'Aşk ateşi önce sevilene düşer!'
Admin
Hz. Mevlana,
"Allah'ım kalplerimizi mum gibi yumuşat!"
derken, o taş kalplerimize öyle bir sevgi, öyle bir merhamet, öyle bir hoşgörü ver ki, o sevginin ateşi katı kalplerimizde, taş gibi olan kalplerimizde yandığında, aynen mumun erimesi, yumuşaması gibi, kalplerimizde yumuşasın, bütün katılığı, bütün nefreti, bütün olumsuz tarafları erisin gitsin temennisinde ve duasında bulunuyor.
Mum aşk yolunda kalbe benzetilmiştir. Kalbimiz apayrı bir dünyadır aslında. İçine dünyaları sığdırdığımız, bazen gül bahçesine, bazen diken tarlasına döndürdüğümüz, bazen geçit vermez engelleri, setleri, hendekleri kendi ellerimizle kazdığımız, bazen kapılarını ardına kadar açtığımızdır kalp!
Bahçelerinde güller, mor sümbüller, leylaklar, menekşeler açar. Poyrazından, Karayelinden, tipisinden, ayazından, boranından kim görse kaçar!
Aşkın yolunda, aşıkların yolunda mum sandığınız, bildiğiniz, tanıdığınız mum değildir!
Yol ise, bilindik, tanıdık, defalarca gidilmiş gelinmiş, virajları, yokuşları, inişleri, dönemeçleri, tümsekleri, engebeleri bilinen yolların hiç birisi değildir.
Aşık yolu derken, süfli aşkların, hercai gönüllülerin, günlük, bir kaç haftalık, ben bu işten vazgeçtim, sen yoluna-ben yoluma dediği aşklardan hiç değildir.
Bu aşk edebiyatı yapılan, yapıldığı sanılan, afişlerde, pankartlarda, bilbordlarda bulunmayandır!
Bu aşkın serenadı yoktur!
Sevgili önünde cümle alem görüp şahit olsun diye göstere göstere diz çökülen aşkı, sevgiliye saygısızlık olarak görür.
Bu aşktan elektrik de alamazsınız! Her elektrik kesildiğinde, başka elektrikler almaya kalkanların da bu aşkla uzaktan yakından alakası bulunmaz!
Beni taşıyamazsın diyenleri de reddeder aşk. Çünkü aşk, taşınan değil hiç bıkmadan, usanmadan, vazgeçmeden ebedi olarak yaşanandır!
Dillendirilmesi, ballandırılması, cümle-alem bilsin diye reklamlara konu olması da bu aşka gölge düşürür.
Mum deyip geçmeyin sevgili okurlar, mum bu yolda asil bir duruşa sahiptir. Gecelerin aydınlatıcısı, zifiri karanlıkların yol, iz gösterenidir.
Mum yanmadan, mum ışığı kendini göstermeden, sessiz, sakin, bir köşede yanmayı bekler aslında.
Aşk, ateş olmadan, o ateş gönüllere düşmeden, sıçramadan yani sevilen olmadan muma benzer!
Mumun yanması, kendini yakması, ışıtması, aydınlanması, erimeye başlaması ve yaklaşanı yakması da ibrettir anlayana.
Mum yanmadan yumuşamaz!
Taşa benzeyen gönüllerin, hissiz, ruhsuz olarak bilinen ve tescillenenlerin yanması, pervanenin ateşe kendini atıp ta o ateşte can vermeye koşmasına benzer!
Yak diyen, ateşe yak dediğinde, ateş yak müsaadesi dairesince yakar yanacak olanı.
Aşkın ateşi hamları pişirir!
Pişmişi yakar, oldurur, olgunlaştırır, kemale erdirir!
Yanmayan, yakamaz!
Bu yolda sevilen olmak önemlidir. Sevilen olundu mu, seven baştanbaşa pervane kesilir. Sevilenin ışığına, ateşine, narına gözünü kırpmadan atar kendini!
Aşık değilsen, aşık taklidi yapıyorsan, bana aşık desinler diye aşk sözleri söyleyip geziyorsan, duvarlara, dağlara, taşlara çarpar durursun da, haberin olmaz!
Aşkı aramaya çıkanlar aradık bulamadık, acaba Kaf dağında filan mı demişler!
Aşk'ın kaf dağında işi ne?
Aşkı ben iyi tanırım, benden iyi onu kimse yönlendiremez, benim sözümden dışarıya çıkamaz, kelebek misali kanatları elimde, kaçamaz da, uçamaz da diyenlerin anlattığı aşkın aşk olduğunu kim söyledi? O mum dediğin nesne var ya, ben yakmasam, ben bakmasam, adını anan olmaz, bakan olmaz, yakan olmaz diye böbürlenenlerin, övünenlerin mum dedikleri şey, mumdan başka her şey olur da, anlatılan mum olmaz!
Onlar yaşadıklarını aşk sanmışlar, aşk budur, şudur diye anlatanlardan olmuşlarsa, ne yapsın aşk?
Hz. Pir, bu konuda bakın ne diyor;
"Aşk ateşi önce sevilene düşer, ondan da âşıka sıçrar. Muma bak da gör. Önce kendisi yandı sonra pervaneyi yaktı!.."