YAZARLAR

Denizler, göller ve nehirler küresel ekosistemin yaşam kaynaklarıdır. İnsanlar içecek, yemek pişirme, banyo ve temizlik gibi faaliyetleri için suya bağımlıdır. Yeryüzü sularının %1’inden daha azı içmek için uygundur. Su hakları için kanunlar çıkarılmaktadır. İran, başkentinde suyu karne ile dağıtıyor. Suya olan yüksek talep ve dünyada açıkça azaltmakta olan rezervler, kalan temiz su kaynaklarını cazip ve ele geçirilmesi hayati önemde olan bölgeler haline getirmiştir. Çin’de olsun, Amerika’da olsun su rezervleri giderek azalmaktadır. Yapılan hesaplar; Kuzey Afrika’nın tamamında ve Filistin-İsrail gibi Ortadoğu Bölgesi’nde bir milyar kadar insanın 2025 yılına kadar içecek ve sulama ihtiyacı duydukları sudan yoksun kalacaklarını göstermektedir .

Dünyada artan nüfus ve çok karmaşık teknolojilerin geliştirilmesi, tüm güçlü ülkelerde “suya olan iştahı” iyice kabartmıştır. Suyun dünya küresinde tüketimi şu anda 160 milyar metreküp tahmin edilmekte, 1950’den sonra üçe katlandığı ve mumtazam arttığı da görülmektedir. Sonuç olarak bazı bölgelerde bol yağışlar olsa bile, insanlar yeraltı ve yüryüzü sularını doğal olarak dolmalarından daha hızlı tüketiyorlar. Örnek olarak yeraltı sularının çok fazla tüketilmesi Mexico City’de geçen yıl 9 metreden fazla çökmeye sebep olmuştur. Güney Dakota’dan Texas’a yedi eyaletin altından uzanan OGALLALA su rezervi, giderek azaltmakta ve 10 yıl içinde kuruyacağı hesaplanmaktadır. Bütün bu gelişmeler, suyun çok değerli ve sonu olan kaynak olduğunu göstermektedir.

Şimdi değerli okurlarım; tüm bunları bizim “akil adamlar” arasında düşünenler çok azdır. Dikkatler başka yönlere çekilmek istense de büyük Ortadoğu Projesi’nin insanlara “Sulh ve sükun” getirmek için olmadığı, açıkça bellidir. Projenin temel amacının; Libya, Irak, Suriye’nin yıkılıp harap edilmesi, yıllarca söylenilen “petrol cazibesi” olduğu çok geç anlaşılmışsa da; Ülkemizin ve özellikle Güneydoğu Anadolu’nun bu işlere karıştırılması, petrol rezervlerinden ve daha çok “su kaynakları”, Fırat-Dicle havzasının ele geçirilmesi olduğu açıktır. Bunun için de “kale içerden fethedilir”, yada “böl-parçala-yönet” taktikleri ile büyük Türk Milleti’ni olabildiğince etnik ve dinsel parçalara bölerek, ordusu ve ekonomisi ile zayıflatılarak , dünyada tükenmekte olan “su rezervlerini” bir an önce ele geçirme çabasıdır. Kaldı ki bunda başarılı olurlarsa petrolün yanında “bor madeni” gibi çok kıymetli değerler de bulunmaktadır.

29 Ekim Cumhuriyetimizin 91. Yıl’ı münasebeti ile Türk Milleti’nin bir ferdi olarak; “Alevi-Sünni, Kürt-Türk-Laz-Çerkez-Avşar vb. demeden, şu tarikat bu tarikat düşüncelerini ileri sürmeden Milli şuurunu topla, kendine gel ve Vatan ve milletinle bölünmez bir bütün olduğunu, zaman geç olmadan, bütün dünyaya göster” derim. Hepinize saygı ve sevgilerimle.

> Yeni Meram >Yazarlar > SUYUN ÖNEMİ
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.