YAZARLAR

9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, “Suyun derinliğine tek ayağınla bak, öbür ayağın karada kalsın, sağlam bassın.” demiş.
Bu söz neresi için söylense oraya uyar…

Suyun derinliği ilginç bir konudur. İki ayağınla birden derinlik ölçmeye kalktın mı, cumburlop, boylarsın suyun dibini.

Madem yüzme bilmezdin, neden daldın o suya derler.

İmdat diye elini kaldırsan, bizi de çeker suya diye, kimse elinizden tutmaz.

Sen batarken, vah vah, tüh tüh diyenler, yüzme bilen yok mu diye bağıran, çağıran cılız sesliler olur.

Sonra isimsiz bir kahraman çıkar, atlar suya, kurtarır şansı varsa batmakta olan adamı.

Varsa nasibinde kurtulmak, kurtulur denizlerden, deryalardan.

Değilse, kurtaracak olan gelir diye, suya atlar diye, beni kurtarmaya bir gelen bulunur diye boş yere ümitlenip, kurtarıcı arama!…

Ara-ma denildiğinde, vazgeç, boşver, üstünde durma, herşey olacağına varıyor, ikaz çare değil gibi bir çok anlama gelen bir olumsuzluk kelimesi anlamı ortaya çıkıyor.

İsterseniz biz bu aramadan biraz devam edelim bakalım yolumuz nerelere çıkacak?

Mevlana Meydanını hemen her taraftan görünsün diye yeşillikten uzak eyledik, ağaçları kestik, merak etmeyin ağaç dediğiniz nedir ki, gün gelir dikmesini de biliriz dedik demesine amma;

Bundan böyle, Mevlana meydanında, ağaç arama!…

Bu şehirde kaldırımlara esnafı koyduk yetmedi, adım başı reklam panosu, bilboard diktik yetmedi, cümle kaldırımların otopark olmasına göz yumduk yetmedi.

Kaldırım da, kaldırım dedi vatandaş amma;

Demeye getirdiler ki; Yürü boyun görünsün, asfaltın ortasından, yürüyecek kaldırım arama!…

Dert dinleyene Marko Paşa derlermiş eskiden, bu şehir İstanbul değil ki, Marko Paşası olsun. Burada kim kime, dumduma… Suyun aktı mı, çöpün alındı mı, Şehremine dua et.

Derdin mi var? Var bir kapıya, açıl susam açıl de yeter? O kadar da değilde de, kapı üzerine yok yok!..Kapı aramadığın kadar çok..

Açık kapı, açılmayan kapı, beyaz kapı, siyah kapı, han kapı, şan kapı, ulu kapı, tın tın kapı. Aradığın illaki Şehremini kapısı mı?Vazgeç, varamazsın, bulamazsın arama!…

Herkes emin arıyor. Emin olanı arıyor. Dillerden düşmeyen bir emin bu amma;

Emin kim? Emin emmin mi? Kim emin ellerde? Adamın adı mı emin, kendi mi? siz hangi Emin’i arıyorsunuz? Asker arkadaşınız Emin olabilir mi? Bir Emin vardı tanıdığım amma şehir dışına gitti. Ha… o emin, ondan kalmadı arama!…

Vefa İstanbul’da bir semt demişler. Rahmetli Zeki Müren bir şarkısında eline bir kandil almış başlamış vefa aramaya. Şehrimize de vefa şehri demişler. Demişler amma, vefa eski şehrin eski sokaklarında kalan bir his olarak dolaşıp duruyor. Gören var mı, rastlayan, selamlaşan var mı? Yok mu? O halde vefa ne gezer buralarda, vefayı da arama!…

Hazır kandil demişken, alalım elimize kandili, gidelim sokak lambalarının olmadığı sokaklara, mahallelere, garip kim? Guraba kim? Fakir kim? Fukara kim? Bir sual eyleyelim. Kendilerini listelere yazdıranlar, yazdırtanlar prim yaptığı müddetçe, fakir-fukaradan sayıldıkça, kim bilecek gerçek fakirin nerede olduğunu? Ağlamayan çocuğa meme vermezler diyor çok bilmişler!…Ağladıktan sonra kim doğrucu-kim yalancı sanki çok biliyorsunuz!..Size gelmedi diye, sizin yanınızda ağlamadı, kendini yerden yere atmadı diye, ağlamayan o aç taksir insanları bulamamanın vebalini kim yüklenecek?

Ah hazırcılar ah!…Fakirse gelsin bizi bulsun, reklamlarımızı , çağrılarımızı duysun diyenler ah!…

Işıklı ve ışıltılı yerlerde, yaygaracıların ve goygoycuların olduğu yerde fakir-fukara arama!…diyeceğiz, gubuzluk yapıp, kimse işimizi bize öğretmeye kalkmasın diyeceksiniz!..

Mendiliniz var mı, mendiliniz? Kağıt mendiliniz var galiba. Nerede o eski mendiller? Mendil bir kültürdü. Bayramlarda mendil verilirdi çocuklara. Mendil alın teri silerdi, gözyaşı silerdi. Gönlü birine düşen genç kızın, gönlünün düştüğünün nişanesi olarak, görülecek, bulunacak bir yere bırakılırdı. Aşkın nişanesiydi.

Lafın gelişi aşkların, adı aşk olarak konanların, şunun adı aşk, bunun adı aşk denilenlerin çok ötesinde bir aşk sembolüydü. Aşkın nezaketi ve inceliğiydi amma; şu an adına aşk denilen, ruhunda aşktan eser bulunmayan nezaketsizliklerde, ne işi var mendilin? Mendil yalanları silecekse, siz o mendilleri aramayın, kağıt mendillerle halledin yalan silmeyi, riya silmeyi!…

Gözyaşlarının saf ve lekesiz olması bir başkaydı. Şimdi ağlayanlar hırsından ağlıyor. Hedefine ulaşmak için ağlıyor. Bu gözyaşlarına dikkat!…İşi olduğu an, işi bittiği an, gözlerinde nasıl aldattım enayiyi diye ışıklar yanan-sönen o gözlerden dökülen samimiyetsiz gözyaşlarına bakarak, gel de saf ve tertemiz süzülüp akan o gözyaşlarını arama!…

Bir gönüle girmek, bir gönülde yer etmek ve o gönülde kalıcı olmak gibi bir duyguyu perişan etmişiz. Gönüller yangın yeri olmuş. Üç günlük maceralarla başını döndürmüş, kimyasını alt-üst etmişiz kalbimizin. Geçici heveslerin peşinde sürüklenmenin girdabında döndükçe dönüyoruz. Kimi sevdiğimiz belli değil, bizi sevende yok aslında. Ancak herkes bu duruma razı. Neden razı olduğunu da bildikleri yok!…Ey!..Seven gönül arayan, öyle bir gönül yok, boşuna arama!…

Varsa da, aradığın yerlerde yok. Aşk’ın pazarlarda haraç-mezat satıldığı yerlerde, onu alacak gönül nasıl bir gönül acaba? Aşk’ı kafeslere koyup da gelene –geçene gösterecekleri bir ortamda, gönül mü arıyorsunuz?

Sonra dost demişsiniz. Hz. Pir, “ Kusursuz dost arayan , dostsuz kalır” demiş. Her harfine eyvallah!…

Bu dostların dostluğu öyle bilindik dostluklardan değil. Çıkar yoksa, menfaat yoksa dostluk bitiyor. Dostluğun sınırları çıkarlarla orantılı. Ne kadar çıkar desteği, o kadar dostluk!…Kusur bu dostların paçalarından akıyor. Kusurların bir araya getirdiği dostluk manzarası bu. Desteğin ve kazandırdığın çıkar ölçüsünde ve ederinde bir dostluk. Para ile alınıp satılan cinsinden.

Böyle dostluklarda, seni ayaküstü satan dost dediklerinde dostluk arama!

Yalanı doğru gibi söyleyenleri bilirsiniz. Söz temsili bir liralık malı, 11 liraya satan, kör satıcının kör alıcısı olur diyen esnafta esnaflık arayabilir misiniz? Attığı kazığı kâr sayan, bunu alışkanlık haline getiren, bana da pahacı derler amma, en kaliteli malı ben getiririm diye, yaptığının üstünü örtmeye çalışanlarda esnaflık ve insanlık arama!

Mübarek Ramazan geldiğinde, fakir-fukaraya yiyecek paketleri dağıtma adına kamyonların üzerine çıkan, kameraları, basını çağıran, kamyonun üstünden aşağıda toplanan insanlara yardım poşetleri atan ve atarken pozlar veren, yardım severliğini reklam eden insanlarda da yardımseverlik, gani gönüllülük arama!…

> Yeni Meram >Yazarlar > Arama!…
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.