Admin

Teröre Alışmayacağız!

Admin

Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır!

(Mithat Cemal Kuntay)

***

Kimi yetkililer ve üst düzey bürokratları   “terörle yaşamaya alışmalıyız” dese de, asla alışmayacak, bu belanın kökünü kazıyıncaya dek müzakere değil, mücadele edeceğiz. Geçmişte olumsuz koşullara karşın, mevzubahis Vatan olduğunda her türlü zorluğu iman gücünün desteğiyle aşan bu yüce Türk Ulusu,  ulusal birlik ve üniter yapımıza kastedenlere de gerekli dersi verecektir; bugün olmazsa yarın, yarın  olmaza öbür gün, ama kesin olan şudur;

Terörün sonu gelecek, Ülke iç barışa ve  huzura kesinle kesinlikle kavuşacaktır.

...

Haber Türk gazetesinde baba dostu ünlü tarihçi Murat Bardakçı yazdı;

“Biz, ilk bombalı terör eylemi ile daha doğrusu eylemde bombalı araba kullanılması şeklindeki saldırıyı Belçika olayıyla tanıdık.

Türkiye’nin yaşadığı ilk bombalı terör İstanbul’da, 1905’in 21 Temmuz’unda sahnelenmiş, o gün patlayan bomba 26 masumun hayatına mal olmuştu.   Saldırının hedefi Sultan Abdülhamid, plânlayanlar Ermeni komitacılar Ancak bombayı imal edip yerleştiren, daha doğrusu saldırının taşeronluğunu yapan da Charles-Edouard Joris isminde Belçikalı bir anarşistti.”

...

Murat Bardakçı ile merhum hocam İlhan  Bardakçının oğlu olması dolayısıyla özel bir yakınlığımız var. Dedesi Cemal Bardakçı Konya Valiliği sırasında Meramdaki konakta birçok tarihsel çalışma ve araştırmalara imza atmıştı. Yıllar sonra  Torun Murat Bardakçı Konya’ya gelerek bir hafta konuğum olmuş, baba evimizde yatıp kalkmış tarihi bağlamda çok yönlü araştırma ve çalışmalar yapmıştı.

...

Ne zaman mevzubahis vatansa, milli duygularımız tavan yaparsa, Arif Nihat Asya’nın “Bayrak” şiirini anımsarım.

“Ey, mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,

Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü!

Işık ışık, dalga dalga bayrağım,

Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

Sana benim gözümle bakmayanın mezarını kazacağım.

Seni selamlamadan uçan kuşun yuvasını bozacağım.

Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...

Gölgende bana da, bana da yer ver!

...

Şanlı bayrağımız ilk kez Osmanlılar döneminde 1844 yılında kabul edildi;

29 Mayıs 1936'da 2994 Sayılı yasayla şekillendirildi, 22 Eylül 1983'te 2893 Sayılı Türk Bayrağı yasasıyla ölçütleri belirlendi, son halini aldı. İlk bayrak Anadolu Selçuklu hükümdarı Gıyaseddin Mesud tarafından Osman Bey’e gönderilen beyaz renkli sancaktır. 15. yüzyılda Yavuz Sultan Selim döneminde Çaldıran Savaşında yeşil bayrak kullanıldı. Yakın şekil III. Selim döneminde verildi. Abdülmecit döneminde 1842 yılında yıldız beş köşeli biçimlendirildi. Saltanatın kaldırılmasıyla 29 Mayıs 1936’da bayrağın şekli kesin saptandı. 1937 tarihli, 27175 sayılı "Türk Bayrağı Nizamnamesi Kararnamesi" ile de Bayrağın kullanılışı düzenlendi. Yasaya göre, Türk Bayrağı, yırtık, sökük, yamalı, delik, kirli, soluk, buruşuk veya layık olduğu manevi değeri zedeleyecek herhangi şekilde kullanılamaz.

...

“Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar.

Yurda ay yıldızın ışığı yeter.

Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün

Kızıllığında ısındık,

Dağlardan çöllere düşürdüğü gün.

Gölgene sığındık.

Ey, şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalan;

Barışın güvercini, savaşın kartalı...

Yüksek yerlerde açan çiçeğim;

Senin altında doğdum,

Senin dibinde öleceğim.

Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:

Yeryüzünde yer beğen!

Nereye dikilmek istersen,

Söyle, seni oraya dikeyim!

(Arif Nihat Asya)

...

■ Herkes ölecek yaştadır. Bir şeyler yapalım güzel olsun!  (

Hz. Şems-i Tebrizi)

■ “Bir şeyler yap! Güzel olsun. Çok mu zor? O vakit güzel bir şey söyle Dilin mi dönmüyor? Güzel bir şey gör ya da güzel bir şey yaz. Beceremez misin? Öyleyse güzel bir şeye başla.. Ama hep güzel şeyler olsun.”

Üniversitelerde farklı görüşte grup arasında taşlı-sopalı kavgalar oluyor. Basında iktidar ve muhalefet yandaşları arasındaki kalem  dalaşları hız kesmeden sürüyor.  Mecliste ve grup toplantılarda esen sert rüzgârlar ister istemez dışarıya  yansıyor, herkes burnundan suluyor.  Bu hiddet ve şiddet kimi koşularda “kin”e dönüşüyor. Kin bireysel ve toplumsal bağlamda çağdışıdır ve tehlikelidir;

Giderdim gönülden kini

Kin tutanın yoktur dini

(

Yunus Emre)

■ Kin; ayakkabıya giren taştır.

Yolculuğa engel olur.

...

Eleştiri ve özeleştiriler “kin” ve “ intikam” olgularıyla kurgulanmamalı, sakinleşmeye doğru yola çıkmalıyız;

■ Dünyada hiçbir şey insanı kin besleme duygusu kadar yıpratmaz.

(Nietzsche)

■ Kinimiz büyüdükçe, kin beslediğimiz kimseden daha küçülürüz.

(

Rochefoucauld)

Kin tutmada, husumette dili denetim altında tutmak çok zordur. Kin ve düşmanlık nefsi alevlendirir, öfkeyi kabartır. Öfke harekete geçtiği zaman önceki düşmanlık unutulur arada ancak kin ve nefret kalır. Bunların her birisi diğerinin kötülüğüne sevinir. Bu bakımdan kim husumete başlarsa, bütün kötülüklere kapıyı açmış olur. Önemli olan kapıyı aralamamaktır.

Kin ve düşmanlıkları beslememek ve başkalarının da beslememesi için buna neden oluşturan davranışlardan kaçınmak gerekir. Kişioğlu kendisine ya da kimilerine yaptığı kötülük nedeniyle birine düşmanlık eder, kin besler. Kin ise intikam ile yatışır.

■  Hiddet ve kin, gerçekleri gören gözleri kör eder. Öfke, iyi düşünmeyi daraltır, yanıltır.

(Hacı Bayram- ı Veli)

■ Dünyada en huzursuz kimse, kalbinde haset ve kin taşıyanlardır Kin bir felakettir. Kin tutan, kendi fikri kabul edilmediği için karşısındakine düşmanlık besler, bazen ömür boyu onu affetmez.

(İmam-ı Şafi)

■ Hayır yapmak kolay bir şeydir. Çünkü

güler yüzlülük ve yumuşak konuşmak da hayır yapmaktır.

(Hz. Ömer)

...

Siyaset dünyasında üsluplar sertlikten yumuşaklığa evrilmeli, toplumsal uzlaşıyla normalleşme sürecine girilmelidir.

■ Nezaket öyle bir dildir ki; duyma engelli duyabilir, görme engelli görebilir. (

Twain)

Çağrımız toplumsal uzlaşı ve barış içindir;

Çağrımız  “gelin bir olalım, diri olalım!”

Barış gelsin, kan dökülmesin! Analar ağlamasın.  Tek, millet, tek devlet, tek bayrak ve elbette tek yürek olarak!

Yazarın Diğer Yazıları