezirini çağırtıp, adamı affettiğini hücreden çıkarılıp yanına getirmelerini söylemiş. Adam hükümdarın önüne getirildiğinde yüzünde çok başka ifadeler varmış. Selam verdikten sora iki avucunu birleştirip uzatmış ve hükümdarın şaşkın bakışları arasında açmış. Kayıp yüzük avucunda duruyormuş. Hükümdar yüzüğü alırken adam konuşmaya başlamış:
- Benden hırsızlığın, yankesiciliğin sırlarını öğretmemi istediniz. İşte birincisi; koşullar ne olursa olsun, zanaatınızı belli etmeyeceksiniz, çok namuslu vatandaş gibi davranacaksınız. Herkesin sizi öyle görmesini, öyle olduğunuza inanmasını sağlayacaksınız İkinci ders, kötü durumda yakalanmış, ağır cezaya çarptırılmış olsanız da bıkmadan usanmadan masumiyetini yineleyeceksiniz. Hükümdarın olay karşısında şaşkın bakışlarına aldırmadan sormuş;
- Üçüncü ders için ne zaman gelmemi emredersiniz?
■ Hırsızlık bir ekmekten, kahpelik bir öpmekten başlayabilir. Hırsızlığın büyüğü küçüğü olmaz. Kişi bir ekmek de çalsa hırsız olur, yavaş yavaş da hırsızlığı meslek edinir. Kahpelik de benzer şekilde oluşur. Bir öpücük verip de bunu önemsemeyen kız ya da kadın, yarın belki sokaklara bile düşer. Yolsuzluk, hırsızlık ve rüşvet, saç ayağı kol koladır.
…
■ Affetmek, zaferin zekâtıdır.
( Hz. Muhammed)
■ Birinin suçunu affedip bağışladıktan
sonra pişman olma, cezalandırdığın
zaman sevinme. (Hz. Ali)
…
Aslanın biri, bir koyunu yanına çağırır ve nefesinin kokup kokmadığını sorar. Koyun
“kokuyor” yanıtını verince Aslan bu yanıta kızar ve koyunu oracıkta parçalar Daha sonra kurda seslenip yanına çağırır, ona da aynı soruyu sorar. Kurt korkusundan yanıt verir;
- Hayır!
O da yağcılık yaptığı için aslanın öfkesinden kurtulamaz. Sıra tilkiye gelince, aynı soruyu sorar. Tilkinin yanıtı şöyle olur;
- Üzgünüm, üşütmüşüm biraz, o yüzden burnum koku almıyor!
Kıssadan hisseye gelince; akıllı kişi tehlikeli durumlarda ne ve nasıl konuşacağını iyi bilir!
Kıssadan hisse’nin öz olarak anlamı, anlatılan olaydan alınması gereken derstir.
…
Geri gelmeyen dört şey;
Atılan ok; Kaçırılan fırsat, Söylenen söz, Geçen zaman. Bunlara bir de dört öğüt ekleyelim; Tarlan varsa içinde ol, Teknen varsa kıçında ol Eşin varsa yanında ol, İşin varsa başında ol!
…
■ Eski zamanlarda bir kral, Saraya gelen yol üzerine kocaman kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuş bakalım neler olacak, diye?
Ülkenin zengin tüccarları, güçlü kervancıları, Saray görevlileri sabahtan öğlene dek birer birer gelmiş, tümü kayanın etrafından dolaşıp Saraya girmişler. Çoğu Kralı sesle eleştirmiş;
“Halkından bu kadar vergi alıyor ama yolları temiz tutamıyor.”
Sonunda, Saraya sebze ve meyve sağlayan bir köylü gelmiş. Sırtındaki küfeyi indirip, iki eli ile kayaya sarılmış, ıkına ıkına itmeye başlamış. Kan ter içinde kalmış ama kayayı yolun kenarına çekmeyi başarmış. Küfesini tam sırtına alacakken kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu görmüş. İçi altın dolu kesede birde Kralın notu varmış;
“Altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir.”
…
Her engel, yaşam koşullarını iyileştirecek fırsattır ya da at binenin, kılıç kuşananındır.
Kıssadan hisse almak da erdem ve soyluluktur.
…
■ Hz. Mevlana zikir halkasında çevresiyle birlikte zikrediyordu. Bu sırada bir sarhoş da dışarıdan halkaya katılıp zikretmeye başladı. Ancak dengesini tutamıyor, yalpa yaprak kişilere çarpıyordu. Dışarıya atılmak istenince harekete karşı çıktı, bu tutumu da tartışmalara neden oluşturdu. Hz. Mevlana sordu:
-Neyi tartışıyorsunuz?
- Sarhoştur, içimizden çıkarmak istiyoruz, o da çıkmak istemiyor!
Hz. Mevlana’nın yanıtı kısa oldu;
- Demek şarabı o içmiş, sarhoşluğu siz yapıyorsunuz!.
Hz. Mevlana’nın bu karşı duruşu üzerin derin bir sessizlik olur. Sonra hep bir ağızdan zikir cümlesi şöyle gelişir;
- Şarabı o içmiş, sarhoşluğu siz yapıyorsunuz!
Hz. Mevlana, son uyarısını yapar:
- Düşene herkes tekme atar, bir tekme de siz atmayın!
…
Meyân-ı güft ü gûda bed-meniş ilhâm eder kubhun
Şecâat arzederken merd-i kıpti sirkatin söyler
Dedikodu meydanında kötü insanlar yaptıkları kötülüklerden bahsederler. Bunun gibi hırsızlar da cesaretlerini anlatırken fark etmeden çaldığı şeyleri de anlatırlar.
(Ragıp Paşa)