YAZARLAR

Biz “komşularımızla sıfır sorun” dedikçe buna koşut, yaramaz komşularımız kaşınmaya ve kaşımaya devam ediyor.

Yunanistan’dan sonra Bulgaristan da sınırımıza duvar örmeye başladı. Ancak, duvar örücüler şunu iyi bilsinler ki, tutumlarıyla başlarına çorap örmektedirler.

Onlar kendi tarihleriyle yüzleşsinler,

“ Türk gibi güçlü olmanın” ne anlama geldiğini de çok iyi bilirler.

Yunanistan Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas , Ermenistan Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan ’ın onuruna verdiği akşam yemeğinde yaptığı konuşmada,

Türkiye’nin geçmişiyle, geçen asırda yaptığı sistemli tenkil hareketleri ve Ermeni soykırım ile yüzleşmesi gerektiğini öne sürerek komşunun kirli yüzünü bir kez daha ortaya koymuş oldu.

Papulyas, Türkiye’nin AB’ye dönük tüm yükümlülüklerini yerine getirmesine vurgu yaptı ve Kıbrıs konusuna da değinerek bizi işgalcilikle suçladı.

Yunan Başbakanı’nın daha geçen gün Erzurum’da gözlerimizin içine bakarak telaffuz ettiği söylemler belleğimizde yerini almıştır. Ekonomilerinin çökme noktasına gelmesinin nedenini bize bağlayacak kadar ileri gitmektedirler;

“Türklerin bize saldırma korkusuyla güvenlik harcamalarımızın tavana vurması, istikrarsızlığın ana nedenidir.

***

Yunan düşmanlığının, her platformda ve uluslar arası arenada sürüp gitmesinden “kıssadan hisse” diye tarihe dönüyoruz;

Mustafa Kemal Atatürk 25 Aralık 1922’de Lozan’da izlenecek politikayı anlatırken, Patrikhane ’nin “fesat ocağı” olduğuna vurgu yapıyordu;
Rum Patrikhanesi için Türkiye ’nin kendi arazisi üzerinde bir sığınak göstermeye ne mecburiyeti var? Bu fesat ocağının hakiki yeri Yunanistan ’da değil midir?
Atatürk, Lozan’a giden Türk heyetine bu görüş doğrultusunda davranılması için talimat da veriyordu. Lozan’ın Ocak ayı toplantılarında bu konuda sert tartışmalar oluyor, İsmet Paşa başta heyetimizin diğer mensupları Patrikhane’nin tarih boyunca siyasi fesat yuvası olduğunu anlatıyor ve

Türkiye’den çıkmasını istiyorlardı. Türk delegasyonun bu tutumu karşısında Yunan delegasyonu Başkanı Venizelos ve Batılı müttefikler Patrikhane’nin siyasi ve idari yetkilerine son verilmesini, “sadece din alanına giren işlerle yetinmesini” kabul ediyorlar; İsmet Paşa “Bu sözlerinizi taahhüt sayıyorum” diyerek tutanaklara geçirtiyordu. Patrikhanenin “sadece din işleriyle uğraşmak” koşuluyla ülkemizde kalmasına böylece olanak sağlanıyordu;
■ Lozan’da Patrikhane’nin bütün siyasi ve idari yetkileri kaldırılmış, Medeni Kanun kabul edildikten sonra hukuken nikâh kıyma yetkisi de sona ermiştir.
■ Anlaşmanın getirdiği nüfus değişimiyle ülkemizde artık Yunan milliyetçiliğinin dayanabileceği Rum nüfus kalmamıştı.

Ancak ne var ki son günlerde Büyükada’da

Ruhban Okulu’na işlerlik girişimleri tuzak olabilir; sorunlara davetiye çıkarabilir.

İyi niyetleri kötüye dönüştürmeye çalışan dış güçlerin ve devletlerin bulunduğu hiç bir zaman gözden ırak olmamalıdır.

Sonra yarın, geç kalmış olabiliriz.

BİR DAMLA:

CENK TÜRKÜSÜ

Attilâ’nın oğlusun sen unutma!
Medeniyet deme, duymaz o sağır;
Taş üstünde taş kalmasın durma kır:
Kafalarla düz yol olsun her bayır,
Attilâ’nın oğlusun sen unutma!

Koş, Pilevne yine al bayrak taksın,
Gece gündüz Tuna suyu kan aksın,
Yaksın kahrın, bütün Balkan’ı yaksın;
Attilâ’nın oğlusun sen unutma!

> Yeni Meram >Yazarlar > PATRİKHANE VE DÜŞMANLIK
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.