Admin

RAMAZAN BAYRAMLARINDAN HATIRDA KALANLAR

Admin

Ramazan bayramına Araplar iydü’l-fıtr derler. Kelimenin aslı olan f-t-r kökünün birçok anlamı var; fıtrat yani tabiat, doğa ayrıca iftar etmek yani kahvaltı yapmak, imsakı sonlandırmak yani iftar etmek bu köktendir. Ayrıca bayram namazından önce verilmesi gereken fıtır sadakası yani fitre bu bayrama hastır. Dilimizde ramazan ayına nispetle Ramazan bayramı diye kutlanmaktadır. Bayram olunca, o gün yemek ve içmek serbesttir, hatta vacip olur, bayramda oruç tutulmaz. Yakın zamana kadar şeker bayramı olarak resmi makamlarca ilan edildi, herhalde insanlar şeker yesinler diye…

Ramazan bayramının Kurban bayramına göre zorluğu yoktur. Bu sebeple hatıraları da daha az kalıcı... Her birimizin hayatında ramazan bayramlarından hatırladığımız anlar vardır. Ben, hafızamı zorladığımda en eski olarak, küçüklüğümde rahmetli babaannemle bayram namazına gittiğimi hatırlarım. Köyümüz, Çayırbağı’nda… Demek ki o dönemler kadınlar bayram namazlarına gidebilirmiş. Hatta üzerinde bir renkli tülü olurdu, hava şartlarına bağlı olarak ve tesettür gereği…

Bizim neslimizin çocukluğunda gerek ferdi gerekse ailevi ihtiyaçlar bayrama yakın alınırdı ve bayramda ilk kez giyilirdi, kullanılırdı. Şimdiki çocuklar istediklerini aldırıyorlar, istedikleri zaman… Bunun için de tatminsizlik fazla…

Bayram namazından sonra ailenin en büyüğünün evinde sabah kahvaltısı, yemeği yenir. Bu, kahvaltıdan öte öğle yemeği yerinde oluyor. Günümüzde buna kahvaltı-öğle yemeği karışımı, brunch diyorlar. Sonra da bayramlaşma başlar, hane içinden sonra yakın akrabalar, büyükler, komşular vs ziyaret edilir. Telefon imkanları olmadığı için de önceden bayram tebrikleri kartpostallar olarak yollanırdı. Şimdilerde bazıları için bayramlar, anne-babadan, büyüklerden, akrabalardan, komşulardan tatil beldelerine kaçmak olarak anlaşılmaktadır. Ne yazık…

Konya’da kartpostallar kitapçılarda ve tarihi Postane binasının önünde satılırdı. Bayramlardan önce sekiz on satıcı burada sergileri açar, farklı firmalara ait kartpostallar satarlardı. Burası yani Kayalıpark, aynı zamanda belediye otobüslerinin son durağıydı. Hatırladığım kadarıyla, Vilayet binasının arkasında, eskiden kümbeti olmayıp, yeşillik halinde ayrılmış olan mezar-türbeden sonra otobüs durakları tenteler altında idi; ilk durak Meram Yeniyol, ikincisi Aydınlıkevler, üçüncüsü (bizim evimizin güzergahı) Lalebahçe, Harmancık ve sonra birkaç otobüs durağı daha vardı. Kartpostalları bir zarfa koymak daha iyi olurdu. Zarfsız da gönderilebilirdi. Zarfın veya kartpostalın sağ üst köşesine pulu yapıştırmak gerekirdi. Tebriklerin pul tarifesi, zarfı yapıştırmazsanız normal posta tarifesinin yarısı idi; eğer zarfı kapatırsanız tam tarife…

Kartpostala yazabileceğiniz kelime sayısı mahdut olup, mektup halini alırsa tam tarifeye tabi idi. Şehir dışına bir kart gönderecekseniz tercihiniz şunlardı: Mevlana Türbesi yani Yeşil Türbe, Hz. Pir’in sandukası, Alaeddin Tepesinde Selçuklu Sarayının üzerinde epey geç, daha doğrusu son -herhalde otuz-kırk yılda- yapılmış şemsiyeli resmi, Karatay veya İnceminare Medreseleri, Meram tarihi köprü resimleri, çiçekler, güller, İstanbul cami, Boğaz resimleri... Bu kartpostallar evlerde elektrik prizlerini süsler, kah aynaların köşelerini, kah masaların camları altındaki dekoru… Şimdi iletişim çok geliştiği için alternatifler çok daha fazla… Akıllı telefonlar hem kolay hem de daha ucuza iletişim sağlıyor.

Sivas’ta Üniversite görevi yaparken, edebiyatta yeteneği olan bir arkadaşla kartpostal işinde yeni bir icat çıkardık; bir gazetenin matbaasında kalın kartlara atasözleri, deyimler gibi farklı düşünürlerin sözlerini güzelce çapraz, enine boyuna dizayn şeklinde kartlar bastırdık. Dostlarımıza bunları gönderiyorduk. Böylece edebiyat merakı da giderilmekteydi.

Bayram namazlarına erkekler, hocalardan “senede iki defa gelenler var” diye iğnelemelerine rağmen, gitmeye özen gösterirlerdi. Namazdan sonra cami içerisindeki bayramlaşma çoğu zaman cami dışına taşar. Aslında bu adet çok güzeldir. Halen devam ediyor, çünkü orada pek çok kişiyi görme imkanınız oluyor ve neredeyse küçük topluluklarda bayramda görmediğiniz kimse kalmıyordu. Dargınların barışması, kırgınların bir araya gelmesi ve dostlukların pekişmesi bakımından da bunun ayrı bir anlamı vardır. İnsanların birbirlerinin ellerini sıkmaları, kucaklamaları, küçüklerin büyüklerin ellerini öpmeleri, baş okşamalar sosyal dayanışmanın bayramlardaki somut halleridir. Bayramlar komşuların birbirlerini ziyaret ettikleri, apartmanlarda veya sokaklarda ev ziyaretlerinin arttığı önemli günlerdir. Günümüzde büyük siteler ortaya çıktı, üstelik bir de salgın hastalık dönemi hükmünü sürdürüyor. Bunlar, bayramların komşuluk ve akrabalık etkinliğini epeyce azaltmakta.

Erkek çocuklarının bayramlarda vazgeçilmez tercihi, mantar tabancası atmaktı. Mantar tabancası küçük metal bir alet olup, tetiğine bastığınızda tel öne doğru uzanır ve mantarın ortasındaki patlayıcı maddeye etki ederek, patlamasını sağlar. Her sokaktan “pat, pat” sesleri gelir, bakkallar kutularla satardı. O zaman bunlar yasak değildi; bir de şeytan, çıtır-pıtır veya kızkaçıran denilen, ateşlenince sağa sola rastgele ateş çıkararak giden patlayıcılar vardı.

Arefe gününden birkaç gün önce belediyeler ana caddelere ve sokaklara tezgah açılmasına göz yumarlar, burada alışveriş yapma imkanları sunarlardı. Lise yıllarında bir arkadaşımla çorap satmak için onun memleketi olan Mut’a gitmiştik, Konya’dan toptancıdan çorap alarak, satacağımız yerde tercih edilen markaları götürdük, iki gün pazarda çorap sattık, bayram harçlığımız çıkmıştı…

Bayramlar aile ve birlik olmanın unutulmaz anlarıdır. Hele yurtdışında yabancı bir toplum içinde bu bayramı kutluyorsanız, duygularınızı paylaşacak birkaç kişi bile bulamıyorsanız işte o zaman mahzun olursunuz. Belki sizin gibi “yalnız” birisini bulursanız, bayramınızı onunla geçirmeyi tercih etmelisiniz, yoksa iyice mahzun olursunuz.

Şehir bürokrasinin katıldığı resmi kurumların bayramlaşmaları oluyor; önce ilin ileri gelenleri (mülki, askeri, adli erkan, akademik camia vesaire), siyasi partiler, dernekler, vakıflar… Ama oralarda fazla hatırat çıkmıyor. Çünkü buralarda bayramlaşma rutindir, samimiyet ölçülemez zira buralarda, “ben de varım” tarzı davranışlar hakimdir. Ya da ünlü biriyle ortak pozda yer alma…

Bayramlar sevinç günleri ama, bayramlarda bir felakete uğrama, yangın, zelzele gibi felaketler gerçekten çok acıdır.

Günümüzde pek çok aile bayramları turistik seyahatleri için fırsat bilmekte. Bunun anlamlı bir yanı olmakla beraber, eğer akrabalarla, dostlarla yüz yüze bayramlaşmaktan kaçma gibi görülürse pek makul değildir, hatta bu düşüncede olanlardan şikayet etmek hakkı doğar, yoksa bunların değil…

Salgın hastalık gölgesinde fiziki mesafeler korunarak ve temizliğe dikkat edilerek bayramlaşma dönemindeyiz. Üstelik dargınlıkların, küskünlüklerin sona erdirilmesi ve dostlukların, samimiyetlerin pekiştirilmesi için bayramlardan daha iyi fırsat bulamayız.

Geçmiş Ramazan bayramınızı tebrik eder, nice güzel hatıralar dilerim.

Yazarın Diğer Yazıları