Kıssada Hisse Ya Da Ders Veren Bir Öykü
Admin
■ Devlet malından bir hırka bile aşıran, savaşta ölse bile şehit olmaz.
(Hz. Muhammed)
■ Milyonla çalan mesned-i izzette serefrâz,
Birkaç kuruşu mürtekibin câyı kürektir!"
(Ziya Paşa)
***
Rüşvet, yolsuzluk ve hırsızlık sözcükleri havada uçuşuyor. Yeni fotoğraflar, tapeler, görüntüler, olaylar vb. kamuoyuna yansıyor. Biz “masumiyet-masuniyet” karinesine ve hukuka saygımızı sürdürecek, gerçek somut verilerle kanıtlanmasını bekleyecek şimdilik genellemeyle yetineceğiz.
...
■ Hırsızlık bir ekmekten, kahpelik bir öpmekten başlayabilir. Hırsızlığın büyüğü küçüğü olmaz. Kişi bir ekmek de çalsa hırsız olur, yavaş yavaş da hırsızlığı meslek edinir. Kahpelik de benzer şekilde oluşur. Bugün bir öpücük verip de bunu önemsemeyen kız ya da kadın, yarın sokaklara bile düşer.
...
Yolsuzluk, hırsızlık ve rüşvet, saç ayağı kol koladır. Biri birinin içine girmiştir.
Osmanlı İmparatorluğunun en güçlü ve zirvede olduğu dönemde de rüşvet vardı.
....
Rüşvet armağan, behiyye, yadigâr, hörmet, bahşiş, eşantiyon, çorba parası, sus payı ve çay puli gibi çeşitli deyim ve sözlüklerle karşımıza çıkmaktadır. Önemli olan, verilen ve alınana ne ad verilmesi değil, bunların hangi amaçlara dönük olduğudur. Rüşvet, yolsuzluk ve hırsızlık olayları toplumsal yozlaşma ve kokuşmuşluğun örnekleridir.
...
Geçmişte, zengin ve cimriliğiyle ünlü bir tüccar vardı. Sahrada giderken, içinde 800 altın olan torbasını heybesinden düşürür, bir türlü bulamaz. Bölge halkına duyuru yapar;
“... özellikte torba kaybolmuştur, bulup getirene 100 altın hediye vereceğim”
Düzgün karakterli bir genç özel dikilmiş torbayı bulur, hiç açmadan tüccara götürür ve armağanını bekler. Tüccar kendi elleriyle diktiği torbanın dikişlerini söker ve içindeki altınları sayar; 800 altın olduğunu görür. Ne
var ki 100 altını vermek istemez ve der ki;
“Tamam sen git artık!”
“100 altın hediyemi ver, öyle gideyim”
Tüccar yeniden konuşur;
“Tam 900 altın vardı, şimdi ise 800 altın kalmış, yani sen 100 altınını içinden zaten almışsın!”
“İçinde altın olduğunu dahi bilmiyordum, hiç açmadan size getirdim”
Tüccar kabul etmeyince genç, Kadı’ya gidip olayı anlatır, hırsızlık ithamında bulunduğu için davacı olduğunu söyler.
Kadı, tüccarı söz konusu torbayla beraber yanına gelmesi için mahkemeye çağırtır...
Tüccar gelir. Kadı’nın, “olayı anlat” demesi üzerine, gence söylediği gibi, yine aynı şekilde anlatır. Kadı, tüccara sorar;
“ Genç, torbayı sana açılmamış şekilde mi getirdi? Senin diktiğin şekilde miydi?”
“Evet, özel dikmiştim, bu orijinallik bozulmamıştı, kendi ellerimle açtım”.
Bunun üzerine Kadı, kararını açıklar:
“Gencin ve tüccarın beyanlarından, bulunan torbanın tüccarın kaybettiği torba olmadığı, gencin bulduğu torbanın başkasına ait bulunduğu anlaşılmıştır. Torbanın içindeki 800 altınla gence iade edilmesine, ikinci bir iddia sahibi çıkana kadar gençte kalmasına, böyle biri çıkmazsa torbanın gence verilmesi karar altına alınmıştır. “
...
Tüccar kıpkırmızı olur ve der ki:
“
Kadı efendi, suçlu benim. Olay, gencin anlattığı gibiydi, 100 altını vermemek için şeytana uyup yalan söyledim!”
İtirafı üzerine Kadı son kararını açıklar;
“Torbadaki 800 altının gence verilmesi karar altına alınmıştır. Bunun 100 altını vadedilen armağandır; geri kalan 700 altını da, kendisine yapılan iftira ve hırsızlık ithamından dolayı tazminattır.”
...
Torba dürüst gence teslim edilir. Genç, kendine yakışanı yapar ve der ki:
“Hakkımdan vazgeçiyorum, armağanımı alsam yeter!”
...
■ Meyân-ı güft ü gûda bed-meniş ilhâm eder kubhun
Şecâat arzederken merd-i kıpti sirkatin söyler.
Dedikodu meydanında kötü insanlar yaptıkları kötülüklerden bahsederler. Bunun gibi hırsızlar da cesaretlerini anlatırken fark etmeden çaldığı şeyleri de anlatırlar.
(
Ragıp Paşa)