Rahatlama öyle bir şeydir ki!..

Rahatlama öyle bir şeydir ki!.. - Erol Sunat - Yeni Meram Gazetesi

Rahatlama öyle bir şeydir ki!..
TAKİP ET Google News ile Takip Et

Oh be, dünya varmış sevgili okurlar! Sakinliği özlemişiz vesselam! Herkesin yüzünde bir gülümseme, herkeste tarifsiz bir rahatlama!

Dozu şaşmış gerilim, yüzlere vuran gerginlik, stres, yaydan fırlamaya hazır ok misali haleti ruhiyeler bitti çok şükür!

Sakinlik demişken, sakince oturmak, sakince düşünmek ve sakince konuşmak lazım artık!

Kışkırtıcıların cılız sesleri her geçen gün, şiddetini daha da azaltıyor, bir süre sonra, kendileri söyleyip, kendileri dinleyecekler!

Ülkenin ne kadar gerildiğini, insan yüzlerindeki rahatlamaya bakarak anlayabilirsiniz.

Sandık sonuçlarını olmadık gerekçelere bağlamaya çalışanlar, günah keçisi aramaya çıkanlar, bu anlamsız çabalarını sonlandırsalar fena olmayacak!

‘Kendim ettim, kendim buldum’

türküsünü bilirsiniz. Kendim ettim, kendim buldum diyemeyen ne yapar?

Her neyse!

Vekiller mazbatalarını aldılar. TBMM rozetlerini takmaya başladılar. Seçim gibi bu törenlerde gayet sessiz ve sakin bir biçimde başladı ve sürüyor.

Ya herkesin milletin verdiği sandık dersinden sonra, ayakları yere bastı, yada

'kader böyle imiş ne söylesem boş!'

dedi siyasiler!

Sözleri Sezen Aksu'ya, müziği Sezen Aksu ve Uzay Heparı'ya ait olan

'Sakin ol'

şarkısının

'Şişt, şişt sakin ol, sinirlerine hakim ol!'

şeklindeki nakaratını hatırlıyorsunuz.

Siz o dizelerin içinden, 'sakin ol' ve 'sinirlerine hakim ol' kısmını alın yeter!

Zaman herkes için en iyi ilaç.

Şimdi sakin olma zamanı...

Her konuya

usulutle ve suhuletle

bakma zamanı!

Kartallar yüksek uçarmış, Şahinler tepelere konarmış gibi laf çarpıtmalardan vazgeçin artık.

Yalanları doğru gibi anlatan ve yutturan laf cambazlarını onlarca yıldır dinleyen sanki biz değiliz de, bir başkaları!

Tevatürleri, rivayetleri, dedi ki, demişkileri dinlemekten bıkmadığımız gibi, yine ne olmuş diye dinlemeye topyekün hazırız!

Dedikoduyu çok sevdiğimizi, onsuz yapamayacağımızı gelin saklamayalım!

Kendi söylediğimiz yalanlara bile az mı inandık!

Doğruyu-dürüstü, tekme-tokat, dokuz köyden kovan bizden başkası mı?

Şimdi ağlamayı beğenmeyenlerimiz, inandık, yanıldık, aldandık, benim zihnimi, o çeldi, bu çeldi diye başladı laf dolaştırmaya...

Neden? Çünkü, bu pişmanlıklar içimizde ki, yeni mecra kıpırtıları! En ufak bir ayrıntıya dahi kulak kabartılması ondan!

Koptu-kopacak, ayrıldı-ayrılacak olanların temayülleri ve tahayyülleri bu yönde!

Bugünlerde en çok sevdikleri söz,

'su akar mecrasını bulur'

sözü.

Mecra bulsalar, yelkenleri açıp, akıp gidecekler sessizce!..

Mecranın yatağı derin, suyu serin, çağıltısı bol, denizlere akıp gitme yüzdesi garanti olduğu hallerde gemilerin nasıl yakıldığını, yumurta küfelerinin nasıl fırlatıldığını, insanların nasıl o mecraya atıldığını anlayamazsınız bile!

Kanım aksa partim diye, liderim diye akar, ölürsem, üzerime partimin bayrağını örtün diye işi abartanların bu işlerin öncüleri olması kimseyi şaşırtmasın!

Bu millet yedi parti değiştiren Jet Kubi'yi unutmadı!

Gerçekçi insanın ayağı taşa takılsa, geriye doğru bakar ve sorar, ben ne yaptım da, bu küçücük taş beni yüz üstü yere kapaklandırdı diye.

Kendini düşüren taşa bahane bulmak, taşı yerden yere çalmak, takılan ayağı ile sağa sola tekmeler ve küfürler savurmak, kapaklanan o koca vücudun neden onu yüz üstü yerle bir ettiğinin sırrını çözememek, mümkün mü?

Düşene değil, düşürene bak derler de, düşenlerin istisnalar haricinde geneli,  bir ben miyim ayağı takılan diye, üzerine almamaya çalışır bu düşme hadisesini!

Her şey bir yana, 8 Haziran sabahından itibaren normale döndüğümüzün ışıltısı insanlarımızın yüzüne yansımış durumda. Bu yansımayı ve rahatlamayı dileriz siyasetçilerimizde görür!..

Bakmadan Geçme