'KORKMA, SÖNMEZ BU ŞAFAKLARDA YÜZEN AL SANCAK'
Admin
“Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.”
(Mehmet Akif)
***
Sayfaları çeviriyor, 12 Mart 1921’e gidiyoruz. Tarihi güne İstiklal Marşımızın TBMM’de onay gördüğü 95. yıl öncesine...
İstiklal Marşımızın sözlerini yazan Mehmet Akif, Edebiyatımıza damgasını vuran soluklu büyük şair ve bir bakıma da Kurtuluş Savaşı kahramanlarındandır. Birinci Dünya Savaşında İstanbul’un işgali üzerine Ankara'ya kaçtı ve Ulusal Mücadele'ye katıldı, güç koşullarda yürütülen Kurtuluş Savaşına katkıda bulundu. Cumhuriyet ilanı sonrası yanlış anlaşılmasına üzülerek Mısır'a gitti ve 11 yıl kaldıktan sonra siroza yakalanıp yeniden İstanbul'a döndü; Cumhuriyet yönetimince saygıyla karşılandı.
---
“
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.”
(Mehmet Akif)
---
Mehmet Akif, 1873’de İstanbul'da doğdu; 27 Aralık 1936'da aynı kentte öldü. Bir Medrese hocası olan babası doğumuna ebced hesabıyla tarih düşerek ona "Rağıyf" adını verdi, sözcük anlaşılmadığı için çevresi onu hep "Âkif" diye çağırdı, böylece ulusal şair Mehmet Akif’in onay gördüğü künyesi biçimlenmiş oldu.
Babası Arnavutluk Şuşise köyünden, annesi ise aslen Buhara’ lıdır. İlköğrenimine Fatih'te Emir Buhari mahalle mektebinde başladı. Maarif Nezareti'ne bağlı İptidaiyi ve Fatih Merkez Rüştiyesi'ni bitirdi. İslami bilgiler ve Arapça alanında babası yetiştirdi. Rüştiye'de "hürriyetçi" öğretmenlerinden etkilendi. Fatih camiinde, İran edebiyatının klasik yapıtlarını okutan Esad Dede'nin derslerini izledi. Türkçe, Arapça, Farsça ve Fransızca bilgisiyle dikkati çekti. Mülkiye'nin idadisinde (lise) bölümünde okurken şiirle uğraştı. Edebiyat hocası İsmail Safa'nın izinden giderek yazdığı mesneviler şair Hersekli Arif Hikmet tarafından övgüyle karşıladı. Babasının ölümü, evlerinin yanması üzerine yüksek okul seçmek zorunda kaldı.
Baytar Mektebine girdi, birincilikle bitirdi.
---
“Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir belki yarın belki yarından da yakın.”
(Mehmet Akif)
---
Garp Cephesi Komutanı Albay İsmet, (İnönü) Milli Eğitim Bakanlığı'na ulusal marş yazılıp bestelenmesini önerdi. Açılan yarışmaya 724 şairin eseri katıldı, ancak hiçbirinin Kurtuluş Savaşının heyecanını yansıtmadığı sonucuna varıldı. Bunun üzerine Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver, milletvekili olan Mehmet Akif'ten yarışmaya katılmasını istedi, ancak o günkü parayla 500 lira ödüllü yarışmaya kıssadan hisse yanıt verdi;
“
Milli duygular parayla ifade edilmez”
---
“Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.”
(Mehmet Akif)
---
Mehmet Akif, para ödüllü marşı, anlayışıyla çeliştiği için kabul etmedi. Hamdullah Suphi, Mehmet Akif'i yarışmayı kazandığı takdirde kendisine ücret ödenmeyeceği konusunda ikna etti. Bunun üzerine “Kahraman Orduya” adadığı "Korkma, sönmez" diye başlayan ve Meclisin alkışlarla kabul ettiği marşı yazdı; Osman Zeki Üngör besteledi. Akif'e beste ve güfte arasında uygunluk sorunları olduğunu bu nedenle de bir başka marş yazılması gerektiği bildirilince dillere destan tarihi yanıtını verdi;
"İstiklal Marşı bir daha yazılamaz. Onu kimse yazamaz. Ben de bir daha yazamam. Yazmak için, o günleri görmek, yaşamak gerekir. Marş o günlerin koşullarında yazılmıştı. Allah bu millete bir
daha İstiklal Marşı yazdırtmasın."
---
“
Ruhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki , şehadetleri dinin temeli,
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!”
(Mehmet Akif)
---
Mehmet Akif'in devrimleri inançlarına aykırı gördüğü, şapka giymemek için Mısır'a gittiğini öne sürüldü. Oysa Akif’in devrimlere karşı bir tutumu olmadığı ortaya çıktı; şapka konusunda da ortaya atılan iddiaların gerçeği yansıtmadığı anlaşıldı. Nitekim hastalanan Mehmet Akif, Mısır'dan İstanbul'a dönüşünde vapurdan inerken başında şapkası da vardı.
---
“
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!
”
(Mehmet Akif)