Admin

'Biz dile söze bakmayız!'

Admin

Söze bakan, tatlı dillere kanan, ne kadar doğru, ne kadar eğri diye aldırmayanlar olarak, söz oklarıyla defalarca vurulduğumuzu bilmiyormuşcasına, gelsin de beni vursun diye atıyoruz kendimizi söz oklarının önüne...

Hatta aramızda yarış var.

Kaç kere vuruldun yarışı!

Manasız-mantıksız hiç bir anlam ifade etmeyen söz oklarının delik-deşik ettiği kalplere sahibiz.

O söz oklarının kalpsizleştirdiği, sevgisiz kalplere.

Vurulmaktan, savrulmaktan, acı çekmekten, huzursuz olmaktan, ağlayıp-sızlamaktan şikayetçi olmadığımız gibi bilakis memnunuz.

Mutluluğumuzun sebebi yalan sözlerin üzerine kurduğumuz dünyanın dayanılmaz çekiciliği!

Kimi, seviyorum desek yalan!

Yalan çünkü, ısrar halinde lafın gelişi denilip geçen dillere sahibiz.

Seninle mutluyum desek, daha büyük bir yalan!

Çünkü mutluluk denen kavramla henüz tanışanımız yok!

Gönüle bakmak, hale bakmak gibi konular sadece dilimizde olduğu için, gönüle doğru yüzümüzü çevirme gereğini neden hissetmediğimizi kendimize dahi soramıyoruz!

Verdiği sözleri tutmayanlar, makbulümüz. Sözünü tutmayacak ki,  neden tutmuyor diye kara yaslar bağlayıp, acaba ne yanlış yaptık, ne dedikte bizi yanlış anladı, bugün yorgun mu, uykusuz mu, bir şeylere mi canı sıkıldı diye, üzüleceğiz, kahrolacağız, sabahlara kadar gözümüze uyku girmeyecek. Ona rağmen söz oklarıyla bizleri duman edenleri haklı göreceğiz!

Bunun adına ne derler, söyler misiniz?

Dile, söze bakmayanları neden eleştiririz?

Doğruyu konuşuyor gerçekleri söylüyor diye mi?

Doğrulara ölüm döşeklerinde hak verme huyumuzdan ne zaman vazgeçeceğiz?

Sözüm ona gönlümüzü alan, gönül çelen, yalan-dolan ne varsa başımızın tacı!

Yalancılar, dedikoducular, laf getirenler, laf taşıyanlar, laflardan yalan buketleri, yalan çelenkleri yapanlar sırdaşımız, dert ortağımız, ahretliğimiz, dostumuz, arkadaşımız!

Ah o gönüle bakanlar, ah o hale bakanlar!

Gönül dilinden anlayanlar, gönülleri okuyanlar, ne kadar foya varsa, ne kadar sahtekarlık varsa, ne kadar suizan varsa, ortaya dökenler!

Yalanın, iftiranın, sözleri yaldızlı olarak söylemenin hiç bir kârı olmadığını, söze bakanların kendi kendini kandırdığını açık ve net olarak ortaya dökselerde olmuyor!

Cümle söz sarhoşları, sözlerle kendinden geçenler, sözlere vurulanlar, o sahte sözler söylenmeden uyuyamayanlar, yola çıkamayanlar düşman oldular gönüle ve hale bakanlara...

Bu halin iyi değil, bu halin hal değil, ne oldu sana böyle deyin de görün gününüzü! Görün dünyanın kaç bucak olduğunu!

Benim halimden sana ne... diye başlayanlar, yıkmadık ne gönül köprüsü bırakır, ne de gönül sarayının camını çerçevesini...

Keşke her tatlı dil, her tatlı söz, gerçeğin ta kendisi olabilseydi!

Söz sanatının cambazları, sözü eğer de, büker de. İğnenin deliğinden geçirir, akıllara düşürür. Su üstünde yürütür. Kuşun kanadıyla uçurur.

Bal kabına düşürür tatlandırır, yağ kabına düşürüp yağlandırır, çaydanlığa koyar demlendirir, raflara koyar küflendirir, ateşlere atar küllendirir!

Biz dile bakmayız diyenler belki de onun için böyle demişlerdir. Gönüle uymayan dilin, bal damlayanından, yağdanlık olanından, demsizinden hayır gelmez diye!

Dil ve söz, yalanlara bel  bağladıklarından, doğruyu söyleyenleri duymamak için köşe-bucak kaçmıyor artık. Kulaklarında kulaklıkla gözünün içine baksa da, seni dinlemiyor.

Dinlediği başka şeyler, başka havalar, başka sözler!

Ne gönülle işi var, ne de halin ne olduğuyla. Gönlü dile, dili gönüle uyduğunda anlayacak, nerede ne yanlış yaptığını!

İşte o zaman Hz. Mevlana'nın şu sözüne hak verecek, "Biz dile söze bakmayız. Gönüle, hale bakarız!"

Yazarın Diğer Yazıları