'Hiçbir mal, hiç bir can sizin değil!'
Admin
Bölüşmeyi ve paylaşmayı bilmeyen, her geçen gün elini güçlendirme adına, Hz. Musa döneminin Karun'u misali hırsa bürünen insanlar, emellerini sonsuza kadar yaşatma iddiasında bulunmaya devam ediyorlar!
Canlar bize emanet, farkında değiliz, mallar mülkler bize emanet, asıl sahibi gibi davranıyoruz!
“Mal sahibi, mülk sahibi / Hani bunun ilk sahibi / Malda yalan, mülk de yalan / Var biraz da sen oyalan” diyen Yunus Emre’de açmıyor hiç kimsenin gözlerini…
Dünya denilen girdap, ağır döndüğünden o girdabın içine doğru çekildiğimizin farkına varamıyoruz.
Vurmamız, kırmamız, dökmemiz, savaşlarımız, ihtiraslarımız, ölümüne mücadele etmelerimizin bizi girdaplara sürüklediğini göremememiz ne kadar acı…
Sonunda ölümün olduğu, gidenin gittiği yerden bir daha dönememesi, gittiği yer hakkında bilgi verememesi bile kimseyi kendine getirmiyor.
Gel denilenler, neden diyemeden, niçin diyemeden, ansızın, bu dünyada neyi var, neyi yok, cümle sevdiklerini, yakın olduklarını, derin bağlarla bağlandıklarını, hülasa neyi var, neyi yok her şeyini olduğu gibi bırakarak, çağrılan yere gidiyor.
Bu gidişler ne yazık ki, ne bizleri ürpertiyor, ne de kendimize getiriyor!
Kefenin cebi yok edebiyatı yapanların büyük bir kısmı, kefenin cebi varmışçasına bir mücadelenin içerisinde olduklarını görmüyorlar!
Ayrılık vakti gelip çattığında, mal canın yongası olsa ne olacak? Vermem diye direttiğiniz, zorla gasp ettiğiniz, hakkını teslim etmediğiniz her ne varsa sessiz sedasız avuçlarınızın arasından kayıp gittiğini gördüğünüzde sanki mani mi olacaksınız?
Kudret sahibi olarak bilinenler, görülenler, onların yanında saf tutanlar, akıl verenler, destek olanlar…
Aman ha! Sakın ha... Yapmayın, etmeyin, böyle davranmak acizlik sayılır, diye kudret ve güç sahiplerinin önüne geçenler!
Dünya malı dünya da kalır, bilmez misiniz?
Üç günlük beylik beyliktir diyenlerin üç gün beylikten sonra geriye kalan hayatları kendilerine zehir olduysa, zehir olacaksa, değer mi?
Dünyamız nice Nemrutlar, nice Firavunlar gördü, milyonlarca insanı sürükledikleri savaşlarda katleden, coğrafyaları kan gölüne çeviren caniler gördü.
Egosuna yenik düşen, kendini ilahlaştıran insanlar gördü.
Kendini ilah sananları destekleyen, övmenin en uç noktalarında, en üst boyutlarında dolaşarak, övdükleri yanında oldukça önemli imtiyazlar edinen insanlar ve topluluklarda, yoldan bir anda nasıl alındıklarını bilemediler!
Bugün her biri toprak altındalar...
Delicesine para, mal ve mülk biriktirenler de, bir hayli çoktular...
Bugün arkalarından rahmet okunmadığı için, hiç birinin adı ve sanı meydanlarda yok!
Birde cömertler vardı...
Onları en ihtiyaç duydukları anlarda, yanlarında, yanı başlarında görürdü insanlar. Allah razı olsun Hızır gibi yetişti, erişti derlerdi.
O cömert insanların, adını bilmezlerdi yardımına koşulanlar. Onların şanla, şöhretle, reklamla, adını duyurmakla işleri olmazdı, olmadı da zaten.
Nice sonra, derlerdi ki, geçenlerde sizin kapınıza şunları şunları getiren falanca kişiydi...
Adları yüzyıllardır, "Allah onlardan razı olsun" denilerek anılan insanlar oldular her biri.
Hırs sahipleri, güç ve kudreti elinde bulundurarak unutulmaz olacağına, sonsuza kadar yad edileceğine inandırılanların birçoğu, bu dünyadan ayrılmadan, insanların nefretini, bedduasını, ilencini alarak bu dünyadan ayrılıp gittiler.
İnsanların güce ve kudrete olan hayranlıkları, güce tabi olma istekleri, gücün ve kudretin yanında bulunmayı arzulamaları insanlık tarihinin hemen her döneminde hiç eksilmedi.
Doğruları ve gerçekleri hiç kabullenemedi insanlık... İşine gelmedi, gurur ve kibri engel oldu, mutlaka bir gerekçe ve mazeret icat edildi bu kabullenmemelere!
Güç ve kudretin kendilerini yerden yere vurmasına, tepe-tepe kullanmasına bile, vardır bir bildiği, ondan böyle davranıyor diye karşılayan anlayışlar, laf taşımalar, yaranmalar, göze girme gibi teşebbüsler hız kesmedi.
Ne zaman ki, güç ve kudret sahibinin asıl niyeti ortaya çıktı, insanlar o zulüm sahiplerinden, o gaddar ve acımasızlardan, o zalimlerden, yanardağ ateşlerinden kaçar gibi kaçtılar.
Bir süre sonra, yine aynı yanılgılara ve yanlışlara düşmekten de kendilerini alamadılar!
Hz. Mevlana, “ Hiçbir mal sizin değil, neyi bölüşemiyorsunuz? Hiçbir can sizin değil, niye dövüşüyorsunuz?” dese de, yüzyıllar öncesinden insanlık alemini uyarsa da, ne ders almaya niyetimiz var, nede doğruları ve gerçekleri görmeye niyetimiz.
Doğru söyleyenleri dokuz köyden kovmamızda hep bu yüzden!