Toplumsal Travma
Admin
Üzerinde yaşadığımız coğrafya fiziki koşulları itibariyle bir cenneti bize sunarken siyasal açıdan oldukça sancılı bir konumda bulunmakta. Yakın geçmişimizde yaşadığımız pek çok problem toplumsal olarak ruhsal yapımızı negatife itmektedir. Bu zaman içerisinde toplumsal olarak ciddi sorun ve problemlere doğru bizi götürmektedir.
Travma en basit tanımıyla, ruhsal yaralanma anlamına gelir. Doğal felaketler, terör, iş kazaları, ciddi trafik kazaları vb. bireyin ve o bireylerin oluşturduğu toplumun ruhsal olarak travmatize olması için zemin hazırlayan olaylardır. Bunun sadece kişisel bir olgu olarak kalması toplumsal boyutlar kazandığında mümkün olmamaktadır. Ama her travmatik yaşantı bireyde ve toplumda psikopatolojik sonuçlar doğurmaz. Kişinin ve toplumun maruz kaldığı travmanın, aşırı bir stres doğurması ve çaresizlik duygusunun ortaya çıkmasına neden olması gerekir. Travma sonucu kişide ve toplumda ortaya çıkan kaygı ve strese bağlı gerginlik kendiliğinden azalıp yok olabilir. Hatta bu durum ruhsal olarak bireyin veya toplumun daha güçlü hale gelmesine de yol açabilir. Ancak toplumsal karakterli travmalar özellikle etkileşimin arttığı günümüzde daha fazla hasar verici olarak görülmektedir.
Travma, yaşayan kişinin kendisi, kimliği, insan ilişkileri ve dünyaya dair varsayımlarının sarsılmasına neden olur. Toplumun da zaman içerisinde etkileşimlerle evrilen, kültür ve toplumsal güven zeminini oluşturan yapıtaşları (değerler, gelenekler, ahlaki ve insani bilince dair normlar vb.) vardır. Toplumsal travmanın bu çerçeveyi (yani toplumun kendine ve öteki topluluklara dair algısını ve dünya görüşünü) sarsabilecek nitelikte bir durum olduğu söylenebilir. Elbette travma öncesi ve sonrasındaki koşullar ile çevresel faktörler de olayın ve etkilerinin nasıl geliştiğine, bu etkilerin boyutuna ve yoğunluğuna şekil verir. Özellikle süregelen travmatik bir durum mevcutsa (tekrarlayan afetler, savaş, terör, politik şiddet ve ayrımcılık, vb.), yani yaşamsal ya da ruhsal bütünlüğe yönelik tehdit son bulmuyorsa hem travmadan doğrudan etkilenenlerde hem de toplumsal zeminde onarılması çok daha güç yaralar açılabilir. Kimi zaman, toplumda güvenlikten sorumlu olması gereken mekanizmaların bu yaraları sarmak yerine daha da kanattığını görürüz. Bu mekanizmaların böyle bir tutum alması, zaten travma yaşamış bir toplumda bir kez daha travmanın yaşanmasına ve derin bir güvensizlik duygusuna yol açar.
Toplumsal olarak paylaşılan ortak acıların yaşanış şekli, toplumun ruhsallığını da belirler. Bir toplumdaki bireylerin geçmişlerini kolektif bir şekilde ortak anlamlarla hatırlamalarına kolektif hafıza denir. Toplumun da tıpkı bireyde olduğu gibi yaralarını sarması için yaşananları ve bunlar sonucunda kendisinde açığa çıkan tepkileri kendi hafızasında bir yere yerleştirmesi önemlidir. Travmadan doğrudan veya dolaylı yoldan zarar görmüş kişilerle beraber, zarar görmemiş olanların, toplumsal yapının içindeki farklı sistemlerin, kuruluşların, yapıların ve devletin yaşanan durum karşısında nasıl bir tutum sergilediği ve olaya nasıl bir yerden baktığı bu anlamlandırma sürecinin seyrinde belirleyicidir.
Toplumsal travmaların etkilerinin iyileşmesi zaman alır. Yaşananları anlamlandırabilmek ve travma ile birlikte yaşanan kayıpların yasının tutulması bu süreçte gerçekleşir. Ancak, yaşanan olayın yoğunluğu ve uyandırdığı kimi duygular bu süreçte baş etmemizi zorlaştırabilir. Travmatik bir olay yaşadıktan sonra, bizde ne gibi etkileri olabileceğini bilemeyebiliriz. Ya da kendimizde çeşitli etkiler hissedebilir, ancak bunun yaşadığımız travmatik bir olaydan kaynaklanıyor olabileceğini düşünemeyebiliriz. Yaşadıklarımızın nedenine dair bir kavrayış geliştirebilmemiz, bu etkilerle baş etmemize yardımcı olur. Bu durumda toplumsal travma zamanlarında daha birleştirici olmaya çalışmak ve yaşananların etkisinin geçmesi sürecinde birlik ve beraberlik şuuru ile hareket etmek daha doğru bir seçenek olacaktır. Birbirini destekleyen ve sevincinde olduğu gibi acısında da beraber olduğumuzu hissettirmek travmanın ortadan kalkma sürecinin kısaltılmasında ki en önemli etkendir.
Mutlu günler.