YAZARLAR

Gazeteci olmak, yaşadığı ülkenin nabzını tutmak kolay iş değildir.

Ben gazeteci olmadığım için mesleğin zorluklarını bilemem.

Ama Tanrıma hep şükrettim; en çok sevdiğim ve en çok değer verdiğim benim için en kıymetli olan iki varlıkla ilgilenme olanağını bana verdiği için.

Çocuklar ve hayvanlar.

Otuz üç yılım çocuklara hizmetle, on sekiz yılımı da gönüllü olarak sessiz canlara ulaşarak; dolu dolu ve büyük bir iç huzuru ile geçti.

Her iki uğraşım da beni çok mutlu etti.

Can Dündar’ı ilk kez öğretmenlik yaptığım yıllarda tanıdım. O dönemde siyaset rüzgarının estiği yönü çok iyi hesaplamış olacak ki ‘SARI ZEYBEK’ belgeselini hazırladı.

Bütün okullarda, Milli Eğitim Bakanlığı’nın emriyle tüm öğrencilere Atatürk’ü Anma Haftalarında, ulusal bayramlarda izlettirildi.

Sonra köprülerin altından çok sular aktı.

Kurtuluş Savaşını yapılmamış, Türk vatanı işgal edilmemiş, Dumlupınar, Sakarya, Birinci İnönü, İkinci İnönü ve 26-30 Ağustos Baş Komutanlık Meydan Savaşları; Rum, Ermeni çetelerine, Yunan, İtalyan Fransız kuvvetlerine karşı kazanılmamış gibi göstererek, bu savaşları Atatürk ve silah arkadaşları; İskilipli Atıf Hocalar’ı, Said-i Kürdiler’i, Derviş Mehmedler’i öldürmek için düşmanı bahane ederek yapmışlar ve Türk Milleti’ni dinden uzaklaştırmak amacını gütmüşler gibi servis eden bir siyasi irade ‘1950’lere rahmet okutacak şekilde okulları, camileri, yazılı ve görsel basını, kışlayı, dini bahane ederek siyasi baskı altına almaya başladı.

Gazetecinin en iyisi siyaset rüzgarının estiği yönü en iyi hesaplayandır.

Can Dündar gereğini yaptı ve’ SARI ZEYBEK’ belgeselini çeken kendisi değilmiş gibi bir film çevirdi. Adı ‘MUSTAFA’ öylesine kendisiyle ve tarihi gerçeklerle ters düştü ki, aldığı tepkilere şaştı kaldı.

Bir de demez mi; tapuları yıkmak zormuş!

Oysa zor olan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü yıkmak, yok saymak, unutturmaya ve aşağılamaya çalışmaktı.

Şimdi ise ülkede esen rüzgara bakmış bakmış ve Mehmet Ali Birand’ı anlatan bir kitap yazmış.

Ama bu kitap ona Nobel’i kazandırmaz.

CHP’nin simgesi Hüseyin Aygün’ü anlatsa, kitaplaştırsa, hatta Orhan Pamuk bir cümle ile nasıl kaptıysa dost batılı devletlerden ödülü, Hüseyin Aygün’ün son açıklamaları da bir NOBEL adaylığını akla getirir.

Asıl Nobel edebiyat ödülünü, İmralı’daki yere göğe sığdıramadığımız, onca ikrama, ağırlamaya, bir türlü memnun edemediğimiz, göz bebeğimiz, kılına zarar gelecek diye Türk Ordusu’nun jandarmasına bile teslim etmemek için yasal değişiklikler yaptığımız, konuğumuz, masum, kader mahkumu ‘Apo’yu anlatan bir kitap yazarak kesin alır!

Can Dündar bu konuyu bir düşünse diyorum. Tam Zamanı.

Benden söylemesi.

> Yeni Meram >Yazarlar > CAN DÜNDAR’A NOBEL ÖDÜLÜ VERİLMELİ!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.