FATİH İSTANBUL'U FETHEDERKEN, GÖNÜLLERİ DE FETHETTİ!
Admin
Fatih Sultan Mehmet 565 yıl önce bugün İstanbul’u Doğu Roma’nın yaygın adıyla Bizans’ın elinden aldı. Fethetti. Hz. Peygamberin övgüsüne mazhar oldu. İstanbul, Osmanlının payitahtı olduktan sonra, yüzyıllarca dünyanın en görkemli ve en büyük şehri olarak anıldı.
Fatih, sadece İstanbul’u fethetmemişti, şehirde yaşayan insanların da gönlünü fethetmişti. Batı daha o tarihlerde, eline geçirdiği şehirlerde taş üstünde taş, gövde üzerinde baş bırakmıyor, yakıyor, yıkıyordu.
Dördüncü Haçlı seferi sırasında, yönünü İstanbul’a çeviren Latinler, İstanbul’u işgal etmişler, kiliselerdeki mumlara varıncaya kadar şehri yağmalamışlar, soymuşlar, talan etmişlerdi.
Fatih şehri imar ederken, şehirde yaşayan insanların gönüllerine girdi. Gönüllerin imarına, tamirine önem verdi.
“Fetih, fethetme, fethin manası” gibi kavramlara, maddi ve manevi olarak açılımlar getirme, Fatih’le birlikte hoş bir anlam kazandı.
Fatih, İstanbul’u fethetmekle, Türk ve İslam Aleminin en sevilen, en çok övülen, en çok takdir edilen sultanı oldu. Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaşta olmak, Türk gençlerine gurur verdi.
İSTANBUL, YÜZYILLARCA FATİH’İ BEKLEMİŞTİ!
Siyasilerimiz, dönem dönem İstanbul’u yeniden fethetme söylemlerinde bulundular. Fatih Sultan Mehmet’in gölgesinin vurduğu, elinin her daim üzerinde olduğu İstanbul, kapılarını ardına kadar açtığı o büyük sultandan hiçbir zaman vazgeçmedi.
O sadece şehri fethetmemişti, şehrin gönlünü almış, gönlünü kazanmış, şehri teselli etmiş, şehre bambaşka bir hoşgörü ve anlayış kazandırmıştı.
İstanbul’u Fatih kadar seven, Fatih kadar bu şehre aşık olan, vurulan bir başkası daha gelmedi. Aynı şekilde, İstanbul, yüzyıllarca Fatih’i beklemişti. 29 Mayıs 1453’te İstanbul Fatih’ine kavuştu. Fatih’te İstanbul’una…
İSTANBUL, FATİH SULTAN MEHMET’E,
KONYA, KUTALMIŞOĞLU SÜLEYMANŞAH’A EZELDEN AŞIK!
Gündemimiz seçim olunca, fetih konusu dönüp dolaşıp şehrimize yani Konya’ya geliyor. Konya’nın fethine, Konya’yı kimlerin fethedeceğine…
Her seçim döneminde siyasi partilerimize mensup insanlarımız bulunduğu şehri fethetmeye niyetleniyor.
Kazanılan seçim zaferleri sonrasında;
Bu şehri biz fethettik, bizden başkası fethedemezdi! Bugüne kadar böyle bir zafer kazanılmadı!
Bunu biz başardık, ben başardım, bu artık tescilli bir zaferdir! Demekten de kendimizi alamıyoruz.
Oysa, Konya’da İstanbul gibi, onu fethedene aşık!
Yani Fatihine!
İstanbul Fatih Sultan Mehmet’e, Konya Kutalmışoğlu Süleymanşah’a ezelden aşık!
Gerisi laf-ü güzâf desek de, siyasi fetihler noktasında konuşmadan yapamıyoruz.
Siyasi fetih denildiğinde;
Oy yüzdesini baz olarak alıyoruz,
İkna edilen seçmenlerin,
Üçten dokuza şart edenlerin,
Yemin üzerine yemin edenlerin,
Şahitli-ispatlı söz verenlerin,
Ardımda şu kadar oy var, tamamı sizden başkasına değil diyenlerin sayılarına bakıyoruz.
Milletvekili çıkarma sayısına bakarak matematik olarak kimin ne kadar üstünlük sağladığına hüküm veriyoruz!
Sandıklardan çıkan sonucu kâr yada zarar hanemize yazıyoruz.
Partililerin aşkla ve şevkle seçimlere asılmasını destan gibi anlatıyoruz!
Siyasi fethin dayandırıldığı argümanlara her seçim döneminde yenilerini eklemekten ve ümitle onlardan lehimize sonuçlar beklemekten kendimizi alamıyoruz.
İNSANIMIZ GÖNLÜNÜ KİM FETHETMİŞSE ONA YÖNELİR!
Fetih demişken, seçim dönemlerinde “gönüllerin fethi” sıralamada kendine ne kadar yer bulabiliyor diye soranlarda olmuyor değil!
Neticede oylar çantada keklik değil, bizden başkasına dünyada gitmez diye bir kaide de yok!
Hele insanları ihmal varsa, oyalama varsa, unutma varsa, uyutma varsa, açılması gereken kapılar açılmadıysa, yarım elma gönül alma gibi bir yola da başvurulmadıysa!
Sonrasında ve de bu saatten sonra;
Gönül almalar bugünlerde başlamışsa,
Yaraların sarılmasına niyetlenilmişse,
Kırılma ve incinmelerin telafisi daha yeni yapılıyorsa,
Düne kadar çalınmayan kapıların çalınması birdenbire artmışsa,
Seçim aşkına, insanların hal ve ahvallerinin nasıl olduğu merak ediliyorsa,
Bugüne kadar arandığında hiç açılmayan, meşgule dönen telefonlar hemen açılıyorsa,
Nasıl bir karara varacak oy veren insanlar?
Sanırız; Bağlılıklar, hüsranlar, kırgınlıklar, dargınlıklar, bağrına taş basmalar, endişeler oyların istikametine yön verecek!
Bunun adına ister kararsızlık deyin. Sandığın başına varıncaya kadar geçecek bir düşünme payı deyin. Yada çoktan kesin bir karara varmışlık!
Anlaşılan o ki; insanımız, gönlünü kim fethetmişse ona yönelecek!