YAZARLAR

Milli Eğitim Bakanlığı kendisine sunuldu.

Sevinçten ayakları yere basmadı.

Tam yıllardır beklediği fırsat geçmişti eline.

Hayalleri gerçek oluyordu.

Ailelerden küçük yaşta aldığı çocukları Arap kültürüne göre eğitecekti.

Eğitim ne demek? Bu konuda bilgisi yoktu.

Öğretim nedir? Laik öğretimin kendisine tanıdığı fırsattan yararlanmıştı.

O, önce mümin, imanlı, ümmet yetiştirmenin peşindeydi.

Silmeliydi tüm kitaplardan A’ harfini.

Sevemedi bir türlü A’ ona mavi göz, sarı saç, özgür düşünce, dinin baskısından kurtulmuş; ilim, bilim, fen ve erkeklerle her alanda yarış eden kadını hatırlatıyordu.

Erkek kız ayırımı olmadan okunan okullar, alnı açık, başı açık kız öğrenciler, birlikte yapılan beden eğitimi dersleri …Hepsi A’ nın başının altından çıkmıştı.

Oysa, kız erkek aynı sıralarda bile oturtulamaz mutlaka okulları bile ayrı olmalı ve minicik yüreklere cinsiyeti hatırlatılıp, kadın olmanın saklanmak, örtünmek, haddini bilerek henüz beş yaşında iken erkeğin bir adım gerisinde olması gerektiğini anlatmak gerekiyordu.

Kolları sıvadı.

Okul yaşını indirdi beşe!

Kitapları Elifin E’si ile başlattı.

Oh! Kurtulmuştu şu A’dan.

Sıra geldi vatan kurtaran kahramandan kurtulmaya.

Okul kitaplarından önce hayatını, annesini, babasını, doğduğu şehri, okuduğu okulları ve en önemlisi yaptığı hizmetleri birer birer çıkararak minicik zihinleri kimliksiz, Türk Milleti olduğunu unutturup sadece ümmet olması gerektiğini işleyerek yetiştirmeyi amaçlayan kitaplar hazırlattı.

Bir Rus dilberine gönlünü kaptırıp, sarayındaki yolunu gözleyen kadınları mahsun bırakıp! Nice devlet adamlarını sırf Rus yavuklusu mutlu olsun diye boğdurup, hatta akıl, mantık ve vicdan sahibi kimsenin kabul edemeyeceği evlatlarının katledilme emrini verip boğduran bir padişahı Kanuni ‘yi okul kitaplarına kanun adamı olarak yazdırdı.

Kırk yıl boyunca koyu bir baskı ortamı ve korku ortamı yaratıp, zorla meclis açıp, bahane ile kapatıp, din elden gidiyor diye isyanlar çıkartıp, memleketi ateş çemberine atan 2. Abdülhamit ‘i de meclis açan anayasa yapan olarak çocuklara sundu. Sonra da tarihi gerçeklerden kaçamayarak 1924 Anayasası ‘nı Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu kendisinin de görev yaptığı ilk TBMM yapmıştır diye yazmak zorunda kaldı.

Bütün devletlerin milli eğitim politikaları siyasi iradeye bağlı değildir. Oturmuştur, değişmez.

Ülkeni kurtaran, sana Dünya’nın en güzel vatanını kazandıran, matbaanın bile din adamlarının baskısı sonucu 257 yıl sonra getirilebildiği bir ülkeyi kendisinin de okuduğu ve tüm nimetlerinden yararlandığı çağdaş bir seviyeye getiren kahramana sırf halifeliği kaldırdığı, din ve devlet işlerini ayırdığı ve hepsinden önemlisi kadını, erkeğin egemenliğinden kurtarıp, özgürlüğüne kavuşturduğu için kin ve nefretle anıyorsan işte onun yaptığı her şeyi yıkmaya kalkar sonra da eline yüzüne bulaştırırsın.

Senden sonra gelen de uğraşır, düzeltmek için.

Beş yaşındaki çocuğa okuma yazma öğretemezsin!

Beş yaşından yedi yaşına dek eğitim verebilirsin. Ama bu kafanın vereceği eğitim asla çağdaş bir eğitim olmaz.

El, yüz yıkama, giyinip, hazırlanma, yatak düzeltme, çatal kaşık kullanma, toplu yaşama kuralları, sıraya girme, başkasının hakkına saygı gösterme, yaşadığı ortamı temiz tutma, trafik kuralları, emniyet kemerinin önemi, yaya geçidini kullanma, ağaç, hayvan, insan sevgisi, millet malına sahip çıkma ve zarar vermeme , topluca ; tiyatro, sinema, gösteri izleme ve sessizce dinleme. Pikniğe gitme ve temiz bırakma, hepsinden önemlisi toplumun kullandığı tuvaletleri temiz kullanma.

işte, beş ve yedi yaş arası bunlar öğretilir, çocuk topluma hazırlanır sonra da el alıştırmaları başlatılır ve öğrenci hazır olunca da okuma yazmaya geçilir.

Ama hazretin derdi Atatürk olunca ve küçücük çocuklara kadın olduğunu hatırlatıp, başlarını örttürüp, serbest kıyafet masalı ile toplum uyutulunca, yukarıda sayılanların hiç biri yaptırılmaz.

Yapılan bütün bu saçmalıklara ve çocuklarınızın geleceği ile oynanmasına ses çıkarmayan ve tek dertleri ‘müslümanım diye yeri göğü inleten biri bizi yönetsin’ diye düşünen bir topluma da böyle eğitim çok bile.

Batı insanı kendini yönetecek kişinin hangi gün hangi kilisede olduğunu, hangi kilise çıkışı demeç verdiğini ne kadar; Katolik, ne kadar Protestan, ne kadar Ortodoks olduğunu takip etmiyor.

Bana milli gelirden ne kadar pay verecek, devletin malını nasıl kullanacak, ülkemin çıkarlarını nasıl savunacak, işsizliği azaltıp ve üretimimi nasıl çoğaltacak diye bakıyor. Bunu başaramayan bir siyasi irade zaten aklı başında, ülke çıkarını düşünen seçmenden oy alamıyor.

Ulusal eğitimleri ile bu kadar oynayan bir siyasi irade batıda bir gün dahi yönetimde kalamaz.

> Yeni Meram >Yazarlar > EĞİTİM ÖĞRETİM YILI AÇILIRKEN
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.