ÜÇ SAÇAYAĞI ELEŞTİRİ, ÖZELEŞTİRİ VE UYARI
Admin
■
Denetlendiği vakit sevinen, eleştirildiği vakit gülen yaratığa büyük adam denir.
(Cemil Sena)
***
Ne diyor Hz. Mevlana;
“Kazandıkça bölüşemiyorsan, elini sorgula.
Konuştukça kırıcı oluyorsa, dilini sorgula.
Yürdükçe menzilinden çıkıyorsan, yolunu sorgula. Ömür geçtikçe yerinde sayıyorsan, gününü sorgula. Sevildikçe vefasızlaşıyorsan, gönlünü sorgula. Hangi halde olursan ol, sonunu sorgula.”
Bu öz söz sanki eleştiri, özeleştiri ve uyarının tanımı bir başka deyişle fotoğrafıdır.
***
Eleştiri ve özeleştiri, ileri demokrasilerin olmazsa olmazıdır. Zamanında ve yerinde yapılan uyarılar da eleştiri ve özeleştiri kadar önemlidir. Eleştiri, özeleştiri ve uyarı üçlüsü ileri demokrasilerde, katılımcılık açısından gereklidir. Olumsuzlukların olumluya evrilmesi için eleştireceğiz; yanlışlarımızı düzeltmek için özeleştiri yapacak, kimi durumlarda empati algısını da devreye sokacağız. Zamanında yapılan uyarılar hata ve yanlışları düzeltmede etken rol oynar.
Eleştiri ve uyarılardan sonuç alınabilmesi, için hedef kitle/kitlelerin iyi algılaması ve gereğini yerine getirmesiyle ilintilidir. Özeleştiri, kültür, anlayış, seziş konusudur.
---
Özeleştiri” sözcüğü dilimize gireli çok olmamış. Demirtaş Ceyhun, “Anayasa Yasa Mıdır” adlı kitabında bu sözcüğün dilimize 1960’lı yıllarda girdiğini anlatıyor. Daha önce özeleştiri yerine “Otokritik” sözcüğü kullanılırmış. Hatta Fethi Naci “Bir Otokritik Denemesi” başlıklı yazı yazınca Tarık Dursun K. şöyle demiş:
“Haberiniz var mı, Fethi Naci Talimhane’de Oto Kritik adında yedek parça dükkânı açmış...”
---
■
Bir insanı ayıplamak, taşlamak için senin de hiçbir ayıp ve günahının olmaması gerekir. (Hz. İsa)
■
Kamış sepet hasır torbayı eleştirir ama ikisi de deliklerle doludur. (
Filipin Atasözü)
■
Eğer karşınızdaki kişiye, bütün kalbin ve yeteneklerinle yardım etmeyi kabul edebiliyorsan, işte o zaman onu eleştirebilirsin. Bu olumlu eleştiridir.
(Lincoln)
■
Haksız eleştiri, çoğunlukla biçim değiştirmiş övgüdür.(
Carnegie)
---
Büyük düşünür ve din bilgini Beşiktaşlı Yahya Efendi, Kanuni Sultan Süleyman’nın sütkardeşidir; Padişah, onun görüşlerine büyük önem verir. Yahya Efendi, bir gün atıyla giderken iki papaz yolunu keser. Atın yularını tutup, şöyle derler:
-Yahya Efendi! Söyle dininizde ölmüşlerden vergi almak var mıdır?
Yahya Efendi şaşırır, yanıt verir;
- Hayır böyle bir şey yoktur.
- Ama sultanınız bizim ölülerimizden bile cizye alıyor, bu nasıl oluyor?
Bunun üzerine Yahya Efendi hemen Padişaha ağır ifadeler içeren mektup yazar;
“Oturduğun o taht sana haram olsun, başına geçsin. Zulmün ölülere bile ulaşmış da haberimiz yok. Bu yaptığın zulüm nedir? Derhal o tahtı terk et!”
Kanuni mektubu alınca yanındakilerle beraber hemen yola çıkıp Yahya Efendi’nin Beşiktaş’taki dergâhına varır ve sorar;
- Hayırdır! Ne suç işlemişim acaba?
Yahya Efendi hâlâ celallidir;
- Ne olsun! Memurların gayrimüslim vatandaşların ölmüşlerinden bile cizye alıyormuş! Böyle zulüm olur mu?
Padişah yanında bulunanlara sorar ve bir ihmal olduğunu, kayıtların beş yılda bu yana yenilenmediğini anlar. Rengi sapsarı olur. Derhal kayıtları yenilettirir. Fazla alınan vergileri iade ettirir ve helallik diler.
Kanuni Sultan Süleyman bu arada tahta da oturmaz. “Memurlarımın hatasıdır” diye bir mazerete de sığınmaz ve doğruca Yahya Efendi’ye gidip yine sorar;
- Dediklerini hallettim, şimdi tahtıma oturabilir miyim, ağabey?
Yahya Efendi tatmin olmuştur, konuşur;
- Git nasıl oturursan otur! Sen bir cihan sultanısın, gereğini hakkıyla yerine getir!
Kanuni Sultan Süleyman dergâhtan ayrılırken ülkesinde, kendisini uyaracak bu denli bilgeler bulunduğu için hem şükreder hem de gözyaşlarını da tutamaz!
---
■ “Size sözlü saldırı, ya da eleştiri yapıldığında korkmayın. Yalnızca ahlâki olarak zayıf kişiler böyle durumlarda kendilerini savunma ve ötekilere anlatma çabası içine girerler. Bırakın sizin için yaptıklarınız konuşsun. Biz başkalarının bizim hakkımızda oluşturdukları izlenimleri kontrol edemeyiz. Ve böyle bir kontrol çabası içine girmemiz, bizim karakterimizin değerini düşürür. Dolayısıyla eğer birisi size belirli bir kişinin sizinle ilgili eleştirel bir şekilde konuştuğunu söylerse, sıkıntılı bir tavırla mazeretler ileri sürüp kendinizi savunmayın. Yalnızca gülümseyin ve zannederim bu kişi başka hatalarım olduğunu bilmiyor. Bilseydi bu kadarından bahsetmezdi.”
(Epiktetos)
---
Ünlü düşünür Sokrates’in sözü 2400 yıl önce Delfi tapınağının ön kapısına yazıldı;
■ Kendi kendini tanı!
■ Bin nasihatten, bir musibet evladır!
(Atasözü)
■ Yalan öyle bir oktur ki, bazen hedefini değil, atanı yaralar. (
Goethe)