'Meslek edin gönül almayı!'
Admin
Ey defalarca umrelere haclara gittiğini söyleyen, beş vakit namazlarını geçirmediğini anlata anlata bitiremeyen, gönül almak nedir bilir misin?
Gönül almayı kendine meslek edinmeyi hiç düşündün mü?
Ya da gönüllü olarak böyle bir görev üstlenmeyi!
Kabe’yi gördün, Kabe’yi, hem de defalarca, titremedi mi için?
Çok ağladım dediğin o anları, gelirken oralarda mı bırakıp geldin!
Hz. Peygamberin mübarek kabirleri başında da çok ağlamışsın, pişmanım diye yüksek sesle öyle bir ağladı ki, yüreklerimiz parçalandı diyor seni görenler!
Bende o pişmanlıklarından bir nişane neden yok diye kendine hiç sordun mu?
Kalbim yumuşadığı kadar yumuşadı, bu kadar yeter filan dediysen eğer, yandığın, aldandığın gündür!
Önemli olan o kalp yumuşamasını burada da devam ettirmek, ettirebilmekti.
Hacca gitmek, umreye gitmek, Konya'dan çıkıp İstanbul'a, Ankara'ya gitmeye benzemiyor.
İstanbul başka, Ankara başka, Medine başka, Mekke başka!
Bir çok insana hakkını helal et demeden, habersizce ve sessizce gitmişsin o yola!
Yol bu!
Gidersin, dönemezsin!
Gidersin, gelemezsin!
Gelirsin, hiç gitmemişe dönersin!
Dönmesine döndün de, gitmeden önceki halin aynı hal. Yine surat-savat bir karış, yine selamsız-sabahsız geçip gidersin insanların arasından.
Sokaklar, caddeler, tanıdığın-tanımadığın insanlar ayna gibidir insan ruhuna...
Bakarsan için açılır, kafan dağılır!
Hoş etmek lazım gönülleri, birde gönülden çıkarmamak!
Gülümsedin mi hiç çocuklara, insanlara?
Yoldan geçerken, selam verdin mi istisnasız herkese?
Hayırlı işler, kolay gelsin dedin mi önünden geçtiğin esnaflara?
Bir tatlı söz çıktı mı ağzından, muhatabının hüznünü, efkarını dağıtan?
Bunları söyleyebilseydin ne eksilecekti, kişiliğinden, sıfatından, zatından?
Taş gibi, duvar gibi, mermer gibi, hissiz ve ruhsuz, olmayı nasıl başarabiliyorsun?
Sen bu tutum ve davranışlarına, benim kendime göre kurallarım var diyorsan!
Ne diyelim, Allah tez günde, kalbini yumuşatsın, ağladığın, yalvardığın, yakardığın o anlara geri döndürsün inşallah!
*****
Atalarımız yarım elma, gönül alma demişler oysa... Gönül almak ayrı bir nezakettir, inceliktir. İnsanın kalbinin ezilmesi, yüreğinin yanmasıdır.
Gönül alamamak, kul hakkıyla gitmek gibi bir şey. Kırdığınız, incittiğiniz kim varsa sizin ve onun sağlığında konuşabilmek, helalleşebilmek bir erdemdir anlayana!
Gönül almayı adeta kendine meslek edinmiş insanlar vardır. Onların ağzından kem söz çıkmaz, küfür etmezler, suizanda bulunmazlar, yüzlerinden gülümsemeleri ve tebessümleri eksik olmaz, herkes kendiliğinde sevgi ve saygı gösterir bu insanlara. Gönüllerimizde yer etmişler, taht kurmuşlar, hatırlanan ve unutulmayan olmuşlardır.
Gönül almak, gönül almayı bilmeyen için handikaptır.
İçi almaz, gururuna yediremez, ben kimim, o kim diye içinde yükselen sesler sen haklısın vurgusunu hiç kesmeden tekrar eder durur!
Gönül alamayanlar teşekkür etmesini, sağolasın demesini bilmeyenlerdir.
Eline sağlık, zahmet etmişsiniz, zahmet çekmişsiniz dahi demekte zorlanırlar.
Bu türden sözler gönül almaktır dense de, onlar için zayıflıktır, zafiyettir, taviz vermektir.
Küçük bir çocuğun başını okşamak, yavru bir kediyi kucağınıza almak çok mu zordur?
Gönül alamayanlar, sevgisiz insanlardır, dünya onların etrafında dönüyor gibi anlamsız, tutarsız, kendilerini aldatmaktan başka hiç bir şeye yaramayan duygulara ve düşüncelere sahiptirler.
Hatalı olduklarında, kırıcı davrandıklarında, özür dilerim, kusura bakma, beni bağışla gibi ifadeleri kullanırken ecel terleri dökmeleri, bir türlü yumuşamayan kalplere sahip olduklarını gösterir.
Hz. Mevlana, gönül alma konusunda bakın ne kadar güzel bir söz söylemiş, " İstiyorsan Hakk'a varmayı, meslek edin gönül almayı... Bırak saraylarda mermer olmayı, toprak ol bağrında güller yetişsin."