Basın Ve Özgürlük
Admin
Ülkemizde sansürün resmen kaldırışından bu güne değin 108 yıl geçmesine karşın hala basın özgürlüğü tartışması gündemlerin en ön sırasında yer alırken örtülü sansürler üzerinde durulmakta, tartışılmaktadır.Yaşamın her alanında, özellikle sosyal etkinliklerde basın özgürlüğünün önemi yadsınamaz. Nitekim, bu gerçeği en öz ve çarpıcı ve öz biçimde Ünlü düşünür Mireabeau dile getirmektedir;
■ Basın Özgürlüğü öyle özgürlüktür ki, onsuz diğer özgürlükler yaşayamaz.
Ünlü Devlet adamı Thomas Jefferson da aynı yaklaşım içindedir;
■ Özgür basını olmayan yaşanmaz.
...
Sansür, Fransızca kökenli bir sözcüktür;
Özgün bir iletimin (mesajın) tamamını ya da bir bölümünü bloke etmeyi, düzenlemeyi ve manipulasyonunu içeren uygulamaya sansür denilmektedir.
Sansür, haber ya da diğer yazınsal türlerin görüntü ve fotoğrafların devletin bir kurumu tarafından yayınlanmasını engellemektir.
Sansür, toplumsal ve ruhbilimsel düzeylerde bilinçli ya da bilinçsiz gündeme gelmektedir.
Sansür kitle iletişim araçları tarafından üretilip dağıtılan bilgiyi bastırma ve çarpıtma süreci olarak algılanmaktadır.
...
Sansür, ülkelerin tarihinde sürekli gündem oluşturmuş ve tartışılmıştır. Özgürlüğün en önde gelen savunucularından Sokrat, devletin “sansür hakkı” olduğu görüşünü ileri sürerken, Eflatun “politika
”
adlı ünlü eserinde devletin temel hakları arasında geniş kapsamlı sansüre yer vermiştir. Konfüçyüs, halkı devletin otoritesine baş eğdirmek için sansür uygulamasını önerirken Hıristiyan dünyası ise, nelerin okunacağının bir listesini tutmuş, bunun dışında kalanları yasaklamıştır Katolikler, sansürü kanlı bir biçimde uygularken, Eski İsrail’de, sansür ibadetin, bir unsuru haline getirilmiş, devlet sansürü, yaşamın temel düzenleyicisi sayılmıştır.
...
Osmanlı’da sansür değişik uygulanmış, matbaa ile birlikte “yasak yayınlar” konusu gündeme gelmiştir. Nelerin okunabileceğine ilişkin Şeyhülislamdan fetva istenmiştir.
Abdülhamit döneminde, sansür katı biçimde uygulanmıştır. Örneğin, Abdülhamit
,
ağabeyi Murat’ı tahttan indirerek yerine geçmiş, saltanatıyla birlikte de Murat adının kullanılmasını yasaklamıştır. Gazeteler, değil Murat sözcüğünü,
(M
)
harfini kullanmaktan çekinmişlerdir. Bursa’daki Muradiye Türbesi onarılmış, açılış töreni düzenlenmiş; Murat sözcüğünün kullanılması Abdülhamit’i kızdıracağı için, gazeteler çok ince hesaplar yapmak zorunda kalmışlardır. Kapatılma tehlikesine kadar gidecek “Murat”
s
özcüğünün yerine gazeteler haberi şöyle vermişlerdir:
“Fatih Sultan Mehmet’in cennet mekan pederlerinin Bursa’daki Türbesi’nin yeniden ziyarete açılması merasimi.”
Daha ilginci, üç kişiyi hunharca öldüren Hamit isimli bir katilin haberini, adıyla verdiği için bir gazeteci
“
Sultana Katil
”
diyor savıyla, tutuklanmış, sonra da Fizan’a sürülmüştür. Namık Kemal, Rodos Mutassarrıfı görevinde iken “Osmanlı Tarihi” adlı bir kitap yazmış, kullandığı “hürriyet” sözcüğü Abdülhamit’ten tepki almış, kitap yasaklanmış, müsveddeleri zorla alınmıştır. Namık Kemal sonra Sakız Adası’na sürülmüş cezası ağırlaştırılmıştır.
Ahmet Rasim, Saadet Gazetesinde İsmail Sefa’nın “Bahar gelmeyecek mi?” şiirini yayınladığı için elleri kelepçelenerek Yıldız Sarayına götürülmüş, Abdülhamit’in başyaveri tarafından “Kafası ezilecek adam” diye de işkence görmüştür.
...
Sansüre gülmece penceresinden bakalım;
■
Aziz Nesin, Sabahaddin Ali ve Rıfat Ilgaz’ın yayınladığı “Marko Paşa” gazetesinde nşöyle bir çağrı yayınlandı; çağrıdır:
“Ne olur bize de sansürcü gönderin”
Nedeni besbelli; yazılar sansürcü tarafından önceden denetlenirse kapatılma tehlikesi ortadan otomatikman kalknış ne olacak.
■
Ahmet Rasim gazetelerini denetleyen Hıfzı Bey’e sorar “ Bize neyin sakıncalı olduğunu söyleseniz de onu bilsek ve yazmasak!”
Sansür memuru Hıfzı Bey’in yanıtı şöyle;
“ Onu ben de bilmem.Yalnız size şu kadarını söyleyeyim, hangi yazınızı en çok beğenerek yazarsanız, benim onu çizeceğimi biliniz!”
...
Kimi sansür modelleri de, kendi kendine denetim yöntemleri arasında yer almaktadır. Otosansür, gazetecilerin dış dayatmalara karşı koymak için uyguladıkları bir yöntemdir.
Mesleksel sorumluluğun en üst düzeyde olduğu demokratik ülkelerde basın çalışanları tarafından çizilen sınırlar içinde kalmak koşuluyla yaşama geçirilen selbskontrol, iyi niyete dayalı bir sansür uygulamasıdır.
---
Ülkemizde gazeteler ilk kez, 25 Temmuz 1908’de sansürsüz yayınlandı. Gazetelerde dört satırlık resmi bildiriyle Meşrutiyetin ilan edildiği ve 1876 Anayasasına göre seçimlerin yapılacağı duyuruldu II. Meşrutiyetin ilanıyla basında sansür uygulaması kaldırıldı. Reval Mülakatı ile Rumeli topraklarının taksimine kararı verilince, Abdülhamit Kanuni Esasi’ yi yürürlüğe koyma zorunda kaldı.
...
Meşrutiyetin ilanıyla gazeteciler coşku içinde Sirkeci Garı karşısında bir lokantada toplandı, 33 yıldan bu yana ilk kez bir araya geldi, örgütlenmeye dönük Osmanlı Matbuat Cemiyetinin temelini attılar.
İstanbul’da İkdam, Sabah, Tercüman ve Saadet olmak üzere dört gazete çıkıyordu.
Gazeteciler, sansür görevlilerini o gece içeriye sokmamak için sabaha kadar nöbet tuttu, memurlar kapıdan geri çevrildi;
”Gazeteler hürdür ve sansür yasaktır. Sansür etmeye kalkmak ağır bir suçtur .”
...
Basında yeni dönem başladı. Meşrutiyeti ve özgürlüğü öven yazılar bir birini izledi, İki ay içinde 200’ün üzerinde her eğilimde gazete ve dergi yayınlandı. Sonra üç aylı süreç içinde de sayı 607 ‘ye ulaştı. Sürgünde bulunanların da yurda dönmeleriyle özgürlük ortamı oluştu.
...
Sansürün kısa süreli olsa da hortladığı gözlendi. Vahdettin,
5 Şubat 1919’da yayınladığı Matbuat Kararnamesinde sansüre yer verirken Mütareke Döneminde İtilaf Devletleri Türk gazetelerine sansür uyguladı. TBMM’nin açılmasıyla, Teşkilatı Esasiye yasasının 77 maddesinde “Matbuat Kanun dairesinde serbesttir ve neşredilmeden, teftiş ve muayene tabi değildir .” hükmüyle sansür bir kez daha sona erdirilmiş oldu.
...
Sansür biçimsel olarak kaldırılmasına karşın sıkça sorulan soru gündemden düşmemektedir;
“ Örtülü sansür devam ediyor mu?”
Kimi zaman ve koşullarda siyasal iradelerin, takındığı tutumlar, toplum örgütlerinin, ilan ve reklâm veren kurum, kuruluş ve kişilerin açık ya da örtülü baskıları sansürün yüzü gibi algılayan ve değerlendirenlerin sayısının da az olmadığı gerçeği de gözden ırak tutulmamalı.
...
Gazeteci için “Yaşadığı çağın tanığıdır!” derler. Gazeteci, mesleğe adım attığı ilk günden başlayarak olayların içinde yaşar, büyür ve olgunlaşır. Bir bakıma da yaşadığı olayların içinde son nefesini verir.
Gazeteci, yaşadığı çağın tanığı olmakla birlikte, olaylara geniş açıdan bakan ve değerlendiren bir eğitmendir. Ülkelerin demokrasi ölçütü basın özgürlüğü ile doğru orantılıdır ve W.Wilkie’nin dediği gibidir.
”Basın özgürlüğü yaşayan demokrasilerde yaşamın kaynağıdır.”
....
Cumhuriyet döneminde 1960 de 1982’de Silahlı Kuvvetlerin yönetime el koymasıyla olağanüstü günlerin koşullarında “sansür uygulamasına
”
devam edildi. İki uygulamayı yaşamış gazeteci olarak basın özgürlüğünün ne denli değer taşıdığını gözlemlediğimi de sırası gelmişken vurgulamak isterim.
Gazeteciler Bayramı kutlu olsun;