Ulem Öyküleri

Ulem Öyküleri - Rıdvan Bülbül - Yeni Meram Gazetesi

Ulem Öyküleri
TAKİP ET Google News ile Takip Et

Öncelikle Ulema sözcüğüne bir açıklık getirelim. Ulema ne demektir?

Ulema “ alim” sözcünün çoğuludur. Alim de bilgin( bilge) demektir. Bu durumda ulema “bilginler” anlamına gelmektedir. Pratikte “ulema “ sözcüğü  İslam Bilginlerine özgü  kullanılmaktadır.

Cuma gününün uhrevi havasına uygun bir ulema öyküsü aktaralım;

Şirazlı Sadi, kendisinden sonrasına ne kalacağını merak eden Rum sultanının öyküsünü  anlatıyor;

İşittim ki Rum sultanı, güvendiği bir bilginin karşısında ağlıyormuş;

"Düşman bende mecal bırakmadı. Bu kaleden, bu şehirden başka bir şeyim kalmadı. Çok çalıştım, bundan sonra oğlum da halkın önderi olsun istedim. Fakat şimdi soysuz düşmanım fırsat buldu; yiğitliğimin, irademin pençesini büktü. Nasıl bir tedbir alsam, ne çare bulsam... Kederden vücudum da yıprandı, ruhum da.."

Bilgin, sultanı dinledikten sonra parlamış

;

"Nedir bu ağlamak! Asıl bu senin düşüncene, himmetine ağlamak gerek!.. Birader bir kendini düşün! Ömrünün çoğu iyi çağlarda, iyi zamanlarda geçti. Her şeyi gördün, yaşadın. Her şeyin oldu. Sana yaşadığın sürece elinde kalanlar yeter. Sen gittiğin zaman dünya artık senin değildir, dünyada ne varsa başka birinin olmuştur. İster akıllı çıksın ister akılsız, kendinden sonrakini düşünme. O da kendi gamını, cefasını çekecek, kendi sefasını sürecektir... Şu dünya kılıçla, kanla zaptedip sonra bırakmak zahmetine, cefasına değer mi? İskender, Feridun, Hakkak, Cem... Ve cümle alem hükümdarları... Aldılar, zaptettiler... Hangisini biliyorsun ki tahtına, saltanatına zeval gelmemiş olsun? Baki olan tek saltanat yüce Tanrı'nın saltanatıdır!.."

Rum sultanı can kulağıyla dinlerken bilgin devam etmiş;

"Görüyorsun ki, kimse ebedi kalmıyor, şu halde ebedi kalmayı kim umar? Kimin altını, gümüşü, hazinesi, toprakları, sarayları kalmışsa bunların hepsi sahibi gittikten sonra, az ya da çok zaman içinde dağılıp gitmiştir. Ama daimi bir şey bırakan kimsenin ruhuna her zaman rahmet ulaşır.İyi nam bırakan bir büyük için gönül erleri, gönülden, o yaşıyor diyebilir. Meyvesini yemek istiyorsan, ağacını yetiştirmeye bak... İyilik et, meyvelerini herkesin yiyeceği ağaçlar yetişir. Yarın divan kurulur, o zaman herkese gerçek ihsanı miktarınca makam verilir. Kimi fazlasıyla çalışıp çabalamıştır, Tanrı dergâhında onun yeri daha yücedir. Kimi ziyadesiyle haindir, Tanrı'ya karşı mahcup olur ve bir iş görmemiş bulunduğu için karşılık isteyemez. Bırak onu, nedametten elinin tersini kemirsin. Çünkü bu kadar sıcak fırın varken bir ekmek pişirememiştir. El alem harman kaldırırken vaktiyle tohum ekmemiş olmak ne gerçekliktir?"

Rum sultanı anlamış ki, sonraya kalan sadece namdır, o da gerçek eserle olur.

Bir ulemanın altı çizilecek söylemi;

Bilge bir zat( Ulema) ölüme mahkum edildiğinde talebelerinden biri ağlayarak; “Sizi haksız yere öldürecekler” demiş.,

Ulema hemen yanıtı vermiş;

“Haklı yere ölüme mahkûm etselerdi daha mı iyi olurdu yani?

---

Şah Nüşirevan, adaletiyle ün salmış bir İran hükümdarıydı. Şahın da katıldığı bir av partisinde hizmetçiler, pişen kuşlara atılacak tuzu eşyalar arasından bir türlü bulup çıkaramadılar. Sonunda, bir hizmetçiyi tuz aramak üzere köylere göndermeye karar verdiler. Nüşirevan, endişe etti;

- köylüden tuz istersek zamanla bu  gelenek haline gelir de sonra günün birinde bu iş vergiye dönüşür.

Hizmetçiye alınacak tuzun parasını eksiksiz ödemesini emretti.Mahiyetindekiler;

- Padişahımız, dediler, bu kadar değersiz bir şeyden ne çıkar?

Şah Nüşirevan’ın  yanıtı kıssadan hissedir;

- Bu dünyaya zulüm böyle küçük ve değersiz, fakat her yeni gelenin biraz daha büyüttüğü kaynaklardan gelmiştir.

Bakmadan Geçme