'KALP DENİZ, DİL KIYIDIR!'
Admin
Kalplerimizin sınırlarının nerede başlayıp, nerede bittiğini bilenlerden değiliz. Bizleri yaratan, her birimize uçsuz bucaksız okyanuslar gibi kalpler bahşetmiş.
Kalbine danışana,
Kalbine sorana,
Kalbine uyana,
Kalbinin söylediğine kulak verene,
Dil sözcü olmuş, aracı olmuş, kalbin hislerine tercüman olmuş.
Kalbin içini dökmesine vesile olmuş!
Hele birde kalp ve dil birbiriyle uyuştuğunda, anlaştığında, taş kalpli muhatapların o taş kalpleri mum misali erimiş, yumuşamış!
Kalplerimiz isterse hoşgörüsüne derman yetmez. İstemezse, hoşgörüsüzlüğün daniskası olurda, bir adım ileriye gitmez.
Bazen hırçın dalgalı, bazen sütliman olan bu denize, sözcü ol denmiş dile.
Kalp yerine göre, nice kale surlarından çok daha fazla dirençlidir. Top mermisi o surda gedik açamaz. Kendi istemedikçe fethedilemez.
Böyle olan kalp, zannedilenin aksine de oldukça kırılgandır!
Kolay kırılmaz amma, kırıldıktan sonra, geri dönüşü aralara mesafe konulan bir dönüş olur ki, o eski haliyle arasında uçurumlar olduğunu, muhatabı hiçbir zaman anlayamaz!
Kalp sırlıdır, birçok şeyi dışarıya vurmaktan imtina eder.
Kalbin sırlarına aynen itaat eden dil için, “ketum” ifadesi kullanılır. Bu türden insanlar için paylaşılan bir sır, söyleme denildiyse, onunla birlikte mezara kadar gider.
Lakin kalp var, kalp var denilmiştir.
Ağzında bakla ıslanmayanlar, duyduğunu birileriyle paylaşmazsa çatlayacak olanlar, bir de halk arasında delisi dışında diye tabir edilenler için durum oldukça farklıdır.
Onlar için kalp, yük kaldırmak ve sır saklamak için değildir.
Böyle insanlar, kimseler duymasın, bilmesin dense dahi anında, çabuk duyulacak ve yayılacak mekanlarda herkesin içinde bildiklerini allayıp-pullayıp anlatır, geçerler.
Kırılan kırılmış, yarılan yarılmış, küsen küsmüş, giden gitmiş umurlarında dahi değildir!
Bu işten duydukları haz bambaşkadır. Yanına eklemeler yaparak anlattıkları duyumlar, birde yüzlerce beğeni ve yorum aldıysa değmeyin keyiflerine…
KALP DENEN O DENİZ
Kalp denen o denizin;
O deryanın,
O ummanın içinde,
Sevinçler ve kederler,
Ümitler ve aşklar,
Dile getirilemeyen sırlar,
Zamanını bekleyen konular,
Çiçek açan gül bahçeleri,
Çorak ve çölleşmiş alanlar,
Pınarlar, çağlayan ırmaklar,
Küslükler, kırılmışlıklar, incinmişlikler,
Gururlar, kibirler, egolar,
Yalnızlıklar, çaresizlikler,
Kıskançlıklar, pişmanlıklar,
Geri dönüşler, elvedalar,
Yan yana ve bir arada bulunurlar.
Kalp denen denizin dalgaları kıyıya nasıl vurursa,
Denizin maksadı,
Ne anlatmak istediği,
Niyeti ve vermek istediği mesaj ortaya çıkar.
DİL DENEN O KIYI
Dil denen o kıyı bazen çok merhametli, bazen de çok insafsızdır.
Diline geldiği gibi söyledi geçti derler ya…
Kalpten gelene, kayıtsız kalmak dilin elinde değildir. Kalbin mesajı neyse, olduğu gibi, tek bir harfi atlamadan bir şekilde söyler geçer dil.
Söylerde nasıl söyler?
Bazen taşa söyler gibi,
Bazen nezaketli bir üslupla,
Bazen bir serenat olarak,
Bazen her satırı kalbe işleyen bir şiir olarak,
Eski zamanlarda süslü zarfların içinde özene-bezene yazılarak gönderilen zarif bir mektup olarak,
Bazen içli, manalı ve anlamlı bir şarkı olarak,
Bazen deli-dolu, halimden anlarsan, ancak sen anlarsın babında ve tadında bir türkü olarak….
Sahile vuran dalgalar bazı zaman tsunami olur, bu tsunamiden nasibini almayan kalmaz, bazen dalgaların sesi hoş bir melodi gibi gelir insana huzura açılan kapılar gibi olur.
Kalbinizden geçen dökülüverir dilinizden, bazen zehir-zemberek, bazen insanın içini ısıtan sıcacık kelimeler ve cümleler olarak.
Hz. Mevlana diyor ki, “Kalp deniz, dil kıyıdır. Denizde ne varsa kıyıya o vurur.”