Bize yakışan itidaldir, sükunettir!
Admin
Suriyeli sığınmacılar, yerleştikleri şehirlerimizi sahiplenmeye, şehirlerimizin asıl sahipleri gibi davranmaya, olay çıkarmaya, kendilerine ait bölgeler oluşturmaya başladılar. Öte yandan bazılarımız, Çin benzeri, ucuz iş gücünden, uçuk kira gelirlerinden, Suriyeli kadın ve kızlarla yaptıkları izdivaçlardan mest olarak hiçbir şey yokmuş gibi davransalar da, kazın ayağı pek öyle değil.
Suriyelilerin Türkçe öğrenmeleri teşvik edileceği yerde, bizim insanımıza Arapça öğrenmenin tavsiye edilmesi ise anlaşılır gibi değil!
Kendi bölgeleri olarak ilan ettikleri sokaklarda, yoldan geçenlere omuz vuranlar onlar. Kendi insanımıza yıllardır yaşadığı mahallesini terk ettiren onlar. Evlerde kavga ederken, sandalyeleri, tencereleri pencereden, balkondan savuran onlar.
Sanırım, bu görüntüleri görmek, bilmek ve haberdar değilmiş gibi davranmak işimize geliyor.
Bir Bakanımız çıkıp Suriyelilerle ilgili,
“Türkiye onların duası ve bereketiyle yüzde 5 büyüyerek dünyada ilk dörde giren bir büyüme oranına sahip.”
diyebiliyor.
Demek ki, sizlerin nezdinde, bizler yani bu ülkenin evlatlarının, ülkemiz için ettiği duaların kıymeti harbiyesi ve bereketi yok!
Üzerimize yürümeleriyle, tehdit etmeleriyle, sövmeleri ve hakaret etmeleriyle, dövmeleriyle ve öldürmeleriyle de, seneye rahatlıkla yüzde 10 büyürüz artık!
Bütün bunları yaparken ardından dua da ediyorlar demek ki. Ve bu dua nasıl bir dua ise bereket de getiriyor!
Şehirlerimize, İlçelerimize sığınmacı olarak kabul ettiklerimiz, daha şimdiden, ikazlara aldırmıyorlar, ikaz edenlere saldırıyorlar!
Çoğunlukta ve toplu oldukları yerlerde araya aldıkları insanlarımızı tekme-sille darp edip, linç girişimlerinde bulunuyorlar, Beyşehir’de olduğu gibi, ikaz eden gencimizi öldürebiliyorlar.
Vatandaşlığa kabul edilecek olanlar bu insanlar mı? Bunlar mı Muhacirun?
Duymanız, farkına varmanız ve harekete geçmeniz için daha nelerin olması gerekiyor?
Ensar ve Muhacirun söylemlerini, bu sözde Muhacirler silindirle ezip geçerken neredeydiniz? Yavrumla, kuzumla, söyleriz bir daha yapmazlar gibi lafla tedbir arayışlarının çare olmayacağını bilmiyor olamazsınız!
Suriyeli sığınmacıların, ayakları yer tutmaya başladı. Alıştılar Türkiye’ye… Pek sevdiler!
Suriye’ye yarın huzur gelse, geri dönme gibi bir niyetleri yok!
Netice de, ekmek elden, su gölden bizim kendi fakir-fukaramıza, garip-gurabamıza hiçbir zaman bahşetmediğimiz destek ve yardımlarla, ağalar-beyler gibi yaşayıp gidiyorlar!
Bu yaklaşım onları şımarttı, ne oldum delisi oldular, acaba sığınmacı onlar mı, yoksa bizler miyiz diye konuşan insan sayısının ne kadar farkındasınız?
Müessif olayların önüne geçebilmek için çok önceden yapılması gereken uyum çalışmalarının neredeyse hiç yapılmadığını her geçen gün çok daha fazla hissediyoruz.
Uyum diye bir şey vardı ya hani… Uyum sağlama yöntemleri ne alemde diye soramıyorsunuz. Uyumu yatırdık beşiğe, salladık-salladık, uyudu kaldı zavallı uyum!
Uyumdan geçtik, şimdi vatandaş olmaları yönünde hızla ilerliyoruz.
Suriyeliler vatandaş olursa ne olur?
Suriyelilerin vatandaş olmadan sergilediği davranışlar böyle olduktan sonra, vatandaş olduktan sonra yapacakları fiil ve davranışlardan Rabbim cümlemizi korusun diye endişe etmekte haksız mıyız?
Şu anda bile oldukça şımaran, şımartıldıkça, yüz verildikçe, önlerine kimsenin geçemeyeceği, adına ne yazık ki Muhacirun deme gafletinde bulunduğumuz, oldukça ağır bir baş ağrısını sınırlarımızdan içeri aldığımız gerçeğini artık saklamamak gerekiyor. Çünkü mızrak çuvala sığmıyor sevgili okurlar!
Yaşadıkları şehrin şartlarına karşı olma, hatta her şeye karşı çıkma gibi bir tavırları var bu sözde muhacirunların!
İşin garibi, onlar huzur içinde, bizler huzursuz ve tedirginiz.
Neyi ne kadar saklayacak, şehirlerimizi daha ne kadar güllük gülistanlık göstereceğiz?
Bu yalancı baharlar, kardeşlikler, Muhacirun masalları, Suriyelilerin dedeleri de Çanakkale’de savaşmıştı, hatta İstiklal savaşında bize yardım falan da etmişlerdi gibi yalan ve hiç olmamış-yaşanmamış hikayelerle de inşallah bezenmez ve süslenmez!
Madem sığındıkları ülkenin huzurunu kaçıracaklardı, madem burada olay çıkaracak kadar gözleri karaydı, burada onlara kucak açanlarla savaşmanın alemi yok, gitsinler Suriye’ye, kurtarsınlar vatanlarını diyen insanlarımızın sesi her geçen gün daha fazla yükseliyor!
Dahası, Suriyeli sığınmacılar, Türk Milletinin onlara açmış olduğu hoşgörü kredisini tüketmekte olduklarının ne kadar farkındalar?
Suriyeli sığınmacılara kollarını açan, ekmeğini bölüşen, zekatını fitresini veren şehirlerin başında gelen Konya'yı sabır ve imtihanla geçecek zor günler bekliyor.
Ancak, bize yakışan, taşkınlık, galeyana gelmek, öfke krizlerine girmek değil, itidal, sükunet ve hoşgörü olmalıdır!