YAZARLAR

Sokaklarda yürürken sakın önünüze bakmayın, göreceğiniz iğrençlik sizi utandıracak.

Ben bakmamak için kendimi zorlasam da o iğrençliğe basarım ve evimin girişine, yaşam alanıma getiririm korkusuyla dikkatli yürüyor, adımlarımı sayarak yol alıyorum.

Olay; tükürük!

Konyalı kendi yaşam alanına, bastığı toprağa, yürüdüğü kaldırıma, gezinti yeri olarak düşünülüp düzenlenen alanlara, çocukların, torunlarımızın oynadığı sokaklara caddelere, yaşadığı mahallesine tükürüyor.

Bu nasıl bir anlayış ki, kendi kentine, kendi vatan toprağına içi sızlamadan tükürüyor!

Bu tükürükler kaldırımlarda öylesine pis ve tiksinilecek bir görüntü veriyor ki insan yürümek istemiyor.

Bu tükürüklerin çoğu kışın donuyor, tükürmekten başka kötü bir görüntü, çok kötü davranışta ağaçlara sürülen burun akıntılar. Sakın ellerinizi ağaçlara sürmeyin, bu akıntı elinize yapışıyor!

Ağaçlara sırtınızı yaslamayın! Aynı pislik bu sefer giysinize bulaşacaktır.

Konya dünya kenti olacakmış!

Konya dünyada bir marka olacakmış!

Konya’nın Mevlana ile bütünleşmiş bir ruhu varmış!

Ne güzel, ne büyük laflar ediyor, kendimizi kandırıyor, tükürmeye de devam ediyoruz.

Yıllarca İstanbul’ dan gelen akrabalarımız Konya’ mızın temizliğine hayran olur ‘ sokaklarınızın temizliği içimizi açıyor, belediyeleriniz ne güzel çalışıyor’ derlerdi. Oysa belediyelerin olanakları şimdiki gelirleri ile ölçülemez, çalışan işçi sayısı ise asla eşitlenemezdi.

Bizde belediyelerimiz çok çalıştığı için Konya’ mızı çok temiz görürdük.Zamanla anladım ki temiz olan belediyeler değil, temiz olan o dönemlerde Konya’ da yaşayanlarmış!

Konya’da öyle sokaklar vardı ki , ‘Ayakkabının tabanını temizlemeden giremezsin, utanırsın ‘ derlerdi. Bu sokaklardan biride büyüdüğüm kadı dedemin adını alan ‘Kadılar Sokağı ‘ idi.

Sabah erkenden eşlerini camiye uğurlayan hanımlar ellerinde süpürgeler ve süzeklerle kendi kapılarının önünü süpürür, sonra süzekle sular, mis gibi bir kokuyu içlerine çekerek dönen beyler sabah çorbalarını ve kahvelerini içip, işlerine giderlerdi. Hemen hemen bütün sokaklarda yaşam buydu. Eşinin süpürdüğü sokağa tüküremeyen bey, yürüdüğü yola da tükürmüyordu.

Peki ne değişti?

Emeğe saygı bitti.

İnsana saygı bitti.

Ailesine, annesine, babasına, komşusuna saygı bitti.

Yurttaş olma bilinci kayboldu.

‘Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı, düşün altında binlerce kefensiz yatanı’ sözlerini sadece şov olarak okumaya başladık. İnanarak, içimiz titreyerek okusaydık zaten ne bedelliye ‘evet’ der, onlarca şehide, kınalı kuzuya bakar, utanır adam gibi askerliğimizi yapardık.

Kısacası vatan toprağı gözümüzde değerini yitirdi. Onun için de tükürmekte bir sakınca görmüyoruz.

Herkes bastığı bu pislikleri evine, çocuğuna taşıyor.

İnsanın kirini doğa temizledi.

İyi ki yağmur yağdı, iyi ki kar yağdı. Sokaklardaki, ağaçlardaki pislikler kısa bir süre de olsa temizlendi.

Belediyelerimiz, her ağaca bir görevli, her kaldırıma zabıta veremeyeceğine göre herkes vatandaşlık görevini yapmalı. Kuru kuruya yaşadığı kente sahip çıkılmaz, Mevlana’nın arkasına kimse saklanmasın. Gerçekten turizmde ve çağdaş şehircilikte iddialı isek, herkes görevini yapmalı sorumlu bir vatandaş olmalı ve yerlere tükürenleri uyarmalıdır.

Bir gün doğa yorulursa bu pisliklerle baş başa kalabiliriz!

Not: Geçen haftaki yazımda Harf Devrimi 1928 yerine 1921 olarak geçmiştir. Okurlardan özür dileriz.

> Yeni Meram >Yazarlar > İNSANIN KİRİNİ TEMİZLEYEN DOĞA
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.