Admin

'HERKESİN KARAKTERİNİ ÖLÇTÜĞÜ BİR MAĞAZA OLURDU!'

Admin

Bugün bir esnaf ağabeyin hatıralarını sizlerle paylaşayım. Konya’nın eski manifaturacılarından 1935 İçeri Çumra doğumlu Osman Özdemir Ağabey’den 9-10 yıl önce dinlediklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

MANİFATURACI OSMAN ÖZDEMİR AĞABEY ANLATIYOR

Ya 1950, yada 1951 Konya’ya göçtük. Ondan önce babam Konya’da Halis diye manifaturacı birisiyle ortaktı. Konya’ya geldiğimizde ortakçılıktan ayrıldı.

Kendimiz gelsek de, köyle olan irtibatımızı kesmemiştik.

O zamanlar taksiyi kamyonu nereden bulacaksın? Köye at arabasıyla gider, at arabasıyla dönerdik.

Askere gittim, geldim. Babam Aziziye Camiinin orada bir dükkan almış. Orada esnaflığa başlayalım dedi. Ben de olur dedim. Eski garajın orada otururduk.  Orada esnaflık yapmaya başladım.

Konya eskiden çok daha iyiydi. Çok göç aldı.

Biz Sarıyakup’tayken elektrik trafosunun orada yol ikiye ayrılırdı. Biri Mengeneye, biri Sarı Yakup’a giderdi caddenin.

Caddeye biri gelse yabancı olup olmadığını bilirdik.

Sakallıoğulları komşumuzdu. Ali Ağa, Çayırlı Ali Ağa komşumuzdu, Benzinci Kamil Ağa komşumuzdu, Kebapçı Gazyağcı komşumuzdu. Kaplanlar camimizin imamıydı. Herkes herkesi bilirdi

Manifaturacılık için ağır bir meslek dediler. Kelli-felli bir meslek dediler. Uzun boylu bir tezgahtarlığım olmadı.

Mustafa Meram diye bir arkadaşım vardı. 3-4 kere onunla beraber İstanbul’a gittim. Mal almayı öğrendim.  O zamanlar ticaret Musevilerin ve Ermenilerin elindeydi. Onlardan alışveriş yapardık Bahariyenin sahipleri Topbaşlar’danda kumaş  aldık.

O yıllarda trikotaj-mirikotaj yok. Birkaç marka vardı. Neyir ve Karaca gibi markalar İstanbul’a hitap ederdi. Sonra sonra Konya’ya girdi.

Eski dükkanda 12-13 sene kaldık Eski garaj kalktıktan sonra orada esnaf-mesnaf kalmadı.  Buraya yani Saray çarşısına geleli, 28-30 sene oluyor.

O zamanlar müşteri bugünkü gibi değildi.  Diyelim ki, cebinde yirmi lirası var, on lirasını çıkarıp verirdi. Harman da ödenmek üzere satardık, istisnasız yüzde 85 müşteri borcunu öderdi. O yıların müşterileri gururluydu. Kendine halel getirmezdi.

Daha olgun, daha hakkına rıza insandı. Esnafa  inanırdı, güvenirdi.  Esnaf, tüccar insansa, müşterisini aldatmayı aklından bile geçirmezdi. Tüccarda böyleydi, müşteride böyleydi.

Çünkü herkes her mağazaya gidip, alışveriş yapmazdı. Herkesin karakterini ölçtüğü bir mağaza olurdu.

Pancar çıktı, pancar parasını alınca ödemek üzere de satmaya başladık.

Çok müşterinin arasına girdim. Çok müşterimizin düğün pazarlıklarının bozulmamasını önledik.

Mesela gelin buraya gelir, beş takım elbise isterim derdi. Kaynana ve görümceler 4 takım alacaksın derlerdi. Gelin orda bozulurdu. Tezgahtarlar, Abi bir dakika falan der, araya girerlerdi. Bizde kendimizden bir takım elbise verir, bu elbise de,  mağazamızın hediyesi derdik. Onu yazmazdık. Yazmadığımız çok oldu. O adetimiz halen devam eder.

KONFEKSİYON ÇIKTI, TERZİLER MESLEĞİ BIRAKTI

Müşterilerimiz ovadan gelirdi. Hanımlara top top şalvarlık satardık. Alır-giderlerdi. Köylerde kendileri dikerdi. Pekte pahalı değildi.

Hereke derlerdi. Hereke’den gelirdi. Hereke’yi, çok garibanlar değil, biraz orta halliler alırdı.

Konya’daki müşteriler için pazen vardı, basma vardı. Yünlü vardı. Moru, yeşili, mavisi vardı.

Her düğün için ondan bir tane verirdik. Ona Medyana yünlü derlerdi. Birde Avrupa kadifesi vardı. Konya’da onu giyerlerdi.

Yavaş yavaş tekstil inkişaf etmeye başladı. Bursa hareketlendi. Bursa’dan empirme getirdik. Bu halen devam ediyor.

O zamanlar kumaş satıyorduk. 2-3 terzimiz vardı. Takım elbiselik satardık. Elbiselik alanı terzin var mı diye sorardık.

Sorardık Ali ağa, Veli ağa terzin var mı? Terzim yok derse, terzi tavsiye ederdik. Elbisesini diktirmesine yardımcı oldurduk.

Konfeksiyon çıktığında, birçok terzi, mesleği bıraktı.

Terziler içinde en meşhuru İhsan amcaydı. İhsan Aslantalay.  Hem benim hem babamın elbisesini dikerdi.

Askeri-sivil terziydi. Tabelasında öyle yazardı. Meram’lıydı. Sonradan İhsan amcanın kalfaları türedi.

Tat usta vardı, Sabri. Sonra iyi terzilerden Mustafa Usta vardı. Pantoloncu Süleyman Taşpınar, tek pantoloncuydu, tek pantolon dikerdi. Gömlekçi Faruk, iyi terzilerdendi.

Hangisinin eli boşsa, tenhaysa, müşteriyi ona gönderirdik. Seri olmaları lazımdı. Faal olmaları lazımdı. Saat bire kadar dikecekler, vereceklerdi.

Pantolon diktiren azdı. Adam yeni bir pantolon diktirmiş, diktirdiği pantolonu ya Cuma günleri camiye gelirken, yada bayramlarda giyinirdi. Kıra, dağa, bayıra, evdeki, eski pantolonlarla giderlerdi

BURUNLU MAGIRUSLARLA İSTANBUL’A GİDERDİK

Konya’nın bir ticareti var. Konya’nın ticareti durmaz. Bugün on lira alırsın yarın 20 lira. Son 20-25 seneye kadar ne çek bilirdik, ne senet bilirdik ne de banka bilirdik. Hiçbir bankada hesabımız yoktu.

Esnafında yüzde doksanının hesabı yoktu. İstanbul’a kim gidecek? Göndereceğimiz emanetleri ona verir gönderirdik.

O zamanlar burunlu Magıruslar çıktı. 16-17 saatte İstanbul’a gidiliyordu.

Canımız çıkardı.

Sabah çıkar, gece birde ikide varırdık İstanbul’a.

Trende öyle giderdi.

Cumartesi akşamı bineceksin, Pazar öğleden sonu Haydarpaşa’da ineceksin, karşıya geçeceksin filan…

Uçak seferleri seyrekti. Pahalı diye binmezdik, binemezdik.

İnsanlarda huzur vardı. Karşılıklı güven ve itimat vardı. Bilirlerdi ki, bizim Konya’da paramız kalmaz, borcu olan ya getirir ya birisiyle gönderir. On gün sonra olur, yirmi gün sonra olur, ama gelirdi.

Borç bilmezdik, bu kadar da hırslı değildik. Şöyle olsun, böyle olsun diye. Ama, Allah hayırlısını versin, Konya’da hırs arttı.

O günün ticareti, o günün görgüsü, o günün insanı bambaşkaydı. Hakikaten bambaşkaydı.

*****

Sevgili okurlar!

Konya, Osman Özdemir Ağabey gibi, gani gönüllü, hoşgörü sahibi, halden anlayan, yol yordam bilen, insan sarrafı esnaflara sahip.

Yarım asrı aşan tecrübesinden sizlere aktarmaya çalıştığım hatıraları dilerim hepimize örnek olur, yol gösterir.

Yazarın Diğer Yazıları