YAZARLAR

Köroğlu, ‘ Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu’ demiş ya…Klavye icat oldu olalı, söz sanatı kabına sığamaz oldu. Kabuk değiştirdi. Kabuğunu kırdı. Hatta çağ atladı, çağ!…

Muhatabına sanal alemden hiddetle ve şiddetle gök gürültüsü havasında seslenen, haykıran insanlar türedi!…

Hem ne sesleniş!…

Öyle kafa göz yarma yok. Yani bedenlerde hasar olmasına olmuyor amma, kimin edebiyatı, argosu, küfür sanatı kuvvetliyse, geçiyor klavyenin başına, başlıyor kısaltmalı ve argolu-küfürlü döktürmeye..

Edebi sanatlar katledilirken, dil, lime lime edilip atılıyor bir tarafa…

Kızmaya hazır, alınganlık histerisine bürünmüş insanlar, haberleri, olayları, makaleleri tarıyorlar. Aradıklarını bulduklarında kendileri için savunma ve söz hakkı doğduğu inancıyla oturuyorlar klavyelerin başına…

Sonrası malum. Ortaya sanal meydan savaşları çıkıyor.

Mesela, Haberci kardeşlerimizin verdiği önemli, dikkat çeken üstüne üstlük Konya tabiri ile türüm türüm siyaset kokan bir haberin dayanılmaz çekiciliği karşısında yorum yazmadan duramıyor insanlar.

Hele birde o yoruma ters bir cevap veren olduysa tutmayın o arkadaşı…

Destanlar yazılıyor, birkaç satırlık habere. Üç-beş saat sonra bakıyorsunuz 40-50 yorum yani atışma almış haber!…

Yorumculardan pek azı nezaket kaideleri içinde birkaç satır yazıyorlar. Hatta argo ve küfürle karışık yazanları uyardıkları bile oluyor.

Dinleyen maalesef yok, aldıranda…

Kalkanı klavyeden, kılıcı yada mızrağı tuştan, zırhı bilgisayarlardan oluşan sanal savaşçılara söz mü erişir, güç ve derman mı yeter?

Gözünü hırs bürümüş, eleştirmeyi kendine verilmiş bir hak olarak algılayan, kendi doğrularını kabul etmeyenlere savaş açanlar haberin özüne, konuşanın sözüne saldırıyorlar.

Bu saldırıları yapanlar kim?

İşte burası çok mühim!…

Adını açıklamıyor, arkadaş, açıklayamıyor

Adını açıklamamak ayrı bir haz veriyor belli…

İsmini vermeyen yorumculardan biri tahrik amaçlı bir cümle yazsın yeter. Ondan sonra kim tutar sanal alem savaşçılarını!…

Döktüren döktürene…

Genç arkadaşlardan birisi hocam dedi bunun adı klavye delikanlılığı, buna başka bir şey denmez zaten.

Klavye delikanlılığı olsa olsa, bu kadar olur.

Karşılıklı atışmalar, sataşmalar, küfürleşmeler, hakaretler, felsefe yapmalar, akıl öğretmeler, sözlü meydan okumalar, restleşmeler…

Bilgisayar başında, klavyenin tuşlarına dokunarak destan yazıyor arkadaşlar. Bilgisayar oyunlarının vurdulu-kırdılı versiyonlarına benzer bir tutum ve tavır içinde, yazdıkları her hakaret kelimesi ile birilerini saf dışı ettikleri inancını taşıyorlar.

Klavyenin başına oturan tuşlar marifetiyle kırıyor-döküyor, yumruklarını konuşturuyor, deşarj oluyor, rahatlıyor, hırsını ve hıncını çıkarmanın hazzını dostlarıyla paylaşmaktan da çekinmiyor.

Hatırlarsanız, bir ara delikanlılığın kitabını yazanlar vardı ekranlarda…

Sonra, ‘Ağır abiler’ vardı…

Ağır Azam yerinde oturup saygı görenler…

Bir sözü ile, bir telefonu ile iş bitirenler, meseleleri çözenler…

Ağır romanlara konu olanlar…

Yaşanası hikayelerde başrollere çıkanlar.

Sahi nerede o abiler?

Bileği bükülmeyen, lafından çıkılmayan, önünden geçilmeyen, tatlı-sert, kalpleri sevgi dolu o eski delikanlılar nereye gitti?

Bileniniz, göreniniz var mı?

O abiler başını kaldırıp camlara bakmazdı, mahallede büyüklere hürmet eder, küçüklere sevgiyle bakarlardı. Büyükle büyük, küçükle küçük olurlardı anlayacağınız.

Şimdi ne o mahalleler var, ne öyle komşu ve komşuluklar var, ne de öyle abiler…

Yaşlı insanların, “Evladım” diye hitap ettiği delikanlılardı onlar.

Aylak değildiler, boş gezenin boş kalfalığı onlara göre değildi. Her biri işinde gücünde insanlardı. Mahallede birisi vefat etse, bir kadın doğum yapsa, biri bir kaza geçirse iki elleri kanda olsa , tabiri caizse “Hızır” gibi yetişirlerdi.

Hastaneye birisi gidecek olsa, yoldan taksi çevirip onlar yetiştirirdi hastaneye, öz ağabey gibiydiler.

Şimdi klavye başında, tuşların gerisinde, hıncını klavyenin tuşlarına sert bir şekilde vurarak aldığını zanneden, yazdığı zehir zemberek satırları kılıç misali sanal alemde sallayan taş üstünde taş bırakmadığı düşüncesiyle zevkten dört köşe olarak çayını, kahvesini yudumlayan bir anlayış hakim.

Karşı tarafın ruhunda ve zihninde hasar bırakmak için tetikteler.

Hele de bir rakip buldular mı, tahrik ettikçe, tuşlarla sanal alem meydanları ringe dönüştükçe değmeyin keyiflerine…

Aslan ve kaplan kesilip kükremeler, kartal ve şahin olup avının üzerinde dönmeler, süzülmeler, kılıç şakırdatmalar, hedefe ok atmalar aman efendim aman…

Yeter ki üzerinde savaş açılabilecek bir haber ya da konu olsun.

Bunlardan ağabey olur mu?

Böylelerine ağabey denebilir mi?

Olsa olsa sanal alemin isimsizlerine, ismini vermekten çekinenlerine genç arkadaşların dediği gibi klavye delikanlıları denir. Ya sizce?

> Yeni Meram >Yazarlar > Klavye delikanlıları!…
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.