O adı Mustafa Kemal olan, bir umudun adıydı!
Admin
İstanbul'dan yola çıktığı Bandırma Vapuru o umudu Samsun'a taşımak için 16 Mayıs 1919'da yola çıkmıştı. Oldukça karanlık günlerdi o günler. Bir gün önce yani 15 Mayıs 1919'da Yunanlılar İzmir'e çıkmışlardı.
Fransızlar, İngilizler hatta İtalyanlar Anadolu coğrafyasının neresini gözlerine kestirdilerse, önce kendi aralarında anlaşmışlar ardından o bölgeleri işgale başlamışlardı.
Kapanın elinde kaldığı, sömürge olması kaçınılmaz bir coğrafya, iştahı kabarık devletlerin zafer çığlıklarıyla inliyordu.
Anadolu, manzara olarak Sevr ile birlikte işgal edilmiş, paylaşılmış, pay edilmiş, her şey oldu-bittiye getirilmişti.
Bu coğrafyada yaşayan insanların hürriyetleri de, silahları da, ellerinden alınmış, ordusu terhis edilmişti.
Genel hava, bir daha toparlanması mümkün görünmeyen, cepheden cepheye koşa koşa her biri yorgun savaşçı haline gelmiş, silahını bırakmış, kendi içine kapanmış, başına gelecekleri bekleyen, kapıma gelirlerse ölünceye kadar vuruşurum, değilse, parmağımı bile oynatmam dercesine oldukça değişik bir psikolojiye bürünmüş insanların, kolayca kendilerine dikte edileceklere uyacağı ve zorluk çıkarmayacağı doğrultusundaydı!
O yılların yaygın kanaati, ayakta durmaya çalışan insanların, yarınlarının garantisi olmadığı, güvenin, itimatın yok olduğu bir coğrafya da makus talihlerini geri döndürecek imkanlara sahip olmadıkları yönündeydi.
Mustafa Kemal ve silah arkadaşları, Türk Milletinin mücadele ruhuna, savaşma azmine, vatan topraklarını canları pahasına savunacaklarına olan inançlarını hiç yitirmediler. Çünkü bu milleti tanıyorlardı. I. Dünya savaşında kimi tarihçilere göre 9, kimi tarihçilere göre 13 cephede birden savaşmıştı bu milletin evlatları.
Sömürgeciler ve işgalciler Anadolu coğrafyasını, hiç zorlanmadan işgal ettikleri Afrika ve Asya kıtalarındaki coğrafyada yer alan devletlerle bir gördüler, hatta bu işin çok kolay olacağını düşünüyorlardı.
Çok değil, dört yıl öncesinde yani 1915'te Çanakkale'de aşamadıkları gücün neler yapabileceğini nedense hiç hesaba katmamışlardı.
Mustafa Kemal ve silah arkadaşları etrafında birleşen, bütünleşen, bir olan, beraber olan Türk Milleti yaklaşık 3.5 sene süren İstiklal mücadelesi sonunda, işgalcileri, sömürgecileri Anadolu topraklarından atarken, Erzurum Kongresinde kabul edilen,
" Misak-ı Milli sınırları içinde vatan bir bütündür, asla parçalanamaz"
hükmü büyük bir oranda yerine geliyordu.
Mustafa Kemal, umut oldu, önder oldu, lider oldu, mimar oldu, öğretmen oldu.
57 yıllık hayatının tamamı milleti ve kurduğu cumhuriyeti için sürekli koşuşturmayla geçti.
Türk milletini gerçek anlamda ondan daha iyi tanıyan bugüne kadar çıkmadı.
Bakın ne demişti;
"Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir."
Türk Milleti, onun ve silah arkadaşlarının kurduğu cumhuriyetin yüzüncü yılına doğru ilerlerken, her zorlukta, her aşılması gereken mesele de;
Onun ne söylediğine...
Ne yaptığına...
Nasıl davrandığına...
Hangi kararları aldığına bakıyorsa...
Onu anmaya...
Onu sevmeye...
Her zamankinden çok daha fazla dört elle sarılıyorsa...
Lider dediğiniz, liderlik dediğiniz işte böyle bir şey sevgili okurlar!
Ne diyordu;
"Beni görmek demek behemahal yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir!"
O adı Mustafa Kemal olan, bir umudun adıydı! Ömrü boyunca, umut aşıladı, umut taşıdı, umudu yaşattı. Türk Milletinin umutları onun fikirlerinden aldığı güç ve cesaretle hiç solmadı, kaygı duymadı, endişelenmedi, karamsarlığa düşmedi. Onun içindir ki, dünden bugüne, bugünden yarınlara ilk günkü gibi daima canlı, daima taze!
Aramızdan ayrılışının 78. yılında ruhun şad, mekanın cennet olsun Atatürk!