Katıkçı!..
Admin
1950'li yılların başlarında Konya'nın kalbi Kapı Camii, Aziziye Camii ve Eski Garaj civarında atardı. Bu alanda yer alan dükkanlarda çok sayıda çırak ve kalfa çalışırdı. Öğle vaktinde bu gençlerin karnını doyuracak katıkçılar vardı o zamanlar. 65-66 yıl öncesinin bugünkü tabiriyle
"feastfood"
dükkanlarıydı onlar
O yılların Saat Tamirci çırağı
Recai Kıcıkoğlu
, Ayakkabıcı çırağı
Abdullah Üzülmez'
in ve şapkacı
Ali Göksuçukur'
un anlattıklarından yola çıkarak, onların anlatımları esas olmak kaydıyla Katıkçıları sizlerle paylaşmak istiyorum;
Recai Kıcıkoğlu anlatıyor;
Eski garajın orada bizim bir fırın vardı. Sabah ilk çıkan ekmeği Kapı Cami ve Aziziye civarına götürdük. Kapı Camisinin doğu tarafında
Katıkçı Hasan
vardı. Ona ekmek götürürdük. Katıkçı Hasan'da peynir, zeytin, tahan, helva ve reçel bulunurdu. Kapı Camiisinin kuzey tarafında iki katıkçı daha vardı. helvacılar vardı. Eski garaja giderken, amale pazarının olduğu yerde de katıkçılar bulunurdu. O zamanlar lokanta yoktu. Tiritçiler vardı. Kapı Camisinin kuzey kısmında köşedeydiler. Kadınlar Pazarının orada
Pideci Yusuf Ağa
vardı. yağ somunu yapardı. Fırından çıkan kabarmış somunu bıçakla açar, arasına sade yağ yani tereyağ koyardı, sonra peynir koyardı.
Abdullah Üzülmez anlatıyor;
Aşık Şemi caddesinde
Güvezin Hasan
, yada askerde gözünün birini kaybettiği için
Kör Hasan'
da denilen bir katıkçı vardı. Onun bir kaç dükkan ilerisinde de
Katıkçı Ragıp
vardı. Kör Hasan'ın müşteriye karşı hitabı pek sertti. Katıkçı Ragıp ise müşteriye karşı tatlı dilli ve güleryüzlü bir adamdı. Müşteri onun katıkçı dükkanının önünde kuyruğa girerdi. O günün şartlarında ne alacaksınız, zeytin, peynir gücünüz yeterse tahan ve helva alırlardı.
Ekmek 820 gramdı ve 20 kuruştu. Çeyrek ekmek 210 gramdı ki, bugünün ekmeklerinden daha ağır ve doyurucuydu.
Katık olarak Tulum peyniri Alanya'dan gelen yörük peyniriydi. Bugün kilosu kaç liradan olursa olsun alınabilecek o peynirden yok. Sanıyorum, peynirin yapılış usulleri değişti. Zeytin, Aydın tarafından gelirdi. Zeytin ticaretini Aziziye Camii civarındaki tüccarlar yaparlardı. Zeytin sandıklar içinde satılırdı. Katıkçılar aldılar mı, bir sandık zeytin alırlardı. Daha sonra şekerden yapılan reçeller geldi. Gül reçeli, vişne reçeli meşhurdu. Normal ekmekle birlikte, Francala ve somun ekmek, birde dil tabir edilen ince uzun ekmekler vardı. Tahin helvası, reçel birde Karaman helvası vardı. İçi çikolatalı gibiydi. Katıkçıların dışında, sokak içerisinde bulunan bakkallarda katıkçılık yaparlardı.
Recai Kıcıkoğlu anlatıyor;
Sene 1952 ustamız bize 10 kuruş verirdi. Kocaman on kuruş denirdi bu paralara. Bu parayla 2.5 kuruşluk zeytin, 2.5 kuruşluk ekmek, 2.5 kuruşlukta helva alırdık. Bazı günler 2.5 kuruş biriktirdiğimiz olurdu. Bedestende
Malik Ağa
vardı. Ona giderdik. Bazı günlerde helvayı azıcık çok alır, on kuruşu bitirirdik. Beyaz Peynir o yıllarda Balıkesir’den gelirdi. Şimdiki beyaz peynirler o peynirin yanında yoğurt gibi birşey. O yılların
Cemal Abi
isminde meşhur bir katıkçısı vardı. Hatırladığım kadarıyla sonradan Evlendirme Memuru olmuştu. Mahkeme Hamamının orada etli ekmekçi vardı. Biz çıraklar etli ekmek filan alıp yiyemezdik. Etli ekmek kalfalara giderdi. Katıkçılık yapan bakkallar istenilen katığı gramla tartar öyle verirlerdi. Asıl katıkçıların alüminyumdan sahanları vardı. Malzemeyi ona korlar, tartmadan verirlerdi. Gramla tartanlar 7.5 kuruş alırlarda, katıkçılar en fazla on kuruş alırlardı.
Şapkacı Ali Göksuçukur anlatıyor:
Aziziye civarında katıkçılar vardı. Mesela
Yusuf Akşam'ın babası
katıkçıydı. Katıkçı dükkanlarında karılmış tahan, helva, pişmiş yumurta, zeytin, peynir, köpük helvası bulunurdu. Bu dükkanlarda tahtadan yapılan uzun oturaklar vardı. 100 gram tahan yada köpüklü helva yarım ekmeğin içine konurdu. Lokanta gibi işlerdi katıkçılar. Esnaflarda, köylülerde katıkçılardan yerlerdi.