'Bir santim bir milim sev, ama sev yeter'
Admin
Sevdiğin kadar sev beni
Yeter ki sev.
Gözlerime bak, ellerimden tut
Hüznü, gurbeti bir süre unut
Sevdiğin kadar sev.
Sevdiğin kadar sev ama sev yeter
Bir metre sev, bir santim, bir milim sev
Ama sev yeter.
(A.Rıdvan Bülbül)
***
Yarın çık gel.
Bırak her şeyi, bir bekleyenim var de gel.
Gel ki bu şehir adımlarınla anlamlansın.
Gel ki bu şehir nefretim olmaktan çıksın.
Gel ki nefes alayım.
Gel. (Nazım Hikmet)
H. Cibra’nın aşk için neler diyor;
“Aşkı konuşmak için dudaklarımı suyla, ateşle temizledim. Ama hiçbir sözcük bulamadım. Aşktan haberdar olduğumda sözler cılız bir hıçkırığa dönüştü, Yüreğimdeki şarkı derin bir sessizliğe gömüldü. Ey bana sırların varlığına inandığım Aşk’ı soran sizler, aşk peçesiyle beni kuşattığından beri ben size aşkın değerini sormaya geliyorum. Sorularımı kim yanıtlayabilir. İçinizden kim içimdeki benliği bana ve ruhumu açıklayabilir? Aşk adına söyleyin; yüreğimde yanan, gücümü tüketen ve isteklerimi yok eden bu ateş nedir? Ruhumu kavrayan bu yumuşak ve kaba gizli eller nedir; yüreğimi kaplayan bu acı sevinç ve tatlı keder nedir? Baktığım bu görünmeyen, merak ettiğim açıklanamayan, hissettiğim hissedilemeyen şey nedir? Aşk diye seslendiğimiz şey nedir? “
...
Ünlülerin sevmeye ilişkin özdeyiş niteliğindeki yorumlarını aktaralım;
■ İlk ve son aşkımız kendimize karşı olandır. (Bovee)
■ Aşk, masraflarla çevrilmiş bir duygu okyanusudur. (Lord Dewar)
■ Gençlerin istekleri; Aşk, Para, sağlık. Yaşlıların istekleri; sağlık, para, aştır.
Erkekler aşka aşık olarak başlarlar, kadınlara aşık olarak bitirirler; kadınlar da erkeklere aşık olarak başlar, aşka aşık olarak bitirirler. (Remy de Gourmont)
■ Aşk Fransa'da bir komedi, İngiltere'de bir trajedi, İtalya'da bir opera, Almanya'da bir melodramdır. (Blessington)
■ Aşk, deniz meltemleri gibidir; sesini duyarız, nereden nereye gittiğini kestiremeyiz. (Borne)
■ Aşkın gözü kördür. (Propertius)
■ Aşk, yüreklerden gökyüzüne kadar uzanan ateşten bir merdivendir. (E.Geibel)
■ “Aşk, yepyeni kalabilen eski bir masaldır.” (H.Heine)
■ “Aşkın gelişi, aklın gidişidir.”
(Antoine Bret)
■ “Beni az, ama uzun sev.” (Marlowe)
■ “Aşk, geceyi bile gün ışığına boğabilir.” A. Salle
■ “Sevmeyi bilmeyen, ölmeyi de bilmez” (Anonim)
■ “Aşk, sürekli bir mutluluktur. “
(George Sand)
....
Her gece açıp penceremi bağırıyorum:
“Seni seviyorum, duyuyor musun?”
Arada evler oteller, dükkânlar
Çekip o evleri, otelleri bir kenara
Her gece sokak sokak seni arıyorum
Arada rıhtım var, deniz var, vapurlar…
Denizi, vapurları koşa koşa geçiyorum
Ay altında kalkan uçaklara yetişip
İtiş kakış bilekler, eller, ayaklar
Her gece sana doğru geliyorum tekrar tekrar.
(Necati Cumalı)
...
Milletvekilleri de insan olduklarına göre aşkı da konuşacaklar. Önceki dönemlerde Meclis kulisinde, haber niteliği de taşıyan aşk söyleşisiden bir kesit;
“Aşkın tarifi var mıdır? Ömrü kaç yıldır? Evlilik aşkı öldürür mü? Meclis kulisinde milletvekilleriyle sohbet ederken konu aşk ve evliliğe geldi. Sohbet koyulaşınca bir anda vekillerimizin çoğunun sevdalı olduğu anlaşıldı; aşkın kimi tanımları yapıldı. Sonuçta da vekillerimizin aşk konusunda ne kadar bilgili oldukları ortaya çıktı. Örneğin, 30 yıllık evli olan eski bir Milletvekili aşk yapmış yapmasına da - kendi deyimiyle- bir süre sonra aşk bitmiş. Evliliği dört evreye ayıran söz konusu milletvekiline göre ilk yıllar aşk dolu geçer, sonraki yıllar sevgiye dönüşür; ardından aynı çatı altında arkadaşlık başlar, evliliğin sonlarında eşler birbirlerine komşu olur. “
Dayanamayıp Milletvekiline soruldu;
-Siz hangi aşamadasınız?
Bir Milletvekili önce güldü, sonra 'Hanım kızar' diyerek ser verip sır vermedi.
Bir başka milletvekili takılmadan edemedi;
- Şimdi eşi ile iyi komşularmış.
Kimi Milletvekiline göre aşkın üç evresi var; körlük, sağırlık ve uyanış.
...
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın ağulum
Günahımsın, vebalimsin.
Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın.”
(Bedri Rahmi Eyüpoğlu)
...
■ Bir aşkı başka aşk söndürebilir. Aşkta ne yükseklik, ne alçaklık, ne de akıllılık ve akılsızlık vardır. Hafızlık, şeyhlik, müritlik yoktur. Sadece kepazelik, aşağılık ve rintlik vardır. İnsanın toprağını aşk şebnemi ile yoğurdukları için âlemde yüzlerce fitne ve kargaşalık peyda olur. Aşkın yüzlerce neşteri, ruhun damarlarına sokuldu ve oradan gönül adı verilen bir damla aldı. Aşk engin bir denizdir ki, ne kenarı vardır, ne de ucu bucağı. (Hz. Mevlana)
■ Gönül kime söz vermişse aşk onda muhteşemdir. ( Şems-i Tebrizi)
...
Klasik söylemiyle 14 Şubat Sevgililer Günüdür. Kuşkusuz gerçek sevgi günlere, aylara ve yıllara sığmayacak kadar büyük ve anlamlıdır. Üstüne üstlük sevgi sözcüğü görecedir, bireylerin kendilerine özgü sevgi anlayışı vardır. Kimileri bir umman kadar engin sevgiyi günle sınırlamanın sığlığını dile getirir; bazıları sevdikçe sever, sınırları aşar gider, gök, dağ, deniz, demeden gider.
---
Gerçek aşklar değişmez. Sadece yıllanmış şarap gibi giderek keskinleşir. Seviyorsanız ve aşıksanız ona buna bakmayın, sevmeye devam edip gidin. Aşksız yaşam, meyvesiz ağaca benzer, kupkurudur. Ağaçların türlü çeşit meyveleri ve yemyeşil yapraklarının içeriğinde mutlaka bir aşkın önsözü vardır.
...
Gölgesinde mevsimler boyu oturduğumuz
Hep el ele vererek hayaller kurduğumuz
Kimi üzgün, kimi gün neşeyle dolduğumuz
O ağacın altını şimdi anıyor musun
O güzel günler için bilmem yanıyor musun
Attığımız tarih de, çizdiğimiz o kalp de
Silinmemiş duruyor hepsi yerli yerinde
Ben şarkılar söylerdim yatarken dizlerinde
O ağacın altını şimdi anıyor musun
O güzel günler için bilmem yanıyor musun
Güfte ve Beste: Yusuf Nalkesen
Makâm: Hicâz, Usûl: Semaî
---
■ Sevgin yoksa dost arama.
(Şadi Şirazi)
■ Gerçek sevgi, iyilik gördüğünde artmayan, kötülük gördüğünde eksilmeyendir.
(Yahya B. Muaz)
■ Aşk, özgü ve kendiliğinden olduğu zaman yeşerir ancak, ödev gibi düşünülmeye başladı mı, öldü gitti demektir. (B. Russel)
---
Sonra adım adım sevgiye yaklaşmak ve Fuzuli’nin dizeleriyle ona dokunmak vardır;
“Aşiyan-ı mürg-i dil zülf-i perişanındadır,
Nerde olsam ey peri gönlüm senin yanındadır”
Fuzuli, Divan’dan seslenir de koca Yunus halkça konuşmaz olur mu hiç;
“ Dinleyin ey yarenler aşk bir güneşe benzer
Aşkı olmayan kişi misal-i taşa benzer
Taş gönülde ne biter dilinde ağu tüter
Nice yumuşak söylese sözü savaşa benzer”
---
Mevlana’dan rüzgârdır eser ılık mı, ılık;
■ Ben dostlarımı ne kalbimle ne aklımla severim. Kalp durur. Akıl unutur. Dostlarımı ruhumla severim. O ne durur, ne de unutur.
■ Bir aşkı başka aşk söndürebilir. Aşkta ne yükseklik, ne alçaklık, ne akıllılık-akılsızlık vardır. Aşk, engin bir denizdir ki, ne kenarı ne de ucu bucağı var.
---
Sizler nerelerdesiniz bilemem ama ben sembolizmin öncülerinden Maeterlinck’in “Şarkı” adlı şiirine takılı kaldım, oradayım;
“Bir gün döner gelirse
Ona ne söylemeli?
Dersin ki bekleyerek
Kapadı gözlerini.
Ya yine o sorarsa
Beni hiç tanımadan
Belki bir derdi vardır
Ona kardeşçe davran.
Nerde diye sorarsa
Ne cevap vereyim ben.
Ver altın yüzüğümü
Hiçbir şey söylemeden
Ya derse ki salonda neden yok hiç kimseler?
Açık kalmış kapıyı
Sönmüş lambayı göster.
Ya o zaman derse ki
Nasıl oldu ölümü?
Belki ağlar korkarım
Söylersin güldüğümü.”
...
Söylemimi bir kez saha yineleyeyim;
“Hayat böyledir işte,
Seversin yol üstü,
Ağlarsın dönüşte.”
Aşkta duygusal eylemler ve bitmeyen özlemler, yazgıya dönüşür, sonunda yaşama evrilir. Aşkın okulu (mektep) yoktur; kendi kendini yetiştir, gelişir. Çünkü O, alaylıdır.