Ölüm aylarında yaprak dökümü Neyzen Teyfik
Admin
Neylerde sadayım ellerde ra'şe
Dillerde sevdayım başta endişe
(Neyzen Tevfik)
...
Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti
Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti
(Neyzen Tevfik)
...
Biçer elbette kendi ektiğin herkes bu âlemde
(Neyzen Tevfik)
...
Asrın yeni bir umdesi var;
Hak kapanındır.
Söz haykıranın,
Mantık ise şarlatanındır.
(Neyzen Tevfik)
***
Ölüm ayları, sür-git devam edip gidiyor.
Eylül, Ekim, Kasım, Aralı, Ocak derken Şubat’ında kapısını çaldık. Bu altı ayı “ölüm ayları “ olarak niteliyor, dünya’ya veda edişlerin giderek hızlandığını gözlemliyoruz.
Ocakta da sanatçı, gazeteci, düşün, bilim ve fikir adamları birer ikişer ak yolculuğu çıktı, birer ikişer gitti. Doğa Yasa değişmedi. Onlara rahmet diliyoruz. Dün öyleydi, bugün de öyle..Tarih yapraklarını çeviriyoruz;
Neyzen Tevfikle, Özdemir Asaf aynı gün ayrı yıllarda, beyaz atlarını binip gittiler.
...
Bir hazakatzedeyim,
Midemi tıp tepti benim.
Kırk katır tepse idi,
Yıkılmazdı bu polat bedenim.
(Neyzen Tevfik)
...
Hayat, çatlak bardaktaki suya benzer.
İçsen de tükenir içmesen de...
Bu yüzden hayattan tat almaya bak
Çünkü yaşasan da bitecek, yaşamasan da... (Neyzen Tevfik)
...
Osmanlı İmparatorluğu döneminde istibdat,
Heveslilerine Cumhuriyet yıllarında devrim karşıtlarına taşlamalarıyla ver yansın etmiş büyük usta; haksızlık, yolsuzluk ve gericilere karşı şiirler yazdı. Birçok kez tutuklandı. Bektaşi tekkesine mensup oldu.Yaşamının büyük bölümünü İstanbul'da çeşitli hanlarda geçirdi. Son dönemlerinde Bakırköy Akıl Hastanesinde 21. koğuşta kaldı. 1930'larda kısa süreyle kendine bağlanan aylık dışında geliri olmadı epilepsi nöbetleri ile uğraştı.
Bodrum'daki çocukluk yıllarında babası ile birlikte genellikle, Tepecik Camii'nin yakınındaki kahvede vakit geçirirken kahveye gelen dervişlerin üflediği, sonradan ustası olacağı neyle tanıştı: Şiire ilgisi çevreden duyduğu halk öykülerinden esinlendi;1893'te tanıştığı neyzen berber Kâzım'dan ney dersleri almaya başladı, aynı yıl ilk sara nöbetini de geçirdi: Annesinin İstanbul'da götürdüğü Pepo doktor, üzerine gidilmemesi ve "en çok hoşlandığı şeyleri yapmasına izin verilmesi" gerektiğini öğütlemesi üzerine de “Neyzen” lakabını kazandıracak neye devam etti. Bir süre sadece neyiyle ilgilenip sonra hastalığının denetim altına alınmasının ardından eğitimini bitirmesi için babası yatılı İzmir İdadisi'ne gönderdi, fakat tekrar başlayan sara nöbetleri yüzünden eğitimi yeniden yarıda kaldı. İzmir Mevlevihanesine giderek kendini neyine verdi. Mevlevihane sürgün yeri gibi kullanıldığından
Tokadizade Şekip, Tevfik Nevzat, Şair Eşref ve Ruhi Baba gibi kişilerle tanıştı. Türkçe, Arapça ve Farsça dersleri aldığı bu kişilerden Şair Eşref ona hiciv de öğretti. Babası bu kez 19 yaşında eğitim için İstanbul'a, Fethiye Medresesi'ne gönderdi. Burada zamanının çoğunu Galata - Yenikapı mevlevihanelerinde geçiren Neyzen Tevfik, Mehmet Akif Ersoy ve yardımıyla dönemin seçkin sanatçılarıyla tanıştı; ondan Fransızca, Arapça ve Farsça dersleri aldı, aynı zamanda ona ney öğretti.
İbnülemin Mahmut Kemal, Uşakizade Halit Ziya, Ahmet Rasim, Tevfik Fikret, Tanburi Cemil, Yunus Nadi, Udi Nevres ve Hacı Arif Bey’den kendini geliştirme olanağı buldu. Mehmet Akif Ersoy'un verdiği setre pantolonu cüppe ve şalvar yerine giymesi, akşamları medrese dışında kalması rahatsızlık yaratınca 1901'de medreseden ayrıldı. Babasının tanıdığı Şeyhülislam Musa Kazım derslerine kabul etti. Şeyh Vasfi, Ahmet Mithat Efendi, Muallim Naci gibi yazar - şairlerle tanışmasına önayak oldu. Bu süreçte Fatih'teki Şekerci Hanı daha sonra Çukurçeşme’de Ali Bey Hanında kaldı;
Sirkeci İstasyon ve Güneş Kıraathanelerinde baskı rejimi karşıtı gençlerle ülke sorunlarıyla ilgili ve istibdata karşı konuşmalar yaptı. Bu k yüzünden Ziya Şakir tarafından jurnallenerek gözaltına alındı, 35 kez jurnallendi. 1902’de
Bektaşi dervişi oldu. Sütlüce Tekkesine
devam ettiği süreçte Şeyh Mümin Paşa'dan nasip aldı. İstanbul'da baskınların giderek artması üzerine Şair Eşref ile13 Ocak 1902’de Mısır'a gitti. Neyzenler Kahvehanesini açtı, geçimini neyi ve şiirleriyle sağladı. Alkolün etkisiyle bir buluşmada tabancasını ateşlemesi, duruşmada yargıca "haksızlık yapıyorsunuz" deyince 6 ay hapse mahkûm oldu, itiraz ederek 1,5 ay sonra özgürlüğüne kavuştu; Feride adlı
Lübnanlı ile yaşadı.İstanbul Kıraathanesi'nde
okuduğu Abdülhamid’in Ağzından Bir Nutk-ı Hümâyun hicvi yüzünden tutuklanmak istendi ancak dostları sayesinde kurtulmayı başardı; “ Türk Aydınlarının Mısır Hidivi Hakkındaki Düşünceleridir” başlıklı yazısı yayımlanınca tutuklanmasına karar verildi. Sığındığı Bektaşi "Kaygusuz Sultan" tekkesinde kaldı, sonra da
Meşrutiyetin ilanıyla birlikte İzmir'e döndü.
8 Ağustos 1908'de İstanbul'a geçti, Fatih’te
bir hana yerleşti. Meşrutiyet'ten beklediğini alamadı. Ferah Tiyatrosu'nda Sabah-ı Hürriyet adlı oyunu izlemeye gittiğinde oyunun İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından yasaklandığını öğrenince yaptığı konuşmadan tutuklandı. 1910’de annesinin ısrarı ile babası ve kardeşinin karşı çıkmasına karşın Cemile Hanım ile evlendi, yürümedi. Kayınbabası eşini ve Leman adlı kızını da alıp götürdü.
...
İnanmaz ilme, takdire, kulak asmaz tedâbire
Pes-ü belâsını görmek gelir güç çünkü hınzîre
(Neyzen Tevfik)
...
Sen suya yular tak, altından yürüt
sesini çıkarmaz saman, ay dede .
(Neyzen Tevfik)
...
Ney susar mey dökülür gulgule-i dem de geçer.
(Neyzen Tevfik)
...
I.Dünya Savaşında Muhtar Paşa'nın emrinde mehterbaşı görevine başladı. Düzenli askerlik yaşamını sevmedi, Muhtar Paşa ile tartışsa ve çekip gitti; İstanbul Merkez Komutanı Albay Cevat Bey sayesinde geri döndü. Dönemin
Harbiye Nazırı Enver Paşa yalısında verdiği konseri izleyen Alman komutanın davetlisi olarak Romanya'da konser verdi.
...
Cumhuriyetin ilanı sıralarında kardeşinin yanına Ankara'ya gitti, 1926’de tanıştığı Mustafa Kemal'i ve Kurtuluş Savaşı'nı yücelten şiirler yazdı. Geçirdiği sara nöbetleri alkol tüketimi nedeniyle Toptaşı ve Zeynep Kamil Hastanelerinde tedavi görmeye başladı. Arkadaşı Mehmet Akif’i ziyaret için Mısır'a geçti ve bir yıla yakın bir süre kaldıktan sonra geri döndü; 1930'’da İstanbul Valisi Muhittin Üstündağ'ın yardımıyla Konservatuvarda görevlendirilerek aylık bağlandı. 1940’da ise Valinin oluru, dostlarının (Mazhar Osman ve Rahmi Duman) yardımı ile Bakırköy Akıl Hastanesi'nde 21 no'lu koğuşa yerleşti. Otel odası gibi kullandığı koğuş ve hastanede yine şiir ve felsefe ile ilgili bilgiler sundu. 9 Mart 1946'da basın yararına bir konser verdi.
...
Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler,
Kimi alçak, kimi hırsız, kimi deyyûs! Dediler
Künyeni almak için, partiye ettim telefon:
Bizdeki kayda göre şimdi o mebus dediler!
(Neyzen Tevfik)
Gazeteci İhsan Ada, 1949’da onun gözetimi altında eserlerini Azâb-ı Mukaddes adı altında kitaplaştırdı; 1950'de “Onu Affettim- Ağlayan Şarkı” adındaki filmlerde rol aldı; 1952'de
Şehir Komedi Tiyatrosu'nda jübilesini yaptı.
Düzenli bir geliri yoktu.. Genellikle, neyi ve şiirleriyle para kazanmaya çalışmış, sadece 1930'da devlet tarafından aylık bağlanmıştı. Kuralları umursamazdı. Yozlaşan toplumve Atatürk'ün devrimlerine karşı çıkılmasına karşı bir duruş sergiledi. Özellikle hazırcevaplığıyla tanınırdı, 28 Ocak 1953'teki ölümünün ardından Beşiktaş'taki Sinan Paşa Camii'nde cenaze namazı kılındı. Civardaki cadde ve sokakları dolduran profesörler, memurlar ve bazı ileri gelenlerin yanında kendilerine çeki düzen vermeye çalışmış sokak insanlarından oluşan kalabalığın eşliğinde Kartal Merkez Mezarlığına götürülerek toprağa verildi.
Yaşamı boyunca baskı ve zulme karşı çıkan Neyzen, yergi- taşlamalarda Nef'i ve Eşref'ten sonra önemli 3 edebiyatçı konumuna getirdi. Osmanlı döneminde yazdığı eserler sık sık jurnallenmesine, tutuklanmasına neden oldu. Cumhuriyet döneminde rejime Atatürk devrim ve ilkelerine karşı çıkanlara göndermelerde bulundu. Atatürk'ün ölümünden sonra 1938'de O ölmedi adlı şiiri kaleme aldı;
O ölmedi dilerse görünür bir müddet,
Kaybolunca O’nu kalbinde bulur her millet.
Biliyormuş kaderin cilvesini evvelce,
Bütün ecrâm-ı semâ yasla büründü o gece.
Yaklaşan bir acı önce güneşi korkuttu,
Ay tutuldu diyemem gökyüzü mâtem tuttu.
Ata geçtin ebedin mevki-i müstahkemine
Bir direktif veriyor arza, beşer âlemine!
Bize ilhâm ile isâl ediyor her haberi
Ki O’nun kudret-i külliye, emirber neferi.
Bağladı dâr-ı fenânın ebede telsizin.
Güdelim açtığı yollardan mübârek izini.
Atatürk’ ün beşere sunduğu peymânı budu
Atatürk’ e inananlar er olur, sulhu korur!
...
Dudağında yangın varmış dediler,
Ta ezelden yaya koşarak geldim.
Alev yanakları sarmış dediler,
Sevda seli oldum, taşarak geldim.
Kapılmışım aşık od’una bir kere,
Katlanırım her cefaya, cevre;
Uğraya uğraya devirden dev
Bütün kâinatı aşarak geldim.
Yapmak yıkmak senin, bu gamıl ömrü,
Ben gönlümü sana verdim götürü.
Sana meftun olduğumdan ötürü,
Sarhoş oldum Neyzen, coşarak geldim.
(Neyzen Tevfik)
...
Neyzen Tevfik gibi bir başka yıl ama aynı gün yaşama veda eden (28 Ocak 1981) Cumhuriyet döneminin aykırı şairlerinden Özdemir Asaf’ı irdeleyeceğiz.