SÖZ ÜSTÜNE!
Admin
Sözün tatlı olanına derman yetmez. Acı olanı ise, ok gibidir, ağızdan çıktıktan sonra, geri dönmediği gibi, insan kalplerinde, ne hasarlar açtığını kimse bilemez, tahmin dahi edemez.
“Yiğidi kılıç kesmez, bir acı söz öldürür” gibi efsane bir deyime sahibiz.
Tatlı sözler, insanları rahatlatır, ferahlatır.
Kalpler serinler…
Huzur bulur…
Şifa gibi sözler vardır.
Güzel sözleri söylemek, dinlemek varken,
Acı, zehir zemberek sözlere,
Kalp kıranlarına, gönül yıkanlarına…
Ağız dolusu, yakası açılmadık küfürlere,
Bize yakışmayan, insan olmakla bağdaşmayan hakaretlere,
Kaba-saba ağız dalaşlarına,
Ölüme gelmesin, kapımı açmasın demelere varan küslüklere,
Bir daha yan yana, bir araya gelmeyecek hallere, vaziyetlere düşürenlerine gerek olmadığını,
Nedense hiç anlayamadık!
Bizi uyaranları dinleme nezaketimiz olmadı!
Mana incileri saçanlarını,
Altından akçeden daha kıymetli olanlarını,
Bizi kendimize getirenlerini,
Ya hiç dikkate almadık, yada kırk bohçaya sarıp, yarın-bir gün bir şekilde lazım olur düşüncesiyle kırk kilitli odalara sakladık!
*****
Tam yeri ve zamanıyken,
Söylenmesi elzemken,
O anda birçok sıkıntıyı çözmesi mümkünken,
Yıllar sonra, keşke diye başlayan cümlelere gerek duyulan,
Ve ne yazık ki, zamanında söylenmeyen,
Saklanan, ötelenen sözlerin açmış olduğu tahribatlar az uz değildir.
Hicran yarasıdır.
Pişmanlıktır.
Kadere, maziye, geçmişe ah, vah etmektir.
Susmayı marifet bilen…
Susma hakkını kullanıyorum diye hava atan…
Her söz her yerde söylenmez, söylenecek söz var, söylenmeyecek olan var sözleri kendine saklayanlar…
Umutları söndürenler…
Hayal kırıklıklarına neden olanlar, sözü ölüm döşeğine bırakınlar…
Dahası son nefeslerinde bile, o sözü konuşmaları nasip olmayanlar kime ders oldu?
İnanın kimseye…
Bizim ders almaya ihtiyacımız yok!
Varsa ihtiyacı olan, derste veririz, sözümüzü de önden söyler geçeriz diyen, gurur ve kibir abideleri, insanlara tepelerden bakanlar toprak olup gittiler.
Söz üzerine yapılan kibar kelamları, güzel kelamları dinlemediler, hiçe saydılar.
Söz verenlerin sözünden dönmesi gibi yanlış yollara ve mecralara saptılar.
Yunus Emre gibi, bir gönül erinin, “söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı, söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz” kelamını görmezden, bilmezden, duymazdan geldiler.
*****
Biz Türk Milleti olarak, söze meftunuz!
Söze değer veririz.
Söz bizi bağlar!
Büyüklerimizin sözü başımızın üstünedir.
Analarımızın sözü başımızın tacıdır.
İncitmeye kıyamadıklarımıza,
Sevdiklerimiz dediğimiz dostlarımıza, arkadaşlarımıza,
Hatırından geçemediklerimize,
Saygı duyduklarımıza,
Sözümüz senettir diye konuşmamız meşhurdur.
Büyüklerimizin sözü vasiyet yerinedir.
Sözün, bir başka şahidi olmasa da, sözün kaybolmadığını, sözün bizi bağladığını iyi biliriz.
Sözün zamanı ince ayarlı bir zamandır.
Biliriz ki, sözü bir söyleten vardır.
O sözü söyleten isterse, söz baldan tatlı olur…
Kılıçtan keskin olur…
Kalplere öylesine tesir eder ki, taş kalpler mum gibi erir.
Ne mi diyelim?
Zamanında söylenmeyen sözün / Doğruyu göremeyen gözün / Lazımken bulunmayan tuzun / İç serinletmeyen buzun /Ateşi harlatmayan közün / Kurak geçen güzün /Sonu hüzündür, hüzün...