' Doğru var olmasa, yalan olur mu?'
Admin
Doğrunun var olması, doğrunun ve doğruluğun ortaya çıkması, insanların yalandan çok çektiği, bunaldığı, yalan tarafından boğulmak üzere olduğu anda, yok mu doğruyu söyleyecek diye feryat ettiği zamandır.
Değilse, yalan dünyada, yalanlarla dolu bir hayat içerisinde bir çok insan kendince mesut ve bahtiyar yaşar gider!
Çünkü, yalanda olsa, eğri de olsa kendi doğrusunu bulmuş olduğu düşüncesindedir.
Doğru semtine bile uğramasın ister.
Ancak, herkesin doğrulara ve gerçeklere eninde sonunda ihtiyacı olacağı sır değildir. Saklanan ve üstü örtülen doğrular, insanın kalbinin bir köşesinde ne zaman yeşereceği belli olmayan bir tohum gibi saklanır durur.
Doğruları dokuz köyden kovanlar, başımıza doğrucu Davut kesildi diye kendileriyle selam-sabah kesilenler, gün gelip hatırlanmış ve onlara ihtiyaç duyulmuştur.
Doğruyu konuşanların yanında, yalan pusuya yatmış bekler. Doğru lafı hazmedemeyenlerin yanına yaklaşır.
Başlar doğruları konuşanları eleştirmeye;
Sesini fazla yükseltmeyecekti...
Sizleri kırıp-dökmeyecekti...
Gururunuzla oynamayacaktı..
Dünyada bir doğru insan bu mu?
Hem ne malum dediklerinin doğru olduğu!
Karşısında kimse yokmuş gibi davranıyor!
Sizlerin tecrübesini ve yeteneğini hiçe sayıyor!
Yalan için tahrik, hile, desise, entrika, tuzak hırsla, öfkeyle, nefisle, gurur ve kibirle ateşlendi mi, kimsenin gözü doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırt edemez olur diyenlerin sözleri böyle zamanlar için geçerli olmuştur.
Yalan onun içindir ki, doğrunun zıttı kabul edilmiştir.
Doğrunun dokunduğu, insanın içine işlediği, kendini doğrulardan, doğrunun bunaltıcı etkisinden kurtarmak isteyen herkes yalana sığınmıştır.
Yalan doğrunun etkilerini azalttığı gibi, karşı bir cephe açma konusunda da oldukça hünerlidir.
Doğru ne kadar yalınsa, yalan bir o kadar renkli ve eğlencelidir.
Yalandan kim ölmüş diyenlerin yüzlerine vuran ışıltıları görmeden geçtiyseniz vay halinize!
Yalan söyleyen için en güzel yetenek, yalanı doğru gibi sunabilmek ve kabul gördürebilmektir.
Yalan; dostlukları, arkadaşlıkları, yuvaları, beraberlikleri, saltanatları, tahtları ve taçları yerlebir etmiş oldukça güçlü bir silahtır.
Elindeki argümanların gücü, yalan dünyanın en büyük silahlarıdır.
İftira gibi, hıyanet gibi, taraf değiştirme gibi, sözünde durmama gibi, göz boyama gibi, tarafları birbiri aleyhine tutuşturmak gibi hile ve entrikaların mimarbaşıdır yalan.
Doğru, yalandan yılan, bıkan, yalanın insanları yılan gibi zehirlediği atmosferde nefes alamayanların sığındığı bir limandır.
Bütün bunlar bilindiği halde, insanların yalancıların, yalan söyleyenlerin peşinde koşmaya, onlarla birlikte görünmeye neden can attıklarının cevabı ise ne yazık ki yoktur!
İnsanlar adeta kendilerine eziyet edene, acı çektirene, gözlerini boyayanlara, ardından gözyaşları döktürenlere, vurgundurlar. Huzur, sakinlik, rahat bir ömür sürme, doğru ve düzgün yaşama insanların en çabuk vazgeçtikleri yaşama şeklidir.
Doğrunun var olduğunu, yalan her ne yaparsa yapsın doğru ve gerçeklerin yalana galebe çalacağı bilindiği halde, yalan peşinden kendi arzu ve isteği ile canı yürekten koşma isteğinin sırrına ise henüz erilememiştir!
Doğru var olduğu içindir ki yalan vardır. Yalanı görenin doğrunun kıymetini bilmesi gerekir. Lakin, doğruları gördüğü ve bildiği halde, yine de yalana sıkı sıkıya sarılmanın neye delalet olduğunu söyleyebilecek dil lazım!
Hz. Pir bu konuda,
" Doğru var olmasa, yalan olur mu?"
diyor. Akşama kadar ağzından yalandan başka bir şey çıkmayan bizler, nasıl göreceğiz o doğruyu?
Rabbim doğruları görenlerden eylesin inşallah!