Admin

'Şeb'i Arus'a Adım Adım...

Admin

“Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok.

Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.”

(Hz. Mevlana)

***

■ Ey hakikat âlemini aydınlatan güneş, sizi Konya’ya davet ediyorum!

Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın, çağrı mektubu üzerine Mevlana Konya’ya geldi, ölünceye dek burada yaşadı, cenazesi buraya defnedildi. Böylece Hz. Mevlana, asırlar öncesinde Konyalı oldu. Buradan şuraya geliyoruz;

Hz. Mevlana Konyalı olduğuna göre,

Şeb’i Arus’un tapusu da Konya’dadır.

...

Konya ile özdeşleşen Mevlana Celaladdin Rumi’nin görüş, düşünce  ve üretimlerde yansıttığı iletiler hep insanlar ve insanlık içidir. Bu nedenle  O, evrensel bir değerdir, ülkemiz için onur kaynağıdır.  Gerçek böyle iken, Türkiye ve Konya Turizmi için önemli  potansiyel oluşturan Hz. Mevlana’dan    yeterince yararlanabiliyor muyuz? Bu sorunun yanıtı maalesef “hayır” olacaktır.

Kimi dış ülkelerin Üniversitelerinde “Mevlana Kürsüsü” kurulurken ve “Mevlana ders olarak” okutulurken, biz ne yapıyoruz? Sadece havanda su dövüyoruz.

Nerede, Mevlana Kürsüsü? Ne oldu, Mevlana’nın ders olarak okutulması?

Yıllar sonra Mevlana Enstitüsünün yaşama geçirilmesi  piyango amortisi oldu.

...

Elin oğulları bizden daha akıllı davranıyor bizden çok ünlü düşünüre sahip çıkıyor.  Önceki yıllarda  yer alan bir gazete haberini kıssadan hisse, olsun diye  yineliyoruz;

“İngiltere’de etkinlik gösteren “Dialog Society”, Bournemouth kentinde  semazen gösterisi düzenledi. Farklı kültürlere mensup insanlarını bütünleştirip bir araya getiren  Dialog Society, İngiltere’nin değişik bölgelerinde semazen gösterileri düzelendi.   Bournemouth İnternational Centre’da gerçekleşen sema gösterisinde farklı din ve kültürlerden oluşan yaklaşık 650 kişilik  izleyici topluluğuna  ilk olarak ney ziyafeti verildi. Ardından Konya’dan gelen sema ekibi tarafından Türk tasavvuf musikisi dinletisi sunuldu. Mevlana’nın  yaşamı  ve fikirlerini anlatan sinevizyon gösteriminin de yer aldığı programda, “İnfitar Sûresi”nden okunan ayetlerle, konuklara Kur’an-ı Kerim dinletildi.  İlahileri  Sema  Gösterisi izledi ve semazenlerin  sahneye çıkmasıyla birlikte salonu dolduran konuklar adeta büyülendi.”

...

Görüş ve düşünce değerlendirildiğinde

Hz Mevlana üretimleri manevi alemin ruhsal yansımasıdır. Yüzler eskiyip gidecek, kalıcı olan mana alemidir. Önemli olan  zarf değil,  mazruftur.  Öz anlatımıyla gerçek de budur;

“Bil ki  zahiri suret yok olur gider; fakat mana alemi ebedidir, kalır.”

Mevlana, Mesnevisinde  mana aleminin  değerini  dile getirir;

“Şekilde-surette kalırsan putperestsin; her şeyin dış yüzünü bırak, mânâya bak!”

...

Aradan onca yıl geçmesine karşın yapıtları tazeliğini korumakta, üstüne üstlük, kimileri uluslararası bağlamda  birer “değer yargısı” olarak  yaşatılmakta, hatta uygulanmaktadır.

Dil, din, ırk ayırımı yapmadan, insanları eşit ve  aynı sevecenlikle kucaklaması onun hümanistliğini ortaya koyarken söyledikleri

ve yazdıkları da hikmet- özdeyiş yüklüdür.

“ Her an, kendini görüp, gözet.”

Hz. Mevlana’nın bu özdeyişi post modern anlamda, özeleştirinin tanımıdır. Bundan güzel ve anlamlı bir sorgulama olabilir mi? Eleştirecek, tartışacak doğru ve güzeli bulacağız. Bu yol yaşadığımız süreçte  uygarlık ve demokrasinin aydınlık ışığıdır.

...

Hz. Mevlana Türk olmasına karşın, Farsça söyleyip yazması da sıkça gündeme getirilmekte ve eleştirilmektedir. Dil tercihini Farsça’dan yana koyması, söz konusu dilin o döneminde edebiyata daha yatkın durmasından kaynaklandığı kanısındayız;

“Aslen Türkest egerçi Hindu guyem.”

(

Farsça söylüyorsam da aslım Türk’tür.)

Görüş ve düşüncelerin yaşamasında ve sürekliliğinde  “dil”  önemli etkenlerden biridir. Evrensel değerdeki yapıtlarda dile karşı  tutucu olmanın anlam taşımayacağını  onlarca örnekle somut olarak kanıtlanmıştır.

Hz. Mevlana’nın dağıtıcı değil, birlik ve bütünlük eksenli dünya görüşü “dil “ konusuna yansımış,  ahenk ve renk olgusunu ön planda tutmuş, bu nitelik yapıtlarına da yansıtmıştır.

...

Irk, laik - anti laik, siyah-beyaz, zengin- fakir  güzel-çirkin,genç- yaşlı, kadın-erkek, din- dil ayırımı yapmadan insanı insan olduğu için seven, değer veren anlayışının hoşgörüsü de  Uluslararası ölçekte Mevlana’yı daha büyütüyor. Üstelik  O, kavgayı değil barışı, şiddeti değil uzlaşmayı, düşmanlığı değil kardeşliği, savaşı değil barışı yeğleyen düşünce sistemi içinde hep iyiyi güzeli aramış, iletilerini bu  temel üzerinde seslendirmiştir;

“Ben şu dünyada güzel huydan daha iyi bir haslet ve ehliyet görmedim.”

...

Sözün özü, Hz. Mevlana, güzeli- iyiyi arar, doğruluğu, merhameti, hoş görüyü ve cömert olmayı da renk renk, dize dize dile getirir;

“Şevkat ve merhamette, güneş gibi ol, başkalarının kusurunu örtmekte gece gibi ol, sahavet ve cömertlikte akarsu gibi ol, hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,  alçak gönüllülükte toprak gibi ol, hoş görülükte deniz gibi ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol!”

Hz. Mevlana’nın önemli bir başka yanı da devrimci ve yenici olmasıdır. O, dünlere takılıp kalmamış değil,  bugünlere dek gelmiş, dahası yarınlara da ışık tutmuştur.  Zamanın hoyratlığına karşın da yapıtları hiç  eskimemiş, tazeliğini sürekli güncelliğini korumuştur;

“Dünle beraber gitti, düne ait ne varsa. Bugün yeni şeyler söylemek gerek cancağızım!”

...

Hz. Mevlana’yı anmak ve algılamak için Yunus Emre’nin dile getirdiği gibi “ ete kemiğe bürünmek“ Tasavvuf Okyanuslarında  inci tanelerini bukup  yeryüzüne çıkarmak gerek. Görülür ki,  Hz. Mevlana’nın tasavvuf anlayışında hayali bilgi ve görüşler yer yoktur. Üretimlerinde bilim, irfan, eğitim, gerçek, aşk, mana,  cezbe,mutluluk  yaşama sevinci vardır.

■Üzülme! Dert etme can!

Görebiliyorsan,

Dokunabiliyorsan,

Nefes alabiliyorsan,

Yürüyebiliyorsan,

Ne mutlu sana!

Elinde olmayanları söyleme bana

Elinde olanlardan bahset can!

Üzülme!

(Hz. Mevlana)

...

“Divan ve Mesnevisinde,  varlık birliği inancının, kendi felsefesi moralinin izahını, halk dili ve psikolojisine göre uygunlukla, öyküler söyleyerek, örnekler vererek ve atasözlerini anarak anlattır. Yapıtlarında da "Kelile ve Dinme” ile sufilerden, halka dönük öykülerden Tevrat ve Kuran kıssalarından da söz açar,   iletileri satır ararlına sıkıştırır:

" Benim beytim beyit değil, iklimdir. Benim alay edişim, alay ediş değildir. Bir şey öğretmektir."

...

Ona göre, aydınlatma, doğru yolu gösterme olgun insanın hakkıdır. Tasavvuf yoluna girmek kendini unutmak değil, tersi kendine gelmek, kendini bulmaktır. Gerçeği arayanlar kendisinde bulur ve kendisinde görür;

■ Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.

...

■  “Üzülme!

Bir yandan korku bir yandan ümidin varsa iki kanatlı olursun. Tek kanatla uçulmaz zaten. Sopayla kilime vuranın gayesi kilimi dövmek değil, kilimin tozunu almaktır. Allah sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır. Niye kederlenirsin? Taş taşlıktan geçmedikçe parmaklara yüzük olmaz. Yüzüklüğü  dileyen taş, ezilmeyi yontulmayı göze almalıdır!”

Yazarın Diğer Yazıları