'İNSANIN GÜZELLİĞİ KALBİNDEN GELİR!'
Admin
Güzel insan olmak, güzel insan diye vasıflandırılmak ve öyle anılmak, fiziki güzellikle alakalı bir konu değildir.
Güzel insanın huyu güzeldir.
Ruhu güzeldir.
Onun yanında rahatlarsınız, huzur kaplar içinizi.
Derdiniz kederiniz sona erer.
Şefkat ve merhameti bambaşkadır.
Bütün canlılara karşı sevgi doludur.
Kalbinin güzelliği yüzüne aksetmiştir.
Art niyet taşımaz.
Yalan söylemez!
Onda gurur ve kibrin emaresini göremezsiniz.
Kimse hakkında suizanda bulunmaz, dedikodu yapmaz, insanları çekiştirmez!
Her ne olursa olsun, sesini yükseltmez, ses tonu muhatabını teskin eder, tansiyonu düşürür.
Güzel insan, kötülük kapılarını kapayıp, iyilik kapılarını ardına kadar açandır.
Güzel insan iyilikten başka bir şey düşünmeyen hali, kalbinden gelir.
Güzel insan, onu yaratanın lütuf ve ihsanıyla hırslarını, arzularını, kıskançlıklarını, gurur ve kibri, fitneyi, haset ve fesatlığı kalbinin değil en derinlerine gömmek, söküp atmıştır.
Güzel insanda, ruh güzelliğinden başka bir şey bulamazsınız.
Kalp temizliği denen o güzel hal, güzel insanlara Rabbimizden bir nişanedir.
*****
Güzel insanlara olan saygımızı, sevgimizi, güzele, güzelliğe, güzel sözlere, güzel düşünenlere, güzel konuşanlara hayran olduğumuzu anlatmaktan kendimizi alamasak bile, güzel insanları sevmek gibi, onlarla dostluk kurmak gibi, onların dostluğuna mazhar olmak gibi, bir yolu kendimize yol edinmeyişimiz düşündürücüdür.
Nedendir bilinmez!
Güzel insanları kendine dost edinenlerin dışında, güzel insanları sevmek yerine, sever görünmek gibi bir yol izlemekten vazgeçemeyiz.
Başımız sıkışmadıkça,
Aklımız karışmadıkça,
Hayatımız çıkmaz sokaklara dönüşmedikçe,
Güzel insanların öğütlerine, uyarıcı sözlerine ihtiyacımız yoktur!
Güzel davranışlar sergileyen, olması gerekenleri söyleyen, insanları güzele ve güzelliklere davet edenlerle aramız neden iyi değil?
Dilimiz sevdiğini söylese de, kalbimiz bu insanları neden sevemiyor?
Güzel konuşanları sevdiğimizi biz söylemiyor muyuz?
Yere göğe sığdıramadıklarımız onlar değil mi?
O halde…
Bu temiz kalpli insanları dinlememek için neden mazeretler üretiyoruz?
Onları duymamak için, kapattığımız kulaklarımız kendin de mi?
Neden böyle yollara başvuruyoruz?
*****
Kötü düşünenleri, kötü düşüncelerini her fırsatta dile getirenleri,
Yakası açılmadık, gün yüzü görmedik küfürleri edepsizce uluorta söyleyen, densiz, terbiyesiz, haddini bilmez küfürbazları,
Yalanları doğru gibi söylemeyi sanat haline getiren yalancıları,
Aynalara bakmasını unutan, egolarının esiri olan, insanlara tepeden bakanları,
Zorla güzellik olmayacağını bile –bile, insanlara eziyet eden, kan kusturan zorbaları,
Kimsenin hazzetmediği, yağmurdan nem kapan, olay çıkaran, bela arayan kabadayıları,
Kendini bir şey sanıp, huzuru bozmak için, nara atan serserileri,
Neden sevdiğimizi,
Neden onlara karşı gizli-açık hayranlık beslediğimizi itiraf etmekte zorlanırız.
Güzel insanların sayılarının artmasının barış getireceğini,
Dünyamızın sakinleşeceğini,
Gözyaşlarının dineceğini,
Kan ve ateşin duracağını,
İnsanların birbirini sevebileceğini,
Kol kola girebileceğini,
Bir ve beraber olabileceğini bildiğimiz halde,
Bilmezden gelmemiz düşündürücü değil mi?
Bitkilere, çiçeklere bir bakın. Hangi çiçeği çok seviyorsunuz, diye bir soru sorsak, kimimiz gülden, kimimiz laleden, kimimiz menekşeden, kimimiz papatyadan, kimimiz leylaktan, kimimiz nergisten dem vuracak!
Bizi o çiçeklere bağlayan nedir diye hiç düşündük mü?
Bir çiçek, bir bitki bizi derinden etkilemişse, bilin ki, o çiçeğin ya da bitkinin güzelliği tohumunun iyiliğindendir.
Tohum iyiyse, onun aslı da, nesli de, ruhu da güzeldir.
İnsanın kalbi güzelse, temizse, o insanın aslı da, nesli de, ruhu da güzeldir. Güzelliğin olduğu yere, çirkinlikler ve kötülükler yaklaşamaz.
Hz. Mevlana diyor ki, “ Bitkinin güzelliği, tohumun iyiliğinden, insanın güzelliği ise kalbinden gelir.”