YAZARLAR

Dünya malı dünyada kalır denmiş, dünya malına meyledenlere, sıkı sıkı sarılanlara, biriktirenlere o kadar çok örnek getirilmiştir ki.

Yine de anlayan, aldırış eden olmamıştır.

Mal canın yongasıdır, sözü dayatılmıştır.

Öldükten sonra, arkanızdan gelen mal mı var?

Eski inanışlarda, ölen kişi bu dünyada hangi eşyalarını çok seviyorsa o eşyalarıyla birlikte gömülmüş, mezar hırsızları, binlerce yıl sonra bile, nice iskeletin yanı başına gömülü bir çok ziynet eşyasını çalmaktan çekinmemişlerdir.

Dünya malı, binlerce yıl sonra dahi, ait olduğu yere yani dünyaya geri dönmüştür.

Buna rağmen ibret alanın çıkmaması ibret verici değil mi?

Mal ve mülkün çokluğu bir çok insanı sarhoş etmiş, ayaklarını yerden kesmiştir. Dünkü halini unutma diyenleri, kendisini kıskanmakla itham eden insan sayısı az değildir…

Beni çekemiyorlar, haset ediyorlar diye birçok söz sıralanmıştır bu insanlardan.

Neticede herkes herkesi bilir.

Kim neyi tırnaklarıyla kazarak kazandı, kime birileri arka çıktı, kim kimin yolunu açtı, kim hangi insanların kayığına binip yeni limanlara yelken açtı, kim hangi kulvarlarda kulaç atarak, çevresini ve malını çoğalttı bilenler bilir.

Mal ve mülk ya atadan, ya babadan, ya sülaleden miraslar yoluyla gelir, ya çalışılarak, yahut birilerinin elinizden tutmasıyla…

Piyango çıkanları, loto-toto zenginlerini bu kategorilerden saymıyoruz.

Kim ne derse desin, zenginlik güzel şey.

Bu zenginlik gönül zenginliği ile de birleşti mi, insanlara hizmet olur, yardım olur, destek olur, kara günlerinde kara bulutları dağıtmak olur, Hızır misali yetişmek olur!…

Mal ve mülkün fazlalığı bazı insanları şımartır, övünmelerine ve kendilerini övdürmelere yol açar. Parayla her şeyin satın alınabileceği gibi bir hisse kapılmalarına neden olur.

Malın ve mülkün gerçek sahibinin kim olduğunu unutanlar, benim malım, benim mülküm lafından vazgeçemezler. Belli bir süre için emanetçi oldukları akıllarına dahi gelmez.

Mülkümün üzerinde oturuyorsun!..Malımın ortağı mısın? gibi çiğ sözler, insanlara yakışan sözler değildir.

“Mal sahibi, mülk sahibi / Hani bunun ilk sahibi / Mal da yalan, mülkte yalan / Var biraz da sen oyalan” diyen Yunus Emre, hep iş işten geçtikten sonra akıllara gelmiştir.

İnsanlardaki sahip olma duygusu, daima daha fazlasını isteme hırsı, paylaşma ve bölüşmeyi bir türlü kabul edememe anlaşılır gibi değildir.

Mal ve mülk buz üstüne konmuşçasına oldukça kaygan bir zeminde dururlar. Vefaları, samimiyetleri, dostluk ve arkadaşlıkları yoktur.

Siz bu dünyadan ayrıldığınızda, bir tanesi bile arkanızdan gelmediği gibi, kapıdan da dışarıya çıkmaz, çıkamaz.

Yeni sahibini bekler.

İyi gün dostlarına o kadar çok benzerler ki, onlarda paranız ve pulunuz olduğu sürece size arkadaşlık eder, paranızın suyunu çektiğini gördükleri an, sizi terk ederler.

Malınız ve mülkünüz, sağlığınızda, şöyle derler;

Benim kıymetimi bilmeyecek olana beni verme…

Beni hak etmeyene hediye bile etme…

Alemin doğrusu, merhametlisi sen misin? Bak hanımın senden daha akıllı…Senden daha variyetliler var, bırak, onlar yardım elini uzatsın çulsuzlara!…

Sana daha fazla mal, mülk, şan ve şöhret getirecekse, bir çoğumuzu ver, nasıl olsa birkaç misli fazlasıyla hepimizi geri alacaksın!…

Ömrü, kimden neyi ne kadar ucuza, yok pahasına alırım diye hesabıyla geçenlerin, biriktirdikleri mal ve mülkün sonunu gören var mı?

Her mal toplayanın, bir dağıtıcısı olduğunu bu insanlar bilmiyorlar mı?

Adamın yüzlerce evi, dükkanı, kapattığı arsası olsa da, sağlığında kimseye bir liralık hayrı yoksa, varislerinin o malı har vurup harman savurduğuna bir çok kişi şahit olmuştur.

Olmuştur amma, ne mal biriktiren, ne de toplayan huyundan vazgeçmiş, ne de menfaatine olmayan bir yere yardımda bulunmuştur.

Bütün bunlara rağmen, gerçekten hem kendi zengin hem de gönlü zengin insanlarda yok değildir. Onların kapısına varanlar isteklerinde samimi iseler boş döndürülmemişlerdir.

Onların işletme ve fabrikalarında çalışanlar, huzur dolu bir yerde çalıştıklarını, haklarını koruyan ve gözeten bir yöneticileri olduğunu daima hissetmişlerdir.

Mala ve mülke taparcasına bağlı olanlar için en zor şey çıkarıp bir şey verebilmektir. Çünkü Allah onlara bir şeyler vermeyi, nasip etmemiş, bu duyguyu kalplerinden almıştır.

Bunların yanında hak eden hak ettiğini hiçbir zaman alamaz. Bu insanların vaatleri ve tatlı sözleri çoksa da, elleriyle cepleri arasındaki mesafe tahminlerin çok ötesindedir.

Alınteri, emek, koşturma ve koşuşturma bunlar için hiçbir şey ifade etmez. Bedavaya adam çalıştırmaya, sırt sıvazlamaya, borçlarını başkalarının sırtından ödettirmeye ve Allah razı olsun, hakkını helal et diyerek, hiç şey vermeden işin içinden sıyrılmaya bayılırlar.

Mal, mülk ve edindikleri itibar bu insanları sarhoş etmiş, başlarını döndürmüştür. Ne kıldıkları namaz, ne tuttukları oruç, ne de defalarca gittikleri umre ve hac onları kendilerine getirememiştir.

Manevi yollarda koşmayı, bulunmayı ve görünmeyi dahi, kazançlarına bir şeyler eklemek için vesile olarak kabul ederler.

Böylelerinin hayranlarının olması ve övülerek anlatılmaları ne acı!…

Mal ve mülkün sarhoş edemediği insanların ise bilinmemek ve tanınmamak için yaptıkları mücadelenin ancak bu dünyadan ayrıldıklarında dile getirilmesi de hepimizin ayıbı!…

Hz. Pir; “Dünya malı Allah’ın tebessümüdür. Ona bak ama, sarhoş olacak kadar değil.” derken neler anlatıyor neler.

Büyüklerimiz kıssadan hisse demişlerse de, her birimizin kıssalardan, hikayelerden, sözlerden, Mübarek Ramazan’dan ve Bayram’dan alacağımız bir şeyler olmalı!…

> Yeni Meram >Yazarlar > ‘Dünya malına bak ama, sarhoş olacak kadar değil!…’
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.