EZİLİYORSAN BU ÇAĞDA, NEDENİNİ KENDİNDE ARA
Admin
Özel günler beni hep rahatsız etmiştir.
Öğretmenliğim süresince okullarda da kutladığımız ‘Anneler Günü’ annesi olmayan öğrencilerimde bıraktığı acı ile anlamını yitirdi.
Öğretmeninden sevgi, ilgi, göremeyen bir öğrencide ‘Öğretmenler Günü’ anlamsız bir eziyete dönmüştür.
Son yıllarda sırf piyasa hareketlensin diye çıkarılan ve topluma kabul ettirilen ‘Sevgililer Günü’ zorla yürütülen kaç evliliğe çare olmuştur?
Kadının yok sayıldığı, erkeğin egemenliğinin baskın olduğu, kadının emeğini, parasını, özgürlüğünü, seyahat hakkını, okuma hakkını elinden alan, hepsinden önemlisi eş seçme hakkını yaşadığımız yüzyılda elinde tutmak için direnen erkeğe, toplumda bir de kadını dövme yetkisi verildiyse o toplumdaki kadınların ‘Kadınlar Günü’ yoktur.
Çünkü o toplumda kadının adı yoktur, ismi yoktur, cismi yoktur, varlığı bile tartışma konusudur!
Türk kadınını Arap karanlığından kurtaran Mustafa Kemal Atatürk’ün, dünya devletleri içinde, medeniyiz diye geçinen Avrupa devletleri yanında, Türk kadınına tanıdığı haklara bakalım:
29 Ekim 1923, Cumhuriyet kuruldu, 4 Ekim 1926’da Türk Medeni Kanunu yasallaştı.
Buna göre: Kadın erkek eşitlik ilkesi getirilerek ‘ÇOK EŞLİLİK ‘kaldırılmış, resmi nikah ile evlenme işi koruma altına alınmış, kadını ‘mal olarak gören köle zihniyet’ tamamen yok edilmişti.
Şimdi bu hakkını alan kadınlar hiçbir sakınca görmeden eşlerinin 2, 3, 4 kadınla evlenmesine ses çıkarmıyorlar ve toplumda yok ettikleri aile düzeni ile kız çocuklarını da böylesine çarpık ve sapıkça bir düzende yetiştirme aymazlığına düşüyorlar.
Bu kadınlar hiç emek vermeden, uğraşmadan, savaş vermeden Atatürk’ün kendilerine verdiği bu hakkı kolayca geri veriyorlar.
Böyle bir toplumda kadınların ‘Kadınlar Günü’ yoktur, erkek egemenliği günü vardır.
Milletin vekili, ant içen vekili hiç sıkılmadan, utanmadan ortalara çıkıyor ve bütün kadınlara hakaret edercesine yaşadığı resmi nikâhsız hayatını ve edindiği çocuğu açıklıyor, kadınlardan tepki görmüyor ‘
Bu toplumda kadınlar günü kutlanamaz!
Tepki sadece dayak yediğinde, bıçaklandığında verilir, en kutsal yer olan aile yapısının yok edilmesinde verilmez ise yok sayılan ve ‘Mal’ olarak görülen kadın kolayca dövülür de bıçaklanır da!
Yedinci yüzyıldan başlayarak ‘Orhun Kitabelerinde’ kadına verilen değer ‘Devleti Bilen Kraliçeler, Hakan Ve Hatun ‘Un Buyruğu ‘gibi sözler bize, Türk Kavimleri’nde yönetimde, Türk Kadınları’nın erkeğin yanında ve eşit koşullarda görev aldığını anlatmaktadır.
Arap etkisi kadını cumhuriyet dönemine kadar köle yapmıştır.
Çok gerilere gitmeye gerek yok. Eski medeni kanun ‘Mecelleye ‘ göre kadın;
‘Mülkü Mütayı Müfid’
Yani kadın sadece;
Cisminden, Mülkünden Yararlanılan….!
Osmanlı İmparatorluğu döneminde inanılmaz derecede gerileyen, ötelenen, okuma, çalışma, iş sahibi olma, nüfus sayımında sayılma, evde söz sahibi olma hakkından mahrum edilen kadına seçme ve seçilme hakkı verilmedi demek artık trajı komikliktir. Aşağıda vereceğim örnek Osmanlı döneminde kadınlara nasıl bakıldığının çarpıcı bir örneğidir.
Abdülmecit’in sarayında 800, Abdülaziz’in sarayında 400 kadın! Muhtelif saraylarda, konaklarda ise Tanzimat Dönemine kadar 60 000 beyaz kadın köle kullanılıyordu.
Hakkını bilmeyen, hak arayamayan, Atatürk’ün bizlere verdiği hakları kullanamayan kadınlara; başları dik alınları açık olarak erkeklerin karşılarında yılmadan, korkmadan durabilmeleri için çok kolay kazandıkları haklarını bir kez daha hatırlatarak ‘kadınlar gününü gururla kutlamalarını öneriyorum.
3 Mart 1924 Tevhid-i Tedrisat yani ‘Öğrenim Birliği ‘ yasası ile kadın-erkek ayırımı olmadan çağdaş okullarda erkek ve kız çocuklarının aynı eğitimi görmeleri sağlandı.
1930 Belediye seçimlerine katılma hakkı verildi. Belediye seçimlerine katılan, belediye başkanı olan kadınımız 1930 yılında medeniyiz diye geçinen Avrupa devletlerindeki kadınlardan daha önce aldıkları bu hakkı tepe tepe kullandılar ama ne yazık ki sayesinde edindikleri bu makamlarda oturan kadınlar, bayram mesajlarında sadece ‘gazilere ve şehitlere rahmet okuyup, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü görmezden gelerek, büyük bir vefasızlık örneği sergiliyorlar’
Dünyanın hiçbir ülkesinde kadınlar kendilerine bu hakları vereni unutmaz ve unutturmaya kalkmazlar!
1933 Muhtarlık seçimlerine katılma hakkı
1934 Milletvekili seçilme hakkı
Öğrenim birliği ile okuma hakkı,
Her türlü meslekte reşit olduktan ve diploma sahibi olduktan, meslek sahibi olduktan sonra kimsenin izni olmadan özgürce çalışma hakkı,
Baba malını erkek çocukları ile eşit paylaşma hakkı,
Tanık olabilme hakkı,
Eşini özgürce seçme hakkı,
Erkeğe danışmadan Cumhuriyet mahkemelerine başvurarak evliliğini kendi öz iradesi ile bitirme hakkı.
Osmanlı döneminde olduğu gibi erkeğin ‘BOŞ OL!’ demesini bekleyip sonra keyfi isteyince yeniden biriyle evlenip tekrar ‘BOŞ OLUP’ ilk eşe dönme saçmalıklarına ve kadını dünyada görülmemiş şekilde aşağılatan uygulamalara son verildi.
İzmir, 2 Şubat 1923 İlk Kadın Kongresi toplandı.
Atatürk şu sözlerle Tüm kadınlara seslendi:
Dünya üzerinde gördüğünüz her şey kadının eseridir.
21 Mart Konya’da kadınlara şöyle seslendi:
‘Kadınların erkeklerden daha aydın daha kültürlü ve daha fazla bilgili olmaları zorunludur.Eğer gerçekten milletin anası olmak istiyorlarsa böyle olmalıdırlar.
31 Temmuz 1932 ‘de Keriman Halis Belçika’da yapılan güzellik yarışmasında’ dünya güzeli ‘ seçilir.
Atatürk , Keriman Halis’e ‘Ece’ ünvanını verir . Türk ırkının güzelliğini bildiğim için bu sonuç bana sürpriz olmadı, der ve Türk kadınlarına şöyle seslenir:
Asıl uğraşmaya mecbur olduğumuz şey, analarınızın ve atalarınızın olduğu gibi yüksek kültürde ve yüksek fazilette dünya birinciliğini elde tutmaktır.
İşte Atatürk ve kadına bakış açısı
İtirazı olan var mı?
Dünyaya bakın:
İtalya, 1948 yılında kadınlar seçimlere girebildiler.
Japon kadınları seçim hakkını 1950 ‘de aldılar. Medeni kanunlarını aldığımız İsviçre’de ise kadınlar haklarını 1971 yılına kadar alamadılar. İşte pek çok Avrupa ülkesinde kadınlar enkaz halinde iken Türkiye Cumhuriyeti’nde ise ‘enkaz ‘ çoktan eşsiz liderin önderliğinde kaldırılmıştı.
Şimdi yeniden kadın enkaz haline dönüştürülüp evde çocuk doğuran ve erkeğe hizmet eden bir konuma sürüklenerek iş, çalışma, ilim, bilim ve sosyal hayattan çekilmeye çalışılıyor.
Böyle eşsiz bir liderin verdiklerini geri veren, ona ihanet eden, vefasızlık eden bir toplumun kadın haklarını geri veren bir toplumun kadınlarının ‘8 Mart’ı kutlamaya yüzü yoktur!
1935 yılında ilk kez seçilme hakkını kazanarak milletvekili olan kadınlarımız.
18 Kadın vekilimiz.
Mebrure Gönenç (Antalya)
Hatı Çırpan (Ankara SATI KADIN)
Türkan Örs Baştuğ (Antalya)
Sabiha Gökçül Erbay (Balıkesir)
Şekibe İnsel ( Bursa)
Hatice Özgener ( Çankırı)
Huriye Deniz Baha (Diyarbakır)
Fatma Memik ( Edirne)
Nakiye Elgün (Edirne)
Fakihe Öymen (Ankara)
Benal Nevzat İştal Arıman (İzmir )
Ferruh Güpgüp ( Kayseri)
Bahire Bediş Morova Aydilek (Konya )
Mihri Pektaş (Malatya )
Meliha Ulaş (Samsun )
Fatma Esma Nayman(Seyhan)
Sabiha Görkey (Sivas)
Seniha Hızal (Trabzon)
10 Kasım 1938 ‘de Atatürk’ün ölümü üzerine Hindistan Kadınlar Birliği bir bildiri yayınlayarak O’nu :
‘Kadın haklarının tarih boyunca gelmiş geçmiş en büyük savunucusu olarak ilan etmiştir.’ giyimleriyle, davranışlarıyla, konuşmalarıyla Atatürk Cumhuriyeti’ne yakışan bu kadın vekillerimizi, kurtuluş savaşında ‘Mustafa Kemal ‘in askerleri olarak hem cephede hem de cephe gerisinde çarpışan ve çalışan Anadolu’mun vefakar ve fedakar Türk kadınlarını saygıyla selamlıyorum.