Admin

'Adalet ve eşitliği gözetmek siyasetlerin en iyisidir'

Admin

Üç şey Münafıklık alametidir;

Söylediği zaman yalan söyler,

Emanete hıyanet eder,verdiği sözde durmaz

.

■ Unutmayın.Yaktığınız can kadar canınız yanacak ve üzdüğünüz

kadar üzüleceksiniz. (Hz. Muhammed)

***

Din büyüklerinin ya da tarihe geçmiş ünlü

kimselerin yaşamları ve olağanüstü davranışlarıyla ilgili öykülere “menkibe” denilmektedir. Bir başka deyişle “menkibe”, olağanüstü olaylarla ilgili anlatıdır.

Türetilmiş sözcükler; menka menkap, menkab, menkabe, menkıbevi, menkal, menkase, menkıbevi, şehitler menkibesi, felemenk, felemenkçedin gibi. Bir de Usuk vardır;

İnançları, kurallar, kurumlar, töreler ve sembollerde toplayan, sağlayan düzendir.

Yaradan doğaüstü güçlere, kutsal varlıklara inanmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum, diyanettir. Görünen, görünmeyen doğaüstü güç, nesne ya da varlığa inanma nedeniyle doğmuş olan ve bireylerin gerek birbirleriyle, gerek çevreleriyle ilişkilerini birtakım kutsal uygulama ve davranışlarla düzenleyen, evrensel olgudur.

Hz. Muhammed, ne zaman havada bulut görse “Yâ Rabbî! Bu bulutu bize azap gönderme” diye niyaz ederdi. Rüzgâr estiğinde hep dua ederdi;

“Bize hayırlı rüzgârlar ver yâ İlâhî!”

Gök gürlediğinde de yine dua ederdi

“Yâ Rabbî! Azabınla bizi helak eyleme”

O, bu dünyaya gönül vermemişti. Miraç’ta cennete girdi. Cennet nimetlerini gördü. Hiç iltifat etmedi. Hatta o nimetlere bir kere dönüp bakmadı; 39 yaşlarında yanına bir miktar yiyecek alıp Hira Mağarası’na gidiyor, o ıssız yerde zamanı ibadetle geçiriyor dua ediyordu.  Kimi fitneci kadınlar, Hz. Hatice’ye koştular;

“Bak Hatice, sen bütün servetini Ona bağışladın. O ise senden uzaklaşıyor. Seni sevmiyor”

Bunları dinledi,  yüz vermedi. şöyle konuştu;

“Hayır, ben Onda saadet nişanları, Peygamberlik işaretleri görüyorum”

Yüz bulamayıp: “Sen bilirsin” dediler ve sonra da oradan ayrılıp gittiler.

….

Hz Peygamberin arkadaşlarından Abdullah oğlu Cabir düşünde büyük ineklerin küçük inekleri sağdığını, hastaların sağları ziyaret ettiğini, kuru çay kenarında yemyeşil bahçeler bulunduğunu, minberde putlar durduğunu gördü. Bu sıradan bir düş değildi.  Önemli  iletisi olmalıydı. Yorumlaması  bağlamında ilk aklına gelen Hz. Ali oldu.Hz. Peygamberin "İlim beldesinin kapısı" diye nitelediği Hz. Ali ancak güvenilir bir açıklama getirebilirdi. Bu nedenle  Hz. Ali'ye başvurdu ve gördüklerini salt biçimde anlattı. ne anlama geldiğini sordu.

Hz. Ali düşü yorumlamaya başladı;

“ Büyük ineklerin, küçük inekleri sağmasını, yetki ve mevkilerini halkı soymada kullanan görevlileri; hastaların, sağları ziyaret etmesini, yoksulların hallerini iletmesi için zenginlerin peşinde koşmasını; kuru çay kenarında yeşil bahçeleri, uzaktan ya da dışardan bakıldığında büyük sanılan ve öyle ünlenmiş ama aslında içleri kupkuru çölden ibaret ilim adamlarını; minberde duran putlar ise, layık olmadığı halde ilim, din ve devletin yüce makamlarına yükselmiş kimseleri ifade eder.”

Hz. Ali'nin halifeliği sırasında, Hz. Osman'ın şehit edildiği  savaşta fitne, fesat daha da arttı. Bu duruma üzülen kişi  Hz. Ali'ye gelip sordu;

“ Ya Ali neden Hz. Ebu Bekir ve Ömer zamanında meydana gelmeyen olaylar şimdi z oluyor, müminler birbirine düşüyor?

Hz. Ali yanıt verdi;

“ Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer zamanında biz vardık, ama bizim zamanımızda onlar yok.“

■ Adil ol, kudretin sürekli olsun.

■ Adalet, halkın dirliği ve düzeni, idarecilerin ise süsü ve güzelliğidir.

■ Adalet ve eşitliği gözetmek siyasetlerin en iyisidir.

(Hz. Ali)

Kumandanlarından biri bir zafer dönüşü Halife Hz. Ömer'in huzuruna çıktı. Yanında kısa boylu, biri bulunuyordu. Hz. Ömer sordu;

-Bu kim?

- Efendim, benim sağ kolumdur. Hangi görevi verdimse başarılı oldu. Bir orduya bedel hizmet gördü. Zaferleri sayesinde kazandım diyebilirim.

Aradan zaman geçti, aynı kumandan halifenin huzuruna çıktı. Mağlup kumandan olarak sordu;

- Hani sağ kolun nerede?

- İhanet etti, düşman tarafına geçti.

Hz. Ömer bu kez konuştu:

- Allah'tan başka hiç kimseye dayanmamak gerektiğini geçen sefer söyleyecektim ama sonra vazgeçtim. Bir musibet bin nasihattan yeğdir diye düşündüm.

Hz. Ömer Mecliste hazır bulunanlara sordu;

“ Kabul edilecek olsa ne dilerdiniz? “

Birisi;

“ Benim falan vadi dolusu altınım olsun isterim. Onu harcayarak İslâm'a daha çok hizmet edeyim diye.”

Bir başkası;

“Şu kadar sürüm (davar, koyun, keçi), mal ve mülküm olsun isterdim. Edinimlerimle dine yararlı olayım diye.”

Herkes buna benzer şeyler söyledi. Hz. Ömer hiçbirini beğenmedi. Bu kez de Meclistekiler, Hz. Ömer'e sordu;

“Ya Ömer, peki sen ne dilerdin?”

Hz. Ömer yanıt verdi;

"Ben de Muaz, Salim, Ebû Ubuyde gibi Müslümanlar yetişsin isterdim. İslâm'a onlar vasıtasıyla hizmet edeyim diye. “

Halife Hz. Ömer  kırbasını (su tulumu, su kabı) sırtına yüklenmiş, Medine'nin kalabalık sokaklarında dolaşıyordu. Bu durum oğlu Abdullah'ın da gözüne ilişti ve sordu;

“ Baba sen ne yapıyorsun, koskoca halife sırtında kırba taşır mı?”

“Oğlum, adam bulamadığım için ya da başka bir zorunluluk dolayısıyla taşıyor değilim. Nefsime gurur gelir gibi oldu, kendimi beğenir  oldum, küçültmek için bu yola başvurdum.”

■ Adalet olmadıkça yönetimin faydası olmaz.

■ Edep olmadıkça asaletin faydası olmaz.

■ Cömertlik olmadıkça zenginliğin faydası olmaz.

(Hz. Ömer)

Yazarın Diğer Yazıları