'VARAK-I MİHR-Ü VEFAYI KİM OKUR KİM DİNLER'
Admin
Vefa olgusunu sıkça dile getirmemizin ana nedenlerinden biri de kuşkusuz vefa yoksunu oluşumuzdan kaynaklanıyor. Hizmetim siyaseti ve ideolojisi olmaz. Hizmet evrensel bir değerdir ve öyle bakmak gerekir. Önemli olan kamu yararına ortaya konan hizmettir.
Bu bağlamda Ord. Prof. Sadi Irmak, Faruk Sükan, Bahri Dağdaş adlarıyla yaşatılıyor. Sadece geçmiş Bakan ve Başbakanlar mı, hayır. Örneğin, arı gibi çalışkan merhum Milletvekilimiz Necati Kalaycıoğlunın adını Seydişehir’de bir caddeye verildi ya. Eski Başkan Çatlı’ya binlerce teşekkür..Konyalı olmayan o kadar kişinin adını kentin en önemli yerlerimde görüyoruz. Benim tercihim, klasik davranışlardan uzak, Konyalı hizmet erlerinden yanadır. Bir de yaşayanların adını koyarken bin kez düşünmeliyiz. Yaşama veda edenler için içtenlikle onaylıyoruz. Şimdi sessiz kalabalığın sesini duyar gibiyim;
Mustafa Üstündağ yok mu?
Kuşkusuz var. Milli Eğitim Bakanlığı, CHP Genel Sekreterliği ve Genel Başkan Vekilliği yapmış bir Konya insanını adıyla yaşatmak ne denli do0ğru bir hareket ve vefa gösterisi olur.
---
Vefanın olmadığı yerde vefasızlıklar sonsuza dek sürüp gidecek!
Güle gûş ettiremez boş yere bülbül inler Varak-ı mihr-ü vefâyı kim okur kim dinler.
Varak-ı mihri vefayı (dostlukla sevgi vefasının yazılmış olduğu kâğıdı) kim okur kim dinler.
(Kâmi Mehmet Efendi)
---
Vefa konusunda, toplumsal ve bireysel anlamda duyarlı olduğumuz söylenemez. Kötülük iz bırakır gider, iyilik tez unutulur.
Hz. Mevlana’nın Mesnevi’sinden vefaya ilişkin bir satırbaşı açmalıyız;
■
Allah’a verdiğin söze vefa edersen, Allah da kereminden senin ahdini korur.
■
“Ahdime vefa edin” sözüne kulak ver de sevgiliden “Ahdinize vefa edeyim” vaadi gelsin.
■
Ahidlere vefa etmek, akılla olur.
■
Şeytan gibi hasetçi değilsen dâva kapısını bırak da vefa kapısına gel!
■
Ahdi bozmak, ahmaklıktandır. Yeminine vefa etmek ve yemininde durmaksa, temiz kişinin işidir.
■
Sadece şükür ehliyle vefa sahiplerinin elde ettikleri kaybolmaz. Çünkü talih, onların peşinden gelir.
---
■
Kıyamet gününde, verdiği sözde
durmayan herkes için bir bayrak bulunur. Vefasızlığı ve dönekliği ölçüsünde yükseltilir. Milletin başına geçen kimselerin döneklik ve vefasızlığından daha büyük döneklik ve vefasızlık yoktur.
(Hafis-i Şerif)
---
Vefa’nın karşıtı nankörlüktür;
“Tırnağın var ise başını kaşı
Kimseden kimseye vefa yoğ imiş”
(Karacaoğlan)
Toplum vefasız!
Birey vefasız!
Oysa vefa, bireylerin ve toplumun en soylu niteliklerinden biridir.
---
“Vefa”nın karşıtı “nankör”dür. Farsçada "nan" ekmek demek, "kör" de görmeyen. Nankör yediği ekmeği görmeyen, unutan, inkâr eden anlamına da gelebilir.
Vefa ve karşıtına ilişkin bir kurt öyküsü;
Bir kurdu sıkıştırmışlar. Kurt ormanda oraya buraya kaçmakta, ancak peşindeki avcılardan bir türlü kurtulamaz. Canını kurtarmak için deli gibi koşarken tarlaya giden bir köylüye rastlar. Kurt adamın önüne çöker ve yalvarmaya başlar
“Ey insan ne olur yardım et bana, peşimdeki avcılardan kaçacak nefesim kalmadı, eğer sen yardım etmezsen biraz sonra yakalayıp öldürecekler.”
Köylü bir an düşündükten sonra yanındaki boş çuvalı açar, kurda içine girmesini söyler. Çuvalın ağzını bağlar, sırtına vurur ve yürümeye devam eder. Birkaç dakika sonra da avcılara rastlar. Avcılar köylüye bu civarda bir kurt görüp görmediğini sorarlar, köylü 'Görmedim' der ve avcılar uzaklaşır.
Köylü sırtındaki torbayı indirir, ağzını açar, kurdu dışarı salar. Kurt der ki;
“Teşekkür ederim. Bana iyilik ettin”
'Rica ederim, mühim değil' der köylü ve tarlasına gitmek üzere yürümeye başlar. 'Bir dakika' diye seslenir kurt;
“ Uzun süredir avcılardan kaçıyorum, bitkin düştüm, kuvvetimi toplamam için bir şeyler yemem lazım, burada senden başka yiyecek bir şey yok.”
Köylü şaşırır;
“Olur mu, senin hayatını kurtardım!”
Aç kurt konuşur;
“Yapılan iyiliklerden ve hizmetlerden daha çabuk unutulan bir şey yoktur. Ben de kendi yararım için iyiliğini unutmak ve seni yemek zorundayım!
”
Anlaşamayan kurt ile köylü, karşılarına çıkacak ilk üç kişiye bu konuyu sormaya ve ona göre davranmaya karar verirler.
Karşılarına önce yaşlı bir at çıkar, der ki;
“ Ben sahibime yıllarca hizmet ettim, arabasını çektim, gezdirdim, taylar doğurdum, yaşlanıp işe yaramadığımda da beni böylece kapıya koydu.”
Bir sıfır öne geçen kurt sevinirken bir köpeğe rastlarlar ve o da konuşur;
“Ben hizmetin değerini bilen, vefalı bir efendi görmedim. Yıllarca sahibime sadakatle hizmet ederim; koyunlarını korurum, yabancılara saldırırım, ama o beni her gün tekmeler, sopayla vurur.”
Kurt kararını verir;
“Gördün, çare yok seni yiyeceğim.”
Köylü de itiraz eder;
“Ama üç diye konuşmuştuk, birine daha soralım. Beni ondan sonra ye!
Bu kez karşılarına bir tilki çıkar. Başlarından geçenleri, tartışmalarını anlatırlar. Tilki hep nefret ettiği kurda bir oyun oynayacağı için keyiflenir;
“Her şeyi anladım da küçücük torbaya sen nasıl sığdın?”
Kurt bir şeyler anlatır, tilki inanmamış gibi yapar;
“Gözümle görmeden inanmam!”
İşin sonuna geldiğini düşünen kurt torbaya girer ve girer girmez de, tilki köylüye işaret eder ve köylü torbanın ağzını sıkıca bağlar ve eline bir taş alır; “Beni yemeye kalktın nankör yaratık” diyerek torbanın içindeki kurdu döver; Tilkiye döner ve der ki;
“Minettarım, kurttan kurtardın!”
Tilki de yanıt verir;
“Benim için bir zevkti.”
O an köylünün gözü tilkinin parlak kürküne takılır, bu kürkü satarsa alacağı parayı düşünür, beklemeden elindeki taşı kafasına vurup tilkiyi öldürür. Torbanın içindeki kurdu ayağıyla dürterek konuşur;
“Haklıymışsın kurt, yapılan iyilikten daha çabuk unutulan bir şey yokmuş!”
---
■ Bunca vefasızlıktan sonra, bazılarının ederi kalmadı artık gönlümde. Kaç’a deseler hiç’e sayarım.
(Özdemir Asaf)