YAZARLAR

İnsanların anlayışsızlığının, hoşgörüsüzlüğünün, sevgide ve saygıda olumsuzluğun sınıra dayandığı günlerdeyiz. Dostluk, “sizlere ömür” olalı zaten yıllar olmuşken, birisi için “arkadaş” kelimesini bile söylemeye dilimiz varmaz oldu artık! Dilimizin kemiğini büktüğümüz için mi? Elbette hayır… Bu vasfa yakışacak insan bulamadığımız için! Arasanız da tarasanız da nafile! Hiç uğraşmayın boşuna; var mı yok mu diye. Düne kadar elimizde avucumuzda üç beş tane kaldıysa da onları da pandeminin insanlar üzerinde yarattığı şiddetli psikolojik etkilere kurban verdik! Yakın bildiklerimize sımsıkı tutunmayı bırakın, elimizin ucuyla bile tutasımız gelmiyor artık. Çünkü dokunduğumuz karakter dökülüyor, şahsiyetler yerlerde sürünüyor, yalanlar peş peşe sıralanıyor… Sizi bilmem ama benim “var” dediğim, gördüğüm, bildiğim ve sağlam sandığım birkaç dostum da koronayla bir temelli karakter zafiyetine uğradı! Çekememezlik uğruna yapılan kötülükler, haddini aşan kıskançlıklar, gözünün içine baka baka söylenen yalanlar vs. vs. Geçen gün bir dostla (o, bu günkü düzene uyum sağlamayıp değişmeyenlerden ve umarım hep böyle kalır) yaptığımız telefon görüşmesinde o da aynı dertten muzdaripti. “İnsanlar hangi ara bu kadar yoz, sahte, acımasız ve riyakar oldu?” dedi bana. Belli ki katılaşan, değişen yüreklere o da bir anlam veremiyordu benim gibi… Bu konu üzerine bir süre sohbet ettikten sonra öyle bir tespit yaptı ki dahası, yaptığı tespiti öyle güzel dillendirdi ki, bana sadece onaylaması kaldı cümlesini; “Fark ettim ki çevre ile olan ilişkilerimde küreği çeken hep ben olmuşum! Kürek çekmeyi bıraktığım an, aslında onların hiçbir çaba sarf etmediklerini ve dostlukta hazıra konduklarını anladım.” Bu söze katılmamam imkansızdı. Küreği hep fedakarca bir taraf çekiyor diğeri ise onun sefasını sürüyorsa, bu durumda dostluktan veya yakın bir ilişkiden bahsetmek nasıl mümkün olur ki? Genele baktığımızda da durum bundan farklı değil. Resmen toplumsal bir travma yaşıyor gibiyiz! Hoş görünün hoş’unu bırakın, “h”si bile kalmadı insanlarımızda. Habere dayalı yazıları okumadan, izlemeden önce yüreğimin sapını tutuyorum artık! Sudan sebepler için sokak ortasında tekme tokat birbirine girişenler, kapının önünden gece gündüz ayırmaksızın aracı çalınanlar, hiç uğruna yapılan ağız dalaşları, kadını kolayca ve rahatlıkla döven, öldüren caniler, sırf trafikte yol vermiyor diye silahını alıp yol vermeyen araç sürücüsünün üzerine ölümüne gidenler… Hangi birini yazayım ki? Bunları okuduğunuzda eminim siz de benimle aynı hisse kapılarak şunu demişsinizdir; “bunlar saygısızlığın ve hoş görgüsüz olmanın çok ötesinde… Bunlar, düpedüz canilik, barbarlık! ” Adına ne derseniz deyin artık… Sonuçta insanlığın geldiği nokta budur. Bazen tüm dünyanın beni duyacağı şekilde kocaman haykırmak istiyorum evrene; “Heyyyy durun artık! Durun ve kendinize gelin!” Yok mu bu dünyanın bir kapatma tuşu? Keşke olsa da bu hır güre, bu kavga gürültüye bir ara veren olsa… Şu kapatma tuşunun şalterini bir süreliğine biri indirse de açtığında her şey düzelmiş olsa, tıpkı eskisi gibi; insan insana yara değil, maya olsa!

> Yeni Meram >Yazarlar > YARA DEĞİL, MAYA OLUN…
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.