YAZARLAR

Bu zamanda, söz kalmadı, sohbet kalmadı. Dost kalmadı, arkadaş kalmadı. Sohbet eden kalmadı. Muhabbet kalmadı. Sevgi kalmadı, hoşgörü ve anlayış kalmadı. O bildiğimiz güleç yüzlü-tatlı sözlü esnaf kalmadı. Ayak oyunlarından, çelme takmalardan, çarpmalardan, aldatmalardan, kandırmalardan ve yüzüstü bırakıp gitmelerden dolayı insanlık ve insaniyet kalmadı.

Güven kalmadı, itimat kalmadı, itibar kalmadı. Kapısını çalacağınız, derdinizi anlatacağınız siyasetçi kalmadı.

Sevinçlere-hüzünlere, içten ve candan koşup gelen halalar, teyzeler, dayılar, emmiler, enişteler, yengeler kalmadı.

Ne o eski mahalleler kaldı, ne o konu-komşuluk. Hastaya koşan, düğüne-derneğe koşan, cenazeye koşan insanlar sahi nereye gittiler?

Komşu dert ortağıydı. Hal hatır sorulmadan geçilmeyendi. Yerine göre kardeşten de ileriydi. Komşu çocukları birbirini kardeş bilirlerdi.

Komşu teyze bir yemek yapsa, boğazından geçmez, bir tabak, yan komşusuna gönderirdi. Hastanede hastası olanlar, çocuklarını komşularına emanet ederler, gönül rahatlığı ile hastalarına giderlerdi.

Şimdi ne o komşuluklar kaldı, ne de öyle anlayışlar. Geçtik bayramları, apartmana yahut siteye girip çıkarken birbiri ile selamlaşmayan insanların yaşadığı apayrı dünyaların olduğu , ölenlerin üç gün sonra bulunabildiği, hasta olanların kapılarının çalınmadığı, insanların birbiri ile gidip gelmedikleri bir komşuluk var günümüzde.

Komşulukta maalesef hiç kalmadı.

Mahalle bakkallarını bilirsiniz. Mahallenin en güler yüzlü esnafıydılar.

Bundan 30-40 sene evvelinde, ekmek almaya, babanıza sigara almaya, eve misafir geleceğinde un ve şeker almaya mahalle bakkalına giderdiniz.

Parasını daha sonra babam verecek derdi çocuklar.

Bakkal kara kaplı defterine, söz gelimi Mehmet beye ayırdığı sayfaya kurşun kalemle şöyle yazardı;

Üç ekmek, bir kilo toz şeker, beş yumurta, bir paket çay, bir paket Maltepe sigarası.

Mehmet bey ay başında maaşını aldığında, ya da eline para geçtiğinde bakkalın yanına bir tahta sandalye çeker, defterdeki kendi sayfasının yekününü toplatır, borcunu öder ve karşılıklı helalleşirlerdi.

Bu arada birer de demli çay içerlerdi karşılıklı.

Mahalle Bakkalı o sayfayı çarpı işareti ile çizer, parası alındı diye yazar ve Mehmet beye yeni bir sayfa açardı.

O Mahalle bakkalları da kalmadı artık.

Hele o yaşlı ağabeylerin sohbetlerine doyum olmazdı.

Bir çoğu güngörmüş insanlardı. Her sözleri yılların tecrübesinden süzülüp gelen, safi tecrübeydi.

Ölçmeden, biçmeden laf söylemezlerdi.

Ağırlığınca altın olan nasihatlar ederlerdi.

Bir şey anlatacaklarında, bir hikaye ile söze başlarlar o hikayeden sonra asıl konuya girerlerdi.

Bal damlardı ağızlarından. Çokta naziktiler. Bir konu hakkında araya girdiklerinde lafını balla kestim derlerdi.

Şiveleri nasıl olursa olsun, her biri birer nezaket ehliydi. Adaba ve edebe riayetleri bir başkaydı. Sululuk yapmazlardı. Alay etmezlerdi. Esprilerinin bir ölçüsü vardı. Tadında bırakılma tabiri tam onlar için söylenmişti.

Kalp kırma noktasında çok hassastılar. Yunus Emre’nin, ” Bir kez gönül kırdın ise / Bu kıldığın namaz değil / Yetmiş iki millet dahi / Elin yüzün yumaz değil” dörtlüğü dillerinden düşmezdi.

Bir kavga olsa onlar ayırırdı. Mahalleye yeni taşınanlara ilk hoş geldin sözünü onlar söylerlerdi.

İlk ziyareti onlar yaparlardı.

Bir gönül macerası aileler arası hallolmadıysa, damat adayına biz kefiliz dediklerinde, kız babasının diyeceği bir şey olmazdı.

Ağırlıkları bir başkaydı. Sözleri kurşun gibiydi. Olumsuz bir hareket yapanı ikaz ederler, o ikazı yiyen bir daha yanlış yapmamaya özen gösterir, değilse mahalleyi bir gece sessiz sedasız terk ederdi.

Şimdi onlardan eser kalmadı. Her biri rahmeti rahmana kavuştular.

Ne ananları, ne artlarından yananları kaldı.

Dostluk ve arkadaşlık denen bir şeyde yok. Menfaatiniz ve alışverişiniz ne kadarsa arkadaşlığınız ve dostluğunuzda o kadar.

Ağzında bakla ıslanmayan, yaptıkları iyiliği anlatmadığı insan kalmayan bir arkadaşlık.

Ve küfürsüz bir tek sözcüğü bulunmayan hitap şekilleri…

Vefa ve ahde vefa nedir, bilen yok.

Vefa, İstanbul’da bir semt söylemleri bayatlayalı çok oldu. Vefa uzaklarda kalan bir his diyen Zeki Müren’e, kendi gitti ismi kaldı yadigar deniyor artık.

Dost eski şarkılardan bir iz demişti Zeki Müren,.

Şimdi parası olana, kendisinden menfaat temin edilene, çıkar sağlanılana dost diyorlar.

Hele o dost dedikleri yüzünü az biraz çevirdiğinde, yeter artık demeye gelen tavırlar gösterdiğinde, face’ler, SMS’ler, Twitter’ler bütün o eski yapılan iyilikleri unutarak, eski defterleri açıp, kin kusmaya başlıyor.

Anlayacağınız o bildiğiniz dosttan da kalmadı.

Şımarıklık, sonradan görmelik, çiğ sözlülük, ayakları yere değmeden konuşmak, konuşurken mangalda kül bırakmamak, dost dediklerini ayak üstü satmak, zerrece güven vermemek günümüzün revaçta olan özellikleri artık..

Havalı konuşmalar, karşısındakilere tepeden bakmalar, olduğundan fazla görünmeye çalışmalar, edebe ve adaba değer vermemeler, insan kıymeti bilmemeler, etraflarında onları anlatan ve öven insan bulundurmalar, kendi reklamlarını ağzı laf yapanlara ihale etmeler moda.

Geceleri bile siyah güneş gözlükleri takıp, en son model İphone telefonlarla devamlı birileriyle konuşuyormuş havalarına girenler. Bürolarında toplantı halinde olduğunu söyletip, kapılarda bekleyenlerle görüşmemekten, gelenleri dinlememekten vahşi bir zevk alanların yaşadığı bir dünyada ne kaldığını sormak lazım!..

Sorarken de, biz böyle değildik, bize ne oldu? Biz bu hale nasıl geldik, nasıl gelebildik gibi soruları da, soracaklarınıza ilave ediyor musunuz?

> Yeni Meram >Yazarlar > Kalmadı!…
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.