Admin

'ALLAH VERİR BABAM, ALLAH NELER VERİR…'

Admin

Hacıveyiszade Mustafa Kurucu Hocaefendi,  herkesin yardımına koşan, çare arayan, yaraları saran, gönülleri yapan, maneviyat hekimi, kalp kırmayan, doğruyu her ortamda çekinmeden söyleyen, ikazları bile kırıcı olmayan, Konya’nın yetiştirdiği gönül adamlarının en sevilenlerinden biri olarak gönüllerde yaşıyor.

Onun yetiştirdiği öğrencilerinden onu dinleyen biri olarak, öğrencilerinin ağzından bazı hatıraları sizlerle paylaşıyorum;

MEHMET  ALİ UZ ANLATIYOR;

Mezun olduğum yıl askere gidecektim. İkindi namazına Aziziye Camiine gittim. Namaz sonrasında dışarıda bekledim.

Hacıveyiszade Hocam dışarı çıktı. Beni görünce gülerek yanıma yaklaştı.

Elini öptüm.  Askere gideceğimi söyledim.  Bana dua etti.

Arkaya doğru kıvrılmış, para çantaları vardı. Ön tarafında bozuk para olur, arkaya doğru kıvrılan kısmına kağıt para konurdu.

Çantanın kağıt para olan kısmını açtı içinden bir beş lira çıkardı.  1958 yılı şartlarında bu para büyük paraydı.

O anda şöyle düşündüm;  Hocamın kim bilir ne kadar çok tanıdığı var, onların hepsine para vermeye kalksa ne yapar, hakkından nasıl gelir diyordum ki…

Baktım eli havada, ve kaşlarını çatmış bir şekilde bana bakıyor. O hali bu parayı al demekti.

Elini öptüm parayı aldım.  Bu Hacıveyiszade Hocamla son görüşmem oldu.

Askerliğimi Çorlu’da yapıyordum. 1960 yılının Şubat ayı başında Konya’ya izinli gelmiştim. Cenazesine katıldım.

O gün çok karlı amma pırıl pırıl güneşli bir hava vardı.  Konya’da ilk defa kadınları bir cenaze namazında görüyordum.  O cenazede kadınlar köşelere sinmiş bir şekilde ağlıyorlardı.

Kalpten geçenleri bildiği ile ilgili çok hatıralar vardır.

Arkadaşlarımıza kalıbın burada aklın başka yerde derdi. Hocaefendi bunu kerameten mi, yoksa feraseten mi söylerdi?

Bazen derste kendini kaybederek geleceğe matuf şeyler söylerdi.  Sizden çok büyük insanlar yetişecek, Valiler, Kaymakamlar, Genel Müdürler, Bakanlar çıkacak derdi. Sonrada bize dönüp, sahtekarlar,  beni keramet izhar ediyor sanmayın, feraseten söylüyorum derdi.

ŞÜKRÜ TELLİOĞLU ANLATIYOR;

Hocalarımız içinde Arapça dersimize giren Hacıveyiszade çok sevdiğimiz, hürmet ettiğimiz, değerli bir hocamızdı.

Biz bilemediğimiz bir soru oldu mu, yada içinden çıkamadığımız bir konu oldu mu, doğrudan Aziziye Camiine giderdik. Hocamız oranın İmamı ve hatibiydi.

Saat, zaman, vakit önemli değildi. Sanki 24 saat soracaklarımıza bekliyor gibiydi.

Hacıveyiszade Hocamıza, Hocam dediğimiz an o bizi cevaplamaya hazırdı.

Bizim İmam Hatip Okuluna gelirken bir ön hazırlığımız yoktu. Bu türden bilgilere açtık.

Ortaokula başlar gibi başlamış, normal ortaokul derslerinin yanında 7-8 ders daha eklenmişti..,

Takıldığımız ne olursa Hocama sorardık.

Yüzü devamlı tebessüm halindeydi mübareğin.

Bizi cemaatin arasında görür görmez hemen sorardı;

Derdin ne? Sıkıntın ne evladım? Buyur evladım…

Soruyu sorduğumuzda ise;

Hemen babam, hallederiz babam, tamam babam, derdi.

Yardımı çok severdi. Bütün hayır, işlerinin başındaydı. Kendinden yardım talep edildiğinde; Bismillahirrahmanirrahim diye başlar…

Allah verir babam. Allah neler verir…Yeter ki, biz sebebini işleyelim, yeter ki bir adım atalım derdi.

Bize, bundan sonraki neslin mimarları siz olacaksınız diyordu.

Derste şaşırana, takılana kızmazdı. Olur babam, yarın hazırlan öyle gel babam der, bizleri cesaretlendirmek için, haydi babam, haydi arslanım gibi ifadeler kullanırdı.

Bazen coşar, Arapça beyitler okurdu. 24 saatlik bir gün sürenin belki birkaç saatini evinde geçirirdi. Devamlı hizmet içerisinde olan bir insandı.

Çok desteklerini gördük. Elimizden tuttu. Seviyemize kadar indi. Anlamadığımız bir şey oldu mu, bıkmadan, usanmadan defalarca anlattığı olurdu.

ÖMER ALİ GÜNEŞ ANLATIYOR;

Mevlana’ya yakın Cevizaltı mescidi vardı. Biz orada 35 çocuk sabahları Hacıveyiszade Hocamdan kuran okurduk. Mescidin anahtarı bizdeydi. Kuran okumaya geldiğimizde Mescidi açar girer, Hocamızın gelmesini beklerdik.

Soğuk bir gündü. Elimizde anahtar, kapıyı açmak istedik açamadık.

Teker teker neredeyse bütün arkadaşlar kapıyı açmayı denedik olmadı.

Mescidin kapısı açılmıyordu.

Hocam geldi.

Hayırdır dedi ne oldu? Neye bekliyorsunuz?

Kapıyı açamadık Hocam…

Hepimiz denedik, kapı açılmıyor.

Anahtarın ucunu diliyle hafifçe ıslattı. Bismillahirrahmanirrahim dedikten sonra kilidin içinde anahtarı döndürdü.

Çıııt… diye bir ses duyduk. Kapı açılmıştı.

Tuzsuzlar dedi…

Besmele çekmeyi unutursanız, kapı açılmaz.

AHMET ALTINTEPE ANLATIYOR;

Eskiden üç karne alırdık. Şubat tatili yakın. Evde bunaldık. Konya’da bunaldık. Hasret var.  Derste dalmışım

. Bizim köyde bir taş oyunu oynardık taşları dizerler, yuvarlak bir taş olur, karşıya geçeriz o dizili taşa elimizdeki taşı atarız, bilye oyununa benzer bir şey.

Sınıfta hayalen onu oynuyorum. Bir ses Ahmet!... dedi.,

Kendime geldim. Baktım Hocam…

Ahmet dedi bırak taşları. Biz dedi cennet bahçesinde ders anlatırız, Ahmet gitmiş köyde taş oynar.

Böyle bir Hoca’dan insan kopabilir mi? Elini eteğini değil, bastığı toprağı öpmemiz lazımdı.

Onun dersinde çıt çıkarmazdık. Ondan alacağımız çok şey vardı. ancak çocuktuk. Çocuk yaşlardaydık.

Yazarın Diğer Yazıları