'Bir şeyden kaçacaksan yılandan, akrepten kaçma, nefsanî isteklerden, heveslerden kaç!'
Admin
İnsan bütün bir ömrünü olmayacak istek ve heveslerinin uğruna harcar. Hem öyle bir harcar ki, o koşuşturmada, düştüğü perişan halini ne görür ne de görmek ister.
Olmayacak duaya amin deme diyen büyükleri dinleyen var mı?
İnsanlar kaçılması gereken heveslerden ve isteklerden ne denirse densin kaçmazlar.
Benim o makama gelmemi istemiyor!
Beni kıskanıyor!
Beni çekemiyor!
Zaten benim iyi bir yere gelmemi hiç istemedi!
Haset ne olacak?
Bunun sülalesi böyle!
Olmayacak hevesler için kendini yiyip bitiren insanların, ne dost tavsiyesine, ne arkadaş ikazına aldıracak, onları kaldıracak durumu yoktur.
Çekilen zahmet!
Çekilen boşa kürek!
Sonuçsuz talepler!
Hedefe ulaşamayan çırpınışlar,
Nafile çabalar,
İnsanı kendine getirmez.
Şükür ve kanaat çizgisine isyan edenler,
Daha fazlası için çalmadığı kapı,
Kırmadığı kalp,
Yürümediği yol,
Aşmadığı dağ kalmayanlar,
Uzun yıllar sonra keşke yorulduklarıyla kaldıklarını anlayabilselerdi!
Sen bu işe şimdilik heveslenme, merdiven basamaklarını birer birer çık denilenlerin öfke saçan yüzlerine, kapıları çarpıp çıktıklarına şahit olmuşsunuzdur.
Ya o kızarıp bozarıp, öfkeden duvarları yumruklayanlara ne diyeceksiniz?
Haddini bilmek güzel şeydir lakin,
Kışkırtmalar,
Tahrikler,
Kimse senden daha iyi değil,
Herkes anasının karnında mı öğreniyor bu işleri,
Oturdun mu koltuğa alışır gidersin,
Öğrenirsin teşvikleri altında,
egolar tavan yaparken,
Hele birde içinizde fırtınalar esiyorsa,
Gönlünüzde yatan aslanları salıvermek için kendinizi zor zapt ediyorsanız,
Ne had aklınıza gelir, ne hudut!
İnsan kendini bilir elbet!
Kendini bilmek, hırsının esiri olmak değildir.
Kendini bilen, Rabbini bilir. Rabbini bilenin boş hayallerle, olmayacak işlerle, üç gün beylik beyliktir söylemleriyle, nefsani istek ve heveslerle işi olmaz.
Kendini bildiğini iddia edip, kendini bilen adam diye kendini başkalarına özel olarak anlattıranlar sonunda hep hüsrana uğrayanlardan olmuşlardır.
İnsanoğlunun en büyük zaafı kendini övenlerin, iltifat edenlerin, olduğundan fazla gösterenlerin laflarına kapılıp gitmiş olmasıdır.
İnsanlarda ortaya çıkmak için küçük bir kıvılcım çakmasını bekleyen egolar, gururlar, kibirler dengelenemezse, engellenemezse o insanın heves ve isteklerinin artık sonu gelmez.
Önce ne oldum delisi olur.
Sonra, rol model olma havalarına girer,
İnsanlara tepeden bakar,
Yanına salavatla girilenlerden olur,
Onu beğenmeyenin, övmeyenin yanında yeri olmaz!
Nefsin atına binip dörtnala koşan,
Koşarken ağzı kulaklarına varan,
Çevresindekiler tarafında alkışlara, övgülere mazhar olan insan heveslerinden geri durabilir mi?
İnsanların birçoğunu, bu hale bizler getiriyoruz!
Doğru insanların, düzgün insanların yanında olma isteğimiz yok!
Kendini öve öve bitiremeyen, inanmazsınız şu arkadaşa, bu arkadaşa da sorun diye kendini reklam eden insanları ağzı açık dinleyen bizler değil miyiz?
Nefsani isteklerini insanlara dayatan, heveslerini gerçekleştirmek için her türlü entrikayı, hileyi, desiseyi çeviren, yalanı doğru gibi anlatan insanlara hayran olan bizler, ne onların yediği darbelere, ne de onların peşinde koşarken neler kaybettiğimize hiç bakmadık!
Boş ve olmayacak heveslerin peşinden sürüklendiğimiz yıllar, boşa harcadığımız zamanlar hiçbirimizin gözünü açmadı.
Sanki, eziyet çekmekten, sürüklenmekten, boşa kürek çekmekten anlatamadığımız bir zevk alıyor gibiyiz!
Yanlış olduğunu, hatalı olduğunu bile bile onlarca yıldır gittiğimiz yollar, hangi birimizin gözünü açabildi?
Hz. Mevlana, yüzyıllar öncesinden bakın nasıl sesleniyor; “ Bir şeyden kaçacaksan yılandan, akrepten, aslandan, kaplandan kaçma da, bedenden kaynağını alan nefsanî isteklerden, heveslerden kaç! Çünkü başımıza gelen bütün belalar, çektiğimiz bütün zahmetler, meşakkatler boş ve olmayacak heveslerden meydana gelir.”