'Dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir'
Admin
■ Erkeğin kendindeki güzelliği görmek için bakabileceği yegâne ayna kadındır.
(Hz. Muhammed)
■ Şuna inanmak lâzımdır ki, dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir.
(Mustafa Kemal Atatürk)
***
Ülkemizde Sıkça tartışılan bir konudur;
Kadının adı var mı , yok mu?
Bu soruya “artık var “ demek de doğru, “var ama yeterli değil “ demekte...
Konuyu eğitim bağlamında yaklaşırsak gerçek şudur; Daha yapılacak çok şey var..
Kadınların tüm meslek grubunda görülmesi sevindiricidir. Onlar, Siyasette, Yönetimde ordu’da, poliste, eğitim öğretimde, hukukta, sağlıkta, mühendislikte, medyada, tüm kamu görevi alanlarında, var’lar, sayıları giderek artıyor. Fikir, düşün, sanat ve edebiyat dünyasında başarılı kadın imzaları görerek ne çok seviniyoruz. Kol gücüne dayalı mesleklerde de kadın fotoğraflarını görmekten mutlu oluyor. Kadınlar kanyon taksi, vb. şoförlüğü yapıyor, motosiklete, bisiklete binebiliyor. Bakkallık, kasaplık, yapan, kol gücü isteyen sanayi atölyelerinde
İş başında yapan kadın syısının çoğalması kadın-erkek eşitliğinin umut ışıkları olarak nitelendiriyoruz. Çanakkale- Kurtuluş, kimi savaşlarda cephedeki Mehmetçiğe kağnılarla cephane taşıyan kahraman kadınlarımızın onur ve gururuyla... Başörtüsü olsun ya da olmasın tüm kadınlarımıza saygımız var.
...
■ Kadın, bilmeyene ' nefs ', bilene ' nefes'tir. (
Şemsi Tebrizi)
...
Eğitim ve öğrenimlerinin önü daha açılsa buna koşut başarı grafikleri de artacaktır.
Bir de madalyonun diğer yüzüne bakarsak
Kısa adı TİSK, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu tarafından yaptırılan bir araştırmada Ülkemizde öğretim gören ve çalışan genç kızların sayısı düş kırıklığı yaratıyor. Eğitim ve çalışmaktan yoksun bırakıl an genç kızımızın sayısı 16 Avrupa ülkesinin nüfusundan daha çoktur. Bu ülkeler; Danimarka, Slovakya, Slovenya, Finlandiya, İrlanda, Letonya, Litvanya, Estonya, Lüksemburg, Malta, Norveç, İzlanda, Hırvatistan, Makedonya, Arnavutluk ve Kıbrıs Rum Kesimi’dir.
Söz konusu araştırmadan başka ilginç sonuçlar da saptandı. Örneğin, Ülkemizde liseden sonra okuyamayan kız öğrencilerin nedenlerini ve oranlarını şöyle;
Sınavları kazanamayanlar
; Yüzde 29.
Evlenip okumayı bırakanlar;
Yüzde 14.6
Ailesi izin vermeyenler
, Yüzde 10.5.
Okumayı sevmeyenler
; Yüzde 9.8.
6.3.
Diğer nedenlerle;
Yüzde 1.
Diğer araştırmalardan sonuçlar;
Dünya İzleme Enstitüsü;
Türkiye’de kadınların yüzde 58’i şiddet görüyor. Bu oran Etopya’dan bile fazladır.
Violence Afaınıst Women Dergisi;
Türkiye, Ortadoğu Ülkeleri arasında kadına en fazla şiddet uygulayan ülkedir.
TİST Raporu;
Türkiye’de, 15-29 yaş arası kadınların yüzde 66’sı evde oturuyor.
Bu acı sonucun nedeni kimi atasözü ve deyimlerimizde saklıdır;
"Kadının yeri evidir.
Her eve bir baca, her kıza bir koca!"
Ancak bir gerçek var ki;
“Kızını dövmeyen dizini döver.”
Buradaki “dövme” fiilini kızlarına eğitim olanağı vermeyenler ve eve kapatanlar anlamında “dizini sövme” eylemini de pişmanlık anlamında kullanıyorum.
---
Kadın sorunlarını Atatürk’ün evrensel görüşleriyle umuda dönüştürmek olanaklıdır.
... Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan biçim, kılıkta başarıdan çok ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek
faziletle süslenip, donanmaktır Muhterem hanımlarımız Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacak, aksine onların üstüne çıkacak şekilde, bilgi kültürle donanacaklarından asla şüphe kesinlikle emin olanlardanım.
...
Bu millet esas terbiyesini aileden alır. Türk milleti öyle analara sahiptir ki her bir devrin büyük adamlarını bu analar yetiştirmiştir. Türk kadını daha büyük nesiller yetiştirmeye kabiliyetlidir.
...
Kahraman bi Tür kadını Elif’cik..
Türk kadınına
Mustafa Kemal'in Kağnısı derdi, Mermi taşırdı öteye, dağ taş aşardı.
Çabuk giderdi, çok götürürdü Elifcik Ünü
yanklılanmış
, asker içinde
.
Herkesten önce almıştı yükünü,
çıkmıştı
yola
Ye
ri geldi kağnısıyla yeri geldi sırtında cepheye mermi, erzak ,giyecek taşıd, hemşire oldu, askerin ağrısını dindirdi, yarasını sardı Yeri geldi halkı işgale karşı uyandırmak için protesto mitinglerine, yürüyüşlere katıldı.; silahını kaptı, Ulusal mücadelenin içinde yer aldı.
...
Anaerkil toplum olduğumuz yadsınamaz. Buna koşut, aile yapımız tarihsel gelişim sürecinde de söz konusu savı kanıtlar durumdadır. Örneğin, babalar daha çok konuşmasına karşın, son sözü genellikle kadınlar söylemektedir.Gelişen ve yapısal değişime uğrayan ülkemizde de artık kadın sorunlarına ilginin giderek arttığı da sosyal gerçektir. Toplumun eğitim ve gelir düzeyi artıkça değişim de hızlanacaktır. Kadınla erkek arasında güç, yetki ve siyasal etkinlik gibi farklılıkların kadın aleyhine oluşması yalnız geri kalmış ülkelere özgü bir yaklaşım değildir. Gelişmiş kimi ülkelerde de aynı sorun yaşanmaktadır. Politik yapılanmalarda kadınların yeterli sayıda temsil edilmemeleri çoğulcu ve katılımcı demokratik sistemin eksikliği olarak sürekli eleştirilmektedir.
...
Siyasal İletişimdeki karamsarlığa karşın kadınlar son 80 yılda kimi kazanımlar da elde etmişlerdir. Örneğin, 17 Şubat 1926 tarihinde yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu ile erkeklerin birden fazla kadınla evlenmeleri ve tek taraflı boşanmaları ile ilgili hakları kaldırılmış, kadınlara, boşanma, velayet ve tasarruf hakları tanınmıştır.
Kadınlarımız, seçme ve seçilme hakkına 1934 yılında kavuşmuşlardır. Bu konuda
5 Aralık 1934 tarihinde, Anayasa’da yapılan bir değişiklik ile kadınlara "seçme ve seçilme" hakkı verilmiş, 8 Şubat 1935 tarihinde ise, Türkiye Büyük Millet Meclisi, "Beşinci Dönem" seçimleri sonucu, 17 kadın milletvekili ilk kez Meclis’e girmiş, bu sayı, ara seçimlerde 18’e yükselmiştir.
8 Haziran 1936 tarihinde, İş Yasası’nın kabul edilmesi ile birlikte, kadınların çalışma yaşamına ilişkin kimi düzenlemeler gerçekleştirilmiş, örneğin, 22 Aralık 1966’da ise, eşit değerde iş için, kadın ve erkek işçiler arasında "ücret eşitliği" sağlanmıştır.
...
29 Kasım 1990’de Medeni Kanun’da yer verilen "Kadının çalışmasını kocanın iznine bağlayan" hüküm kaldırılmış, ancak meslek ve iş seçiminde ve bunların yürütülmesinde, evlilik birliğinin huzur ve yararının gözünde tutulması gerektiği vurgulanmıştır.
(Yeni Medeni Kanun md.192)
22 Mayıs 1997’de kadının evlendikten sonra, eşinin soyadını ve kızlık soyadını da kullanabilmesine olanak sağlanmıştır.
1998 yılına ek kadının vergiye tabi geliri, "Aile Reisi beyanı" adıyla eşi tarafından bildiriliyordu. Bu da bazı sorunlara gerekçe oluşturuyordu 29 Temmuz 1998’den itibaren uygulamaya son verilmiş oldu. O gün bu gün
kadınlar vergiye tabi gelirlerini, eşlerinin bilgisi dışında, adlarına beyan edebiliyor, eşi gelir-serveti ne ilişkim bilgi sahibi olmuyor.
22 Kasım 2001 tarihinde kabul edilen yeni Medeni Kanun ile kadınlara, yeni haklar da verildi. Bunlardan biri "Boşanma halinde mal paylaşımında" taraflar arasında önceden yapılmış, aksi bir sözleşme yoksa, boşanma durumunda, evlilik sırasında edinilen mallar, yarı yarıya paylaşılıyor; evlilik devam ettiği sürece, anne- baba çocuğun velayeti birlikte kullanabiliyor; eşin rızası bulunmadıkça, oturulan evin kira sözleşmesi feshedilemiyor devir işlemine olanak verilemiyor. Bu arada toplumsal gerçeğin altını da çizmek gerek;
Cumhuriyet kadınlarını yasalarla kazanılmış haklarıyla birlikte uygulamada her alanda erkeklerde yan yana gelmelerine olanak sağlanıyor. Unutmamalı ki, nehirler hiçbir zaman geriye değil, hep ileriye doğru akar.
...
■ Bilinmektedir ki, her safhada olduğu gibi toplum hayatında dahi görev bölümü vardır. bu genel görev bölümü arasında kadınlar kendilerine ait olan görevleri yapacakları gibi aynı zamanda toplumun refahı, saadeti için gerekli olan genel konulara dahi dahil olacaklardır.
(Mustafa Kemal Atatürk)