Güzel bakan göz, güzellikleri görür!
Admin
Özü görmezsin, sözü görmezsin, gözü görmezsin, ateşte ki közü görmezsin!
Gör artık!
Gül bahçesinde gülü görmezsin, sönmüş savrulmuş külü görmezsin, gözünün önündeki tülü görmezsin!
Gör artık!
Görmek istemediğimiz, görür gibi yaptığımız ne varsa, onların cevabını bir türlü kendimize itiraf edemediğimiz sır değil!
Bu konuda açık ve samimiyetten uzak davrandığımızı da gelin saklamayalım!
Kulağımızı tersinden göstermek gibi derler ya....
Dolaylı yoldan gitmeyi...
İmalı anlatımları...
Beni anlasınlar diye, her şeyi karşı tarafa yıkmayı...
Kaş yaparken göz çıkarmayı...
Şaka yada espri yapmayı düşünürken, karşımızdaki insanın kimyasını alt-üst etmeyi...
Kendimizi bulunmaz Hint kumaşı sanmayı...
Pekala biliriz de, bizi anlamak isteyenlerin işini zorlaştırmak gibi çekilmez, tahammül edilmez yollarda gezinir dururuz.
Dumanı görürüz ki, ateş olmayan yerden duman tütmez diye mevzu açılsın, laflar uçuşsun, laf getirenlerin, taşıyanların namı yürüsün diye bekleşiriz!
İsi görürüz ki, isten yola çıkıp, odundan-kömürden, yağmurdan-buluttan nem kapıp, bir şey ler konuşmaya imkan ve fırsat doğsun isteriz!
Siste kaybolmak gibi uçuk hayallerimiz olabilir, kaybolunca merak edilmeyi, bazen bulunmamayı, bazen de bizi bulmasını istediğimiz biri tarafından bulunmayı düşleriz!
Maceraya hevesliyiz! Çocukluğumuzdan beri okuduğumuz hikayeler ve romanların kahramanları süslemiştir hayallerimizi...
Gerçekler haricinde, hayaller, yalanlar, dedikodular, fallar, burçlar alır götürür çoğumuzu, merak ettiklerimizin gerçeklere teğet dahi geçmemesine aldırmayız!
Ne kadar doğrucu Davut varsa, ne kadar bizi eleştiren, ikaz eden, şöyle yapsan, böyle yapsan daha iyi olurdu diyen varsa onlarla keseriz selamı-sabahı!
Görmek ve bakmak arasındaki o ince çizgiden olabildiğince uzak durmayı kâr sayarız kendimizce!
Eskiler bu duruma
"Köristan'da yaşamak"
demişler. Yani bakarkörler diyarında yaşamak!
Yiğidi kılıç kesmez, bir acı söz öldürür demişiz ya...
Söz, sözünde durmamaya başladığından beri, yiğidinde kılıcında semtine bile uğramıyor artık!
Sözün ağırlığı, taş yerinde ağırdır deyişine denk düşerdi ya...Sözün üstüne taş düştü, söze bir haller oldu!
Gözden murat, bakıştı. Babaların, annelerin, büyüklerin bakışı, insanların duruşunu, konuşmasını, hal ve hareketini düzeltmelerine, kendini toparlamasına imkan sağlardı.
Şimdi öyle bakanlara, neye bakıyorsun, niçin bakıyorsun, ne oldu da bakıyorsun diye karşılık verenlerden geçilmiyor!
Sevgi ve saygı konusunda gel-gitler yaşıyoruz.
Saygıyı mecburiyetler dışında gösteren yok. İnsanın kendisine lazım olan saygı konusu kaygı verici boyutlarda...
Sevgiyi kaybedeli ise çok oldu!
Sahte sevgiler, sahte tebessümler, sahte ve yapmacık insanların kendini zorlayarak gülüşleri, sevginin insan ruhlarında can çekiştiğini gösteriyor.
Kendimiz gibi olamıyoruz.
Duruşumuzu, tavrımızı, kişiliğimizi gösteremiyoruz.
Aradığımız ne?
Görmek istediğimiz ne?
Dostlarımız ve sırdaşlarımız sandıklarımız, ayak üstü bizi satıyor!
Vefa denen duygu, menfaatlerimiz ve çıkarlarımızla kolkola!
Sadakat, saadet, aşk eski şarkıların artık mırıldanmayan sözlerinde, saklı!
İnsanları, işimize gelen-gelmeyen, yarayan-yaramayan diye kategorilere ayırmışız.
Stresli, gergin, kızınca masaları yumruklayan, kırıp-döken, bir türlü mutlu olamayan insanlar olup çıkmışız, bizi bu hale ne getirdi, kim getirdi diye günah keçisi arıyoruz!.
Güzel bakan göz, güzellikleri görür, güzel söylenen söz, kalpleri yumuşatır, sevgiyle dolu bir kalp, dünya'ya huzur ve mutluluk getirir!
Dünyaya güzel bakanlardan, tatlı söz söyleyenlerden, altın gibi bir kalp taşıyanlardan olun inşallah!