YAZARLAR

■ Türk dili, dillerin en zenginlerindendir.

Dilini kaybeden bir millet, her şeyini kaybetmiş demektir.

***

Ana dilde eğitimin havada uçuştuğu bu süreçte, Türkçeye sarılıp sarmalanmanın ulusal bir görev olduğunu bir kez daha yinelemeliyiz. Toplumun çeşitli katmanları istediği dili konuşabilir, ancak bizim anadilimiz Türkçedir, eğitim dilimiz de. Dil birliği ulusların olmazsa olmazıdır, gerisi ise teferruattır ve laf-ı güzaftır.

Ne zaman dilden söz edilse, Konya’mızın şiirde yükselen yıldızı Fazıl ağabeyimin dizlerini anımsarım;

■ Türkçem, ses bayrağım.

Sonra ötelerden Ziya Gökalp seslenir;

■ Başka dile uymaz annenin sesi,

Her sözün ararsan vardır Türkçesi.

Öncelikle bir özeleştiri yapmalıyım. Arı-duru Türkçe tutkunuyumdur; derslerimde, şiir ve yazılarımda konuya duyarlı ve özenli davranırım. Önemli sorunlarından biri de kuşkusuz dil kirliliğidir. Olaya iki yönlü bakmak doğru olacaktır. Bir taraf batı ukalalığını yeğleyerek Türkçe sözcükler yerine yabancı kökenlileri kullananlar var. Minareye kılıf entellik elbisesi giydirmekte, bu özenti çağdaşlıkla değerlendirilmektedir. Diğer tarafta, dil gericiliğinden kaynaklanan yaklaşımla Türkçe sözcükler yerine, Arapça ve Farsçaları öne çıkarılmaktadır.

Dil bağnazlığı da Türkçe’ ye kurulan bir başka tuzaktır.

Bağımsız ulus olmanın başta gelen niteliklerinden biri de, kuşkusuz Atatürk’ün de vurguladığı gibi dildir;

■ Türk demek dil demektir. Ulus olmanın en belirgin niteliklerinden biri dildir. Türk ulusundanım diyen kişi, her ş öncelikle, kesinlikle Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan kişi, Türk kültürüne ve ulusuna bağlılığını öne sürerse buna inanmak doğru olmaz.

Hz. Mevlana’nın şairliği, düşünürlüğü, bilgeliği ve evrenselliği tartışılmaz. Ancak kullandığı “dil” konusunda aynı iyimser görüşte değiliz. Nitekim kendisi de bunun burukluğu hatta ezikliği içindedir;

■ Aslen Türkest egerçi Hindu guyem.

Ne zaman Akdeniz ve Eğe Kıyılarına dinlenceye gitsem, dil kirliliğinin aşırılığı karşısında melül mahzun olurum. Batı hayranlığının bir tür modaya dönüşmesini onaylamak olanaklı değildir. Bütün sahil şeritlerinde turistik işletmelerin adları yüzde 99’un yabancı kökenli dillerin ablukası altındadır. Gerçekten Türkçe, ‘Turkche’ye dönüşmeye başladı. Bar, lokanta, pastane, hatta dergi ve sanatçı adlarının yabancı dil kurallarına göre yazılarak kullanılması, yozlaşmanın örneklerini oluşturmaktadır.

Kısa adı Türkcan olan Türkçemizi Canlandırma Derneği, “Ticarette de Türkçe” sloganıyla çok yerinde bir kampanya başlattı. Dernek Başkanı Yiğit, Türkçe sözcüklerin yazılışlarının yabancı dil imla kurallarına göre yapılması şeklinde de bir eğilimin ortaya çıktığına dikkat çekiyor;

■ AB’ye uyum için böyle isimler kullanıyoruz’ diyorlar. AB’ye bir ulus kendi duruşuyla girer. ‘Kuaför’ sözcüğü eskiden her yerde ‘kuaför’ diye yazılırdı. Şimdi

‘Coufeurre’ yazan, ‘coffeur’ yazan da var.

Karamanoğlu Mehmet bey, 13 Mayıs 1277 tarihinde yayınladığı ünlü fermanıyla Türkçeye sahip çıkmıştı;

Bugünden sonra divanda, derghta,
bargâhta, mecliste ve meydanda

Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır.
Türkçe’yi koruma amacına yönelik ünlü fermana salt duyuru olarak bakmak yanlıştır. XII.yüz yılda her alanda, İran egemenliğinin öne çıktığı, Türklük değerlerinin, devlet eliyle unutturulmaya yüz tuttuğu dönemdir. Karamanlılar, Anadolu’da, sadece dilde değil; Türk değerlerinin yaşatılması için, her alanda, önemli çalışmalara imza atmışlar.

BİR DAMLA:

■ Türkçe; ağzımızda, anamızın dili gibi helâl ve güzel olmalı.

> Yeni Meram >Yazarlar > HER SÖZÜN TÜRKÇESİ VAR YA DA “TÜRKÇEM SES BAYRAĞIM!”
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.