Admin

'Kısmetine razı ol ki rahat edesin!'

Admin

Takdir edilene razılığımız olmaması, imtihan dünyası olan hayatımızda oldukça zor ve geçilmesi engellerle karşılaşılması demektir.

Daha...daha...daha...

diye çırpınan hırsın gözü kolay kolay doymaz. Hatta hiç doymaz. Kanaat denen terazi, şirazeden çıktığında, aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz sözü dahi silindirle ezilir geçer.

Oysa, insanın kısmetine razı olması, rıza göstermesi, huzura ermesi, rahatlaması, mutlu olması demektir.

Mutlu olmanın sınırlarını zorlayanların, daha mutlu nasıl olunur diye mutluluğun içerisinde var olmayan, kanaatsizlerin, hırslıların, egoları yüksek olanların, kendinden başkasına değer vermeyenlerin kendi geliştirdikleri, kendilerinin koyduğu ve sıraladığı ekstra mutluluk formülleri,

"daha"

kavramının öncülüğünde tırmanışa geçer.

Mutlu olmanın, huzura ermenin "daha" kavramıyla alakası yoktur.

Daha kavramı, hırsın yol arkadaşıdır! Akıl hocasıdır! Kılavuzudur!

Daha kavramıyla tırmanılan başı dumanlı dağlar, tırmanma değil, ayakların kayıp dibe vurmasıdır, dağdan aşağıya uçmasıdır, uçurumlara el sallamasıdır, kalbin mühürlenmeye doğru koşar adım gitmesidir!

Atalarımız pilavında olan kaşığında çıkar deselerde, pilavımızda çıkana razılığımız olmadığından, elimizde kaşık-kepçe başka pilavlara daldırmak için zaman ve fırsat kollarız.

Pilavında var olmayan ne varsa, kaşığımda mutlaka çıkmalı, şansa yer olmamalı diyenlerin kaşığı, kepçesi başka başka kazanlara dalıp-çıktığında mutlu olduklarını, daha çok kazandıklarını, hatta bunu yapmaya hakkı olduklarına dair çevrelerine yalancı şahitler, tasdikçiler edinenler, mutluluğa giden yolu bu şekilde bulduklarına inansalar ne olacak?

Kendilerini inandırsalar ne kazanacaklar!

Üç günlük sefa mı?

Kısmetine razı olmayanların, bu razı olmayışlarını anlayabilmeleri için başlarından bin türlü olay geçer!

Ellerinde ki kaşığın sapı kırılır, anlamak işlerine gelmez!

Hırslanırlar!

Daha fazlasına erişmek için var güçleriyle kavradıkları kepçe, kazaya uğrar, yamulur, eğrilir-büğrülür, içine bir kaşık bir şey alamayacak hale gelir!

Hırsları tavan yapar!

Nasıl olur! Bu bana olmamalıydı! Niye bütün bunlar hep beni buluyor? Beni engelleyenler var, üzerimde garanti nazar var diye garip, anlaşılmaz, nalıncı keseri gibi daima kendine yonttukları mazeretler ve gerekçeler üretirler!

Alma mazlumun ahını dediklerinde!

Dinlemeyen kendileridir.!

Tüyü bitmedik yetimin hakkıdır. Yazıktır, günahtır, tevessül etme denildiğinde!

Karışmayın işime, ben böyle uygun gördüm diye bağırıp-çağırıp yeri-göğü inleten yine onlardır!

İnsanların haklarına girdiklerini, hak yediklerini, hak isteyeni kapı önüne koyduklarını, diretenin üzerine yürüdüklerini, yarın bu hakkımı huzuru mahşerde alırım diyene meydan dayağı çektiklerini de, unutmuş görünürler!

Kul hakkına girdin, sana yakışmadı, ver insanların hakkını, kul hakkıyla gitme diye söylendiğinde!

Bende kimsenin hakkı kalmaz, kalırsa da size ne? Herkes işine baksın, bundan böyle kapıma da gelmeyin, sokağımdan da geçmeyin diye bağırdıklarını da bilmezden, duymazdan gelirler!

*****

Onca acizliğimize, güçsüzlüğümüze ve hiçlerin hiçi olduğumuza rağmen, ben aciz değilim, ben güçsüz değilim, hele hiç, hiç değilim diye kime meydan okuyoruz?

Bölüşmeyi, paylaşmayı, onurluca bir arada yaşamayı, dünyaya sevgiyle ve hoşgörüyle bakabilmeyi, herkesin mutluluktan pay almasını sağlamayı neden başaramadık?

Nedir bu hırs, nedir bu tamah, nedir bu gurur, nedir bu kibir?

Bu dünyadan eninde sonunda çekip gideceğimizi bilmemize rağmen kısmetimize razı olmayan, olamayan, kaderimize isyan eden halimiz, dilimizin gönlümüze, gönlümüzün dilimize uymaması hiç mi aklımıza başımıza getirmiyor?

Yaşadığımız süre zarfında birlikte yaşadığımız insanlar için dünyayı cehenneme döndürmeye ne hakkımız var? İnsanların mutlu olma haklarını ellerinden aldıktan sonra, kendinizi dünyanın en mutlu insanları arasında sayma gafleti, yaşadığımız dünyanın ve sizlerin ayıbıdır. Bu ayıpta size yeter!

Hz. Mevlana bu konuda şöyle diyor;

"Her şey kader ile takdir edilmiştir. Kısmetine razı ol ki rahat edesin!"

Yazarın Diğer Yazıları