Hayat, nefes almaktır-1....
Admin
Tüm canlılar için nefes, hayatta olmak demektir. Dünyaya geldiğimizde ciğerlerimizi yakan o ilk oksijenle temas sonrasında hayat artık nefes alıp vermemizle devam eder. Nefesin fiziksel bedenimizdeki etkisi malum olduğu gibi aynı zamanda psikolojik olarak da bizi doğrudan etkileyen bir olgudur. Bu konuda son yıllarda yapılan çalışmalar doğru nefes tekniklerinin hem fiziksel hem de ruhsal açıdan dengede ve sağlıklı kalabilmemizde etkin olduğunu göstermektedir.
Bilinçli, farkında ve yavaş alıp verdiğimiz her bir nefes, bizi ruhsal olarak dengelediği gibi, bedenimizi de iyileştirir. Buna kısaca nefes farkındalığı diyebiliriz. Nefes farkındalığı; nefs farkındalığıdır aslında. Nefesini fark ederek alan, hayatını da fark ederek yaşar. Nefesini farkında olarak yavaşlatanın, nefsi de kendiliğinden durulur. Bu duruluk hali, tabii ki, bedene de yansır. Dinginlik, sakinlik ve sadelik şifanın kapılarını açar. Böylece “zihinsel, ruhsal ve bedensel şifa çemberi” nefesle doğal döngüsünü tamamlar.
Nefesimizi doğru kullanmayı öğrendiğimizde, fiziksel ve ruhsal rahatsızlıklarımızda iyileşmeler yaşayabiliriz… Kalp hastalıkları, migren, tansiyon, sinir sistemi, mide, barsak sorunları, eklem ve cilt rahatsızlıkları, depresyon, panik atak, anksiyete ve daha pek çok sağlık problemi kendiliğinden çözülebilir. Tabi eğer vakti geldiyse ve eğer biz o bedensel rahatsızlığımızdan, öğrenmemiz gerekeni öğrendi isek..
Solunum, kendi istemimizle değiştirebileceğimiz tek fizyolojik fonksiyondur. Günümüzde uygar toplumun baskısı, insanlara bebekliklerindeki solunumu unutturmuş durumdadır. Yaklaşık on yaşına kadar, yani kendi benliğinin bilincine varana kadar, çocuk, ciğerlerinin ve karnının tamamını hava ile doldurur. Yani karın solunumunu tam yapar. Sonra da içgüdüsel olarak aynı şekilde havanın tamamını boşaltır. Daha sonra stresle tanışan çocuk; korku, çekingenlik gibi çeşitli duyguların etkisiyle solunum ritmini hızlandırır. Doğal, kendiliğinden ve derin olan karın solunumu yitirilmiş, yerini daha yüzeysel olan ve sadece akciğerlerin bir kısmı ile yapılan sosyal solunuma bırakmıştır. Vücuda alınan hava miktarı yarıya inmiştir. Bu işleyiş, pek çok açıdan sağlıksız durumları da beraberinde getirir.
Bütün negatif düşüncelerimiz ve baskıladığımız duygularımız, hücre hafızalarımızda yoğun enerjiler olarak depolanır. Bu üzerinde birçok araştırma yapılmış ilginç bir gerçektir. Hayatımızda, travmatik ya da hoş olmayan bir şey olduğunda nefesimizi tutarız. Bilinçaltımız; o an için bizi, bu kötü gibi görünen olayın tesirinden korur. Bu; anlık olarak belki iyi bir şeymiş gibi gelebilir. Ancak, kısa bir an için bile olsa, nefesimizi tutmamız, o anın negatif enerjisinin hücre hafızasında depolanmasına yol açar. Bu kısılmış kalmış enerjilerin, hücre fonksiyonu ve sağlığımız üzerinde etkisi büyüktür. Bu da bilinçli yaşam deneyimimizi olumsuz yönde etkiler.
Bilinçli nefes, Elektro Manyetik Frekansımzı (EMF) çok yüksek bir seviyeye çeker. Bizler sadece etten, kemikten varlıklar olmadığımızı çok önceden beri biliyoruz. Ve artık hepimiz, zaman zaman inen, zaman zaman da çıkan bir enerji dalgalanmasıyla titreştiğimizin de farkındayız. İşte mevcut fizik yasaları doğrultusunda, bu düşük enerjiler, oksijenin yüksek vibrasyon enerjisine uyumlanıp, kalıcı olarak bizi dengede tutar. Bize sağlık ve dinginlik verir. Nasıl mı? Çok basit. Burnumuzdan çektiğimiz ve burnumuzdan verdiğimiz, farkında, bilinçli ve sakin nefeslerle…
Ağızdan nefes aldığımızda, ciğerlerimizin ön tarafına hızla hava dolmasına rağmen, sırtımıza ve alt karnımıza yeterli hava gitmez ve ciğerlerimiz tam olarak dolmaz. Oysa nefesi burundan almak ve aldığımızın iki katı yavaş bir sürede vermek, PH’ı dengeler. Tüm vücudumuzun oksijenden faydalanmasına olanak sağlar. Oksijenle beslenen organlarımız tazelenir, dinçleşir. Başka bir ifadeyle yeniden sevildiklerini hissederler. Nefes farkındalığı ile ilgili yazımıza yarında devam edeceğiz.
Mutlu günler…..