Admin

'Ormanımdan Bir Dalı KEsenin Başını Keserim.'

Admin

■ Kıyamet kopacağı zaman bile, elinizde bir fidan bulunursa, kopmadan dikebilecekseniz, hemen onu dikiniz.

(Hz. Muhammed)

■ Ormansız yurt vatan değildir. ■Yeşil görmeyen gözler, renk zevkinden yoksundur. Burasını öyle bir ağaçlandırın ki,kör bir insan dahi yeşillikler arasında olduğunu anlasın.

(K.Atatürk)

***

Mahallemizde

Senden başka ağaç olsaydı

Seni bu kadar sevmezdim.

Fakat eğer sen

Bizimle beraber

Kaydırak oynamasını bilseydin

Seni daha çok severdim.

Güzel ağacım!

Sen kuruduğun zaman

Biz de inşallah

Başka mahalleye taşınmış oluruz.

(Orhan Veli Kanık)

...

Ne zaman  yeşilden, ağaçtan ve ormandan söz açılsa Nazım Hikmet’in slogan olmuş muhteşem dizelerini anımsarım;

“Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın, yok edin insanın insana kulluğunu,bu dâvet bizim.

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür   Ve  bir orman gibi kardeşçesine,bu hasret bizim.”…

Orman ulusların önemli yaşam damarlarından  biri, en önlerde gelenidir.Bu bağlamda onların korunmasına, yeni ormanlar kazandırılmasına özen göstermeli ve çalışmalıyız. Oysa biz ne mi  yapıyoruz, sıkça “kıyıma”  başvuruyor, rantlara hazırlıyoruz.  hale getiriyoruz. kesip atıyor, hatta   fidanları bile baltalarla tanıştırıyoruz.Yıllar önce

ne ferman buyurmuştu Yüce Komutan Padişah Fatih Sultan Mehmet;

“ Ormanımdan bir dalı kesenin başını keserim. “

Ulu Hakan’ın öngörüsü  geçekleşirse orman

alanları kesik başlardan geçilmez hale gelir.

Atatürk, bir ağacın önünde durur selam verirmiş. Nedeni sorulunca  şöyle konuşurmuş;

■ O, yediğim meyvenin, sığındığım gölgenin, soluduğum havanın bir neferi. En az diğer neferler kadar onun da selama hakkı var!

Atatürk,  Ankara’da Orman Çiftliği’ne giden yolda bir iğde ağacının kesildiğini fark edince bu ağacı uzun süre aramış.  Bulamayınca  çok üzülmüş ağlamış, yaşlar mavi gözlerinden boncuk boncuk dökülmüş. Cephede başını öne

hiç eğmeyen Ulusal Kahramanımız konu “ağaç” olunca yufka yüreğine söz geçirememiş.

Ankara’yı, Yalova’yı, Florya’yı  Atatürk yeşillendirdi. İstanbul’daki büyük ağaçları gördükçe şöyle konuşurdu;

■ Bunlar güzel …yaprak ve dalların  ne kadar büyüdüğünü gördüğüm ağaçlarımı seviyorum!

Atatürk’ün doğayı, ağacı sevmesinin en belirgin örneklerinden birisi Atatürk Orman Çiftliğidir; 1925 yılında aylığından ödeyerek bugünkü yerini satın aldı. Geçmişte bu alan  ortasından demiryolu geçen bataklık, boş bir araziydi.Toprağa karşı  da  zafere ulaşacağını  kanıtlamak için çiftliği burada kurdu.  Ankaralılar için çiftlik bir dinlenme yeri haline geldi,  dikilen ağaçlar büyüdü gölgesinde insanlar dinlence çekildi sıkça

Ankara söz konusu olunca benim nedense yüreğimden marşı  dudağımdan dökülür;

Ankara, Ankara güzel Ankara,

Seni görmek ister her bahtı kara.

Senden yardım umar her düşen dara

Yetersin onlara güzel Ankara.

Burcuna göz diken dik başlar insin,

Türk gücü orada her zoru yensin,

Yoktan var edilmiş ilk şehir sensin,

Var olsun toprağın, taşın Ankara.

....

Atatürk, Ağaç için Yalova’da Köşk’ünü bile yürüttü; 21 Ağustos 1929'da Bursa'ya gitmek üzere İstanbul'dan Ertuğrul yatıyla yola çıktı. Yalova sahillerinden geçerken kıyıda muhteşem bir Çınar ağacı gördü  Karaya çıkarak Çınar ağacının yanına gitti, ağacı okşadı,  sevdi  ve gölgesinde dinlendi.. Çınar ağaçlarına hayrandı,  yakınında bir ev yapılmasını istedi;  kısa sürede bir ev yapıldı. Kaplıcalarıyla ünlü Yalova'ya geldiğinde o evde kalırdı;  1936’da Yalova’ya gelişinde Millet Çiftliğindeki köşkün yanındaki çınarın kimi dallarının Köşkün penceresine zarar vermesi nedeniyle kesileceğini öğrenen Atatürk itiraz etti, sorunu çözmek  için öneride bulundu;

■ Köşkü ağaçtan uzaklaştıralım!

Bunun için  İstanbul Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü görevlendirildi.  Binanın temelleri açıldı,  altına uzun  uğraşlardan sonra raylar döşendi. Bina Atatürk ve çalışma arkadaşlarının önünde, rayların üzerinde doğuya doğru 4 metre kaydırıldı, dallar böylece kesilmekten kurtarıldı   Yürüyen Köşk sonra Müzeye dönüştürüldü.

“Çankaya Köşkünün bahçesini yapıyordum. Atatürk, yaveri ve ben bahçede dolaşıyorduk. İhtiyar ve geniş bir ağaç Atanın geçeceği yolu kapatıyordu. Ağacın bir yanı dik  sırt, diğer yanı suyu çekilmiş  havuzdu. Ata, havuz tarafındaki kısma yaslanarak karşıya geçti. Derhal atıldım;

- Emrederseniz derhal keselim Paşam!

Bir an yüzüme baktı, sonra dedi ki;

- Yahu, sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki keseceksin?

(Bahçe mimarı Mevlüt Baysal’ın anıları)

Atatürk,  İngiliz diplomatla gezinirken birden şapkasını çıkardı ve ulu bir ağaca selam verdi. Diplomat  nedenini sorunca  şu  yanıtı aldı;

“O bizden yaşlı elbet selam vereceğiz!

Mustafa Kemal Atatürk'ün naşının bulunduğu gül ağacından ustaca yapılan tabutu 15 yıl sonra,

10 Kasım 1953'te Anıtkabir'e naklinden bir gün önce açıldı;  yüzü,  tahnit işleminin başarısından  dolayı ölümünden 15 yıl geçmiş olmasına karşın hasta yatağında  uyuyormuş gibi duruyordu.

...

Ağaç sevgiyi, şiir, roman, türkü, şarkılara da konu oluşturdu. Ağaç, Özeyişler de de var;

İyi ağaçtan talihli dal çıkar.

(Hz. Mevlana)

Meyvasız ağaca kimse taş atmaz/  Meyvalarla yüklü dal, başını yere kor.

(Sadi)

■  Ağaçlar, toğrağın göğe yazdığı şiirlerdir

.

( Halil Cibran)

Ağaçların çiçekleri, gözü, kuşlar, dilidir./

Kavak ağacını beğenen, seven az kişi gördüm, çünkü dosdoğrudur.

(Cenap Şehabettin)

...

Konu ağaç olunca, anılar beni eskilere, Tutup belindeki, balta ve keçilere meydan okuyan alıç ağacına alıp götürdü. Güncelliğini hiç zaman yitirmeyen görüşü bir kez daha yineliyorum;

Yalnız ağaç, yalnız değil.  Daha doğrusu 205 yaşını dolduran alıç ağacı, 45 yıldır yalnız değil. Konya-Ankara Karayolunda Tutup Beli mevkiindeki ağaçtan söz açıyorum.  Anadolu bozkır’ında yeşil özleminin yüreklere işlendiği geniş coğrafyada tek başına, kıtlığa, kuraklığa, balta - keçilere karşı yaşam savaşımı sürdüren alıç ağacı, Konya Turizm Derneği tarafından 1961 yılında keşfedildi. Her yıl onur plâketiyle ödüllendiriliyor; şeref madalyası niteliğindeki plaket sayısı da böylece 45’e ulaşmış bulunuyor.

...

Gönül ve Kültür adamı Feyzi Halıcı’ nın ince, şiirsi buluşlarından birini oluşturan yazılı, sesli ve görsel basına haber değerleriyle yansıyan tarihi Alıç Ağacı,   Konya’nın simgelerinden biri konumuna geldi.  Her yılyalnız ağaca madalyası takılırken, duygusal konuşmalar yapılır, sazlar çalar, halk ozanları şiir ve türküleriyle, çoşku rüzgârı estirir. Yalnız ağaç, çoşku dolu ilgiden dolayı sanki ayağa kalkar, yağmuru bekleyen Ovayı sevinç ve umut serinliğiyle gönendirir,

eller havada duaların da sıra sıra geçişi başlar.

Ormanda bile yaşasan ağacın değerini bil.

(Çin Atasözü)

Kuraklığın ve kıtlığın insanları tedirginliğe sürüklediği dönemde, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal’ı ziyarete giderken yolu Tutup belinde tek başına yaşayan ağaca rastlar, topladığı alıçları heybesine doldurup yoluna devam eder. Hacı Bektaşi Veli’nin mekânına ulaşır. Hizmetlileri bir Türkmen’in erinin geldiği  heybedeki alıçları armağan edeceğini iletilince Hacı Bektaşi der ki;

“Alıçların her tanesine bir nefes ve bir himmet vereceğim.”

Yunus Emre,   bunu kabul etmez yürür gider. Bir süre sonra Dergâha dönüp, Hacı Bektaş’ın  himmetlerini alacağını bildirince yanıt gelir;

“Artık olmaz. Zamanı geçti. O Türkmen eri Taptuk Emreye gitsin!”

Sakın sakın dalımızı,

Çocuklar çekip kırmayın.

Çakınızla gövdemizde

Derin yaralar açmayın.

(Halim Yağcıoğlu)

...

Efsaneye göre Antik Çağda yaşamış İlya’da ve Odysseia’ destanlarının derleyicisi Homeros, Ege kıyılarını gezerken yorulup bir zeytin ağacı gölgesine oturduğunda, ağaç hemen dile gelir;

“Herkese ait’im ve kimseye ait değilim. Sen gelmeden önce buradaydım, sen gittikten sonra da yine burada olacağım.”

Bunun anlamı yıllar sonra açıklığa kavuştu;

“ Zeytin ağaçları hep Yırca köyünde olacak, katliam yapanlar vicdan azabıyla kıvranacak.”

Bilindiği gibi, Yırca Köyünde zeytin ağaçları katliama uğramış, büyük yankı uyandırmıştı.

...

Ağacın dinsel açıdan da önemi büyüktür.

Araştırmalarım sırasında  Kuran-ı Kerim’de ağaca ilişkin 31 ayet geçtiğini saptadım kimileri;

■ Gökten suyu indiren O'dur. Onunla her çeşit bitkiyi elde ettik, o bitkiden bir yeşillik çıkardık, ondan da birbiri üzerine binmiş taneler; hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar, üzüm bağları, zeytin ve nar (bahçeleri) çıkarıyoruz. (Bunların) kimi birbirine benzer, kimi benzemez. Bunlar meyve verdikleri zaman meyvelerin olgunlaşmasına bakın! Bunlarda inanan bir toplum için ibretler vardır.

■ Görmedin mi? Allah nasıl bir misal verdi. Güzel bir söz, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir.

■ Kötü sözün durumu da, yerden koparılmış, kökü olmayan kötü bir ağaca benzer.

■ Tûr-ı Sinâ'da  yetişen bir ağaç da meydana getirdik ki, bu ağaç, hem yağ, hem de yiyenlerin ekmeğine katık edecekleri zeytini verir.

■ Size o yeşil ağaçtan ateş yapan O'dur. Şimdi siz ondan tutuşturmaktasınız!

Havalar güzel gidiyor

Sen de çiçek açtın erkenden

Küçük zerdali ağacım

Aklın ermeden

Zemheride bahar mı olur

Akşamları seyret anlarsın

Sakın erkenden çiçek açma

Küçük zerdali ağacım

(Cahit Külebi)

...

Yeşili bakışlarından çaldım pembe gündüzlerde

Geçip gecenin karşısına düşündüm

Bir resim yapacaktım sahi şu gözlerin

Saçlarından çıktım, gittim dağlara

Dünya taş devrini yaşıyordu kaygısız

Yeşil alevler yanıyordu sevgi ağaçlarında.

(A.Rıdvan Bülbül)

Yazarın Diğer Yazıları