YAZARLAR

Kudüs Üç İlahi Dinde de Kutsaldır
Üç ilahi dinde de önemli ve kutsal sayılan Kudüs tarihten günümüze hep insanların ilgi odağı olmuştur. Tahrif edilen Hristiyanlık ve Yahudilik temelinde tevhid inancına dayandığından ve o inancın tebliğcileri Allah tarafından görevlendirilen Peygamberlerden önemli bir kısmı Filistin bölgesinde tebliğ faaliyetlerini yapmışlardır. Filistin bölgesi, Allah’ın Rasullerinin yaydığı manevi atmosferin havasını teneffüs ettirmektedir.
Yahudilere göre Kudüs’ün önemi
Siyonizm’in hedefi kendilerine vaad edilmiş topraklar olarak gördükleri Nil’den Fırat’a kadar olan bölgede kendilerinin efendi diğerlerinin kendilerine köle olarak yaşadığı, Yahudilere hizmet ettiği bir devlet kurmaktır. Theodor Herzl’in başını çektiği Siyonizm, 1897 yılında İsviçre’nin Basel kentinde I. Dünya Siyonist Kongresini yapmıştır. Herzl, yaptığı açılış konuşmasında “Biz Yahudi milletini barındıracak bir evin temelini atmak için buradayız.’’, “Kuzey sınırlarımız Kapadokya’daki (İç Anadolu Bölgemiz) dağlara kadar uzanır, güneyde de Nil Nehri’ne” diyerek bir hedef çizmiştir.

İsrail’in ilk başbakanı David Ben Gurion da 1948 yılında İsrail devletinin kuruluşunu ilan ettiği konuşmasında aynı haritayı çizer ve şöyle der: “İsrail’in bugünkü haritası İngiliz manda yönetimi tarafından çizilmiştir. Yahudi halkının, gençlerimizin ve yetişkinlerimizin yerine getirmeleri gereken bir başka harita daha var. Bu harita Nil’den Fırat’a kadar olan bölgeleri kapsamaktadır.”
Yahudiler Filistin’den kovulup devletsiz kaldıklarında, Yahudilik için İsrail’e dönmek hedefi, nesillerden nesillere, bir sır olarak intikâl etmiştir. Her Yahudi, ‘Mukaddes Kudüs seni unutursam iki elim kurusun’ diye yemin etmeyi adet edinmiştir. Kudüs’e dönmek, Filistin’i eski Yahudi ülkesi haline getirmek, bütün dünyanın efendisi olmayı ümit etmek fikri; Yahudiliği ayakta tutan ideal olmuştur.
İsrail Devleti, Siyonizm hedefi doğrultusunda kurulmuş bir devlettir. Siyonizm’in ilk hedefi İsrail’i kurmaktı ve kurulmuştur da fakat asıl maksatları Yahudilerin kutsal kitabı olan Tevrat’ta da bahsedilen Vaat Edilmiş Topraklarda Büyük İsrail Devleti’ni kurmaktır.
“Yahudi şeriatına göre bütün ülke kutsaldır, ancak Kudüs şehri en kutsaldır. Yeryüzündeki en kutsal yer olan ve “kutsallar kutsalı” denilen mekân Kudüs’teki mâbedde bulunmaktadır. Şeriatta Kudüs’ün kutsallığının gerektirdiği emirler ve yasaklar sıralanmıştır.
Milâttan sonra 70 yılındaki yıkımın ardından Yahudi milletinin hayatında Kudüs daha az rol oynamaya başlamış, ancak mânevî ihtişamın sembolü ve şeriatın bedenleşmiş şekli olarak varlığını sürdürmüş, ona olan özlem her vesileyle dile getirilmiştir. Yahudiler nerede olurlarsa olsunlar ve hangi saatte dua ederlerse etsinler mutlaka Kudüs’e dönmek zorundadırlar.
Kudüs’ün ibadet hayatındaki önemi Yahudi devletinin Mesîh tarafından bu topraklarda kurulacağı inancına dayanmaktadır. Kudüs’ün yeniden inşası ve mâbedin yapılması bunun işaretleridir. Yahudi geleneğine göre yeryüzündeki Kudüs gibi bir de gökte Kudüs vardır. Talmud’da Tanrı’nın yerdeki Kudüs’e girmeden gökteki Kudüs’e girilemeyeceğini bildirdiği nakledilmektedir. Yahudi dinî literatürünün bir kısmında semavî Kudüs’ün dünyanın sonunda yerdekinin yerini almak üzere ineceği belirtilmektedir. Yahudilerde, Kudüs yeniden kurulduğunda ve ölüler diriltildiğinde mâbedin bulunduğu tepeye yakın olduğu için zaman kazanmak ve sıkıntıyı azaltmak amacıyla Zeytindağı’na gömülme arzusu vardır. Yahudi Fısıh bayramının seder sofrası ve kefâret günü ibadeti “seneye Kudüs’te” dileğiyle sona erer.
Hristiyanlara göre Kudüs’ün önemi
İnciller’de Kudüs önemli bir yer işgal etmektedir. Markos İncili’ne göre Hz. Îsâ, Galile bölgesinde halka tebliğ faaliyetine başlar ve onların olumsuz tavrı üzerine Kudüs’e yönelir, şehre girer ve mâbedi temizler. Yahudi otoritelerinin tepkisiyle karşılaşınca şehrin cezalandırılacağını ve mâbedin kirletileceğini haber verir. Şehrin dışında çarmıha gerildiğinde mâbedin perdesi yırtılır. Diğer İnciller Kudüs’le ilgili bu bilgilere bazı ilâveler yaparlar. Yuhanna İncili Hz. Îsâ’nın birçok defa Kudüs’e geldiğini kaydeder. İnciller’e göre Hz. Îsâ’nın dünyevî hayatı Kudüs’te sona erer, havâriler orada “kutsal ruh”u alırlar.

Müslümanlara göre Kudüs’ün önemi
Kudüs ismi Kur’an’da doğrudan geçmemekle birlikte bu şehirden el-Mescidü’l-Aksâ’nın mübarek kılınan çevresi şeklinde bahsedilmiş (el-İsrâ 17/1), ayrıca bulunduğu bölge “mukaddes toprak” (el-Mâide 5/21), “iyi, güzel bir yer” (Yûnus 10/93) olarak nitelendirilmiştir. Hadislerde ise Mescid-i Aksâ’nın, Mescid-i Harâm ve Mescid-i Resûlullah ile beraber ziyaret amacıyla seyahat edilebilecek üç mescidden biri ve yeryüzünde Mescid-i Harâm’dan sonra inşa edilen ikinci mescid olduğu belirtilmiştir (Buhârî, Müslim, Nesâî). Ayrıca bazı rivayetlerde Hz. Peygamber’in Beytülmakdis’te namaz kılmayı tavsiye ettiği de aktarılmaktadır (Ebû Dâvûd, “Śalât”, 14).
Hicretten önce iki veya üç yıl süreyle Hz. Peygamber’in Kâbe’yi de önüne almak suretiyle Kudüs’e yönelerek namaz kıldığı ve -farklı rivayetler bulunmakla birlikte- Medine döneminde on altı veya on yedi ay bu uygulamanın devam ettiği, daha sonra kıblenin Kâbe’ye çevrildiği kabul edilmektedir (Buhârî,Müslim). Resûl-i Ekrem’in sağlığında belli bir dönem için Kudüs’ün kıble olarak tercih edilmesi, müslümanların bu şehri dinî bir merkez olarak görmelerinin sebeplerinden birini teşkil etmiştir.

Ayrıca Hz. Peygamber’in, Mescid-i Harâm’dan çevresi mübarek kılınan Mescid-i Aksâ’ya gece götürülmesi şeklinde gerçekleştirilen İsrâ (el-İsrâ 17/1) ve ardından mi‘rac mûcizelerinde Mescid-i Aksâ’ya gitmiş olması müslümanlar için bu şehrin önemini arttırmıştır.

Bunların dışında Kudüs, Hz. İbrâhim’den itibaren pek çok peygamberin yaşadığı, mukaddes olarak da tanımlanan bir bölgede bulunması, Hz. Süleyman’ın inşa ettiği Beytülmakdis’i barındırması, İsrâiloğulları’nın ve onlara gönderilen peygamberlerin mücadelelerine mekân olması açısından semavî dinler geleneğinde önemli bir yere sahip olmuştur.” (1)
Kudüs Hz.Ömer döneminde Fethedildi
Kudüs Hz. Ömer zamanında İslam orduları tarafından 638 yılında feth edilmiştir. Kudüs feth edildiğinde Bizans hakimiyetinde bulunuyordu.
Hz. Ömer zamanından itibaren Müslümanların elinde olan Kudüs’ü Haçlılar 1099 yılında ele geçirdiler. Bu durum İslam dünyasında büyük üzüntüye neden olmuştu. Uzun dönem Haçlıların kontrolünde olan Kudüs’ü Selahaddin Eyyubi Hıttin Savaşında haçlıları mağlup ederek tekrar Müslümanların kontrolüne vermiştir. Haçlılar şehri geri almak için defalarca teşebbüslerde bulunmuşlar fakat muvaffak olamamışlardır.
Devam edecek…

> Yeni Meram >Yazarlar > Emperyalizmin İslâm Dünyasına Yeni Savaş Planı: KUDÜS (2)
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.